Tehdit Altında Yaşamak

Görsel:rRedmer Hoekstra

Direnen akademisyenlere adanmıştır

Osmangazi Üniversitesi’nde yaşanan felaket neler anlatıyor?

Öncelikle bir “şiddet toplumu”olduğumuzu anlatıyor.

Şiddetin bir “sorun çözme yolu” olarak kabul edildiğini.

 

Dört cinayeti işleyen katilin bir “iftiracı muhbir” olduğunu.

“Muhbir” değil, “iftiracı muhbir”.

Çünkü, “muhbir”, gizli bir olayı haber verir.

Burada “iftiracı muhbir” var.

Katil, daha önce üniversitede çalışan pek çok akademisyeni “FETÖ’cü” diye iftira ile ihbar etmiş.

Bu “iftira ihbar”ı alanlar, “aman, işlem yapmazsam bana da FETÖ’cü’yü koruyor” derler diye işleme koyuyor.

Soruşturma açılanların durumunu düşünür müsünüz?

Siz “FETÖ”cü olmadığınızı ispat etmekle mükellefsiniz.

Yaşamda en zor şey, suç işlemediğinizi kanıtlamaktır.

Hukuk artık tersine işliyor.

Normalde, ispat etmek, suçlayana düşen yükümlülüktür.

Burada öyle olmuyor. Artık öyle olmuyor.

Hukuk artık tersine işliyor. Hukuk artık nasıl işliyor, belli değil. Hukuk artık “yukarıdan gelen emirle işliyor”.

Bu durum da cinayetlere zemin hazırlayan kötülükler.

Şimdi durun. Cinayeti işleyen kişi Eğitim Fakültesi’nde doktora öğrencisi.

Yani, işleri yolunda gitse “eğitim doktoru” olacak, akademisyen olmasının önü açılacak. İyi mi?

Öğretim üyeleri defalarca şikâyet etmişler. İşleme konmamış.

Katil rektörlük tarafından korunuyor izlenimi var.

Neden korunuyor, belli değil.

İftiracı muhbir tehdit ediyor.

24 şikâyetçi için “24 kurşuna bakar” dediği biliniyor.

Bu akademisyenler daha ne yapsınlar?

Bu nasıl bir çok yönlü tehdittir?

***

Cumhurbaşkanı, Barış Bildirisi imzalayan akademisyenler için “terörü destekliyorlar” dedi. İmzacılar işten atıldılar, haklarında dava açıldı. Uğraşıyorlar.

Cumhurbaşkanı, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri için “bunlar terörü destekliyorlar” dedi, haydi soruşturmalar, dokuzu tutuklandı. Çocuklar yatıyorlar.

Cumhurbaşkanı, şiddet yolunu siyasetinin yöntemi yaptı.

Öfkeyle suçluyor, suçladığını cezalandırıyor, mahkûm ediyor.

Onun sözleri derhal yerine getirilmesi zorunlu emir oluyor.

Bu toplum nasıl bu hale geldi diyenler gelişmeye baksınlar.

Bu toplum böyle böyle bu hale geldi?

İşte şimdi de OHAL içersindesiniz.

Cumhurbaşkanınız şiddetten yana.

Polisiniz şiddetten yana.

Hukukunuz şiddetten yana.

Vatandaşınız şiddetten yana.

Kadın cinayetleri ne anlatıyor?

Doktorların, hemşirelerin dövülmeleri, öldürülmeleri ne anlatıyor?

Liselerde yaşanan bıçaklı kavgalar ne anlatıyor?

Bütün bunlar neyi anlatıyorsa,
Osmangazi Üniversitesi’nde olanlar da onu anlatıyor.

Katil, silahını alıyor, sırayla insanları vurarak öldürüyor.

Bireysel silahlanmaymış?

Silah başına verilen yıllık 200 mermi bin mermiye çıkarılıyor.

Demek ki 200 mermi yetmiyor, bin mermi gerekiyor.

Bu mermileri kime karşı veriyorsunuz?

Kim kime sıkacak kurşunları?

Dizilerde görüyorsunuz.

O buna sıkıyor, bu da ona.

Sonuçta, sen bana sıkacaksın, ben de sana.

Böyle mi oluyor bu işler?

FETÖ’cülük kendi başına bir silah. Kızdığına sık.

Soruşturma kendi başına bir silah. Hedefine sık.

Hukuk artık bir silah. Emir aldığına sık.

Vatandaş neresini sıksın da canını kurtarsın?

***

Bu böyle gitmez dostlarım.

Bu böyle gitmez.

Gelin, birlik olalım.

“İnsanca yaşamak için” ortak paydasında buluşalım.

Başka hiçbir önkoşul aramayalım.

“İnsanca yaşamak için” birleşelim.

İnsanca yaşayalım.

Hep birlikte insanca yaşayalım.

Bu vandal gidişe “HAYIR” diyelim.

Bu barbarlık yarışına “HAYIR” diyelim…

Reklamlar
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Beynin Alarm Sistemi Arızası

Görsel:brainprick.com

Çağımızın “anksiyete çağı’ olduğu söyleniyor.

Gerçekten, “kaygı çağı” da olabilir.
Güvensizlik.
Belirsizlik.
Bilinmeyen tehditler.
(Yoksa bilinen mi desek?).
Kayıp korkuları.
Her toplumun kendine özgü kaygıları.
Her dönemin kendine özgü kaygıları.
Ama durun. NO PANİK.
İnsan demek biraz da kaygılar demek değil mi?
Yani, hiç kaygısız olunabilir mi?
Gamsız kasavetsiz, kaygısız insan ottan farksızdır.
Hoş, otları da bilmiyoruz, belki onların da ‘biçilme kaygısı’ vardır.
Şu açık ki, kaygılar, yaşamımızın ayrılmaz bir parçası.
O zaman neyi tasa ediyoruz?
Şunu tasa ediyoruz ki, eğer kaygı yaşamımızı etkiliyorsa o zaman sorunumuz oluyor.
Gergin oluyoruz, sıkıntılı oluyoruz, yaşamımız kısıtlanıyor.
Her an bir kötülük olacakmış gibi tedirgin oluyoruz.
Aklımıza hiç iyi bir şey gelmiyor.
Daha da artarsa hareketlerimiz bile kısıtlanıyor.
Peki bize neler oluyor?
                                                  ***
Olan şudur:
Zihinsel programlarımız hayatta kalma amacına yönelik genetik kodlamalardır.
Beynimizin bu bölümleri (limbik sistem- amigdale- nucleus acumbens) bizi ani tehlikelere karşı uyarır.
Bu alarm sistemi bize ‘saldır ya da kaç’ komutu vererek hayatta kalmaya yöneltir.
Bu normal işleyiş, strese karşı verilen yanlış komutlarla ‘nedeni belli olmayan kaygı’ durumuna dönüşür.
Bu kaygı, artık bir ruhsal bozukluk biçimini alır ve kişinin yaşam sürecini zorlaştırır.
Kişi tedirgin, huzursuz bir duruma girer, gerginlik içinde, her an kötü bir şey olacakmış duygusuyla yaşar.
İnsanı gergin, huzursuz kılan durum budur.
Dünyanın en yaygın ruhsal bozukluğu anksiyetesi ve toplumsal bir tehdittir.
Neden böyle oluyor?
En önemli nedeni her alandaki rekabettir.
Rekabet.
Evde rekabet. Meslekte rekabet.
Toplumda rekabet.
Geride kalma korkusu.
Başarısızlık korkusu.
İşsizlik korkusu.
Yalnızlık korkusu.
Bunlardan kurtulmak için ‘başarılı olma’ya sığınma.
Bu yaygınlaşan korkular bir süre sonra kaygıya dönüşür.
Kaygı, nedeni bilinmeyen süregelen endişe.
Ne yapmalıyız?
Yapmamız gereken ‘bilinçli yaşam sanatı’nı kavramak.
Kendimizi tanımak.
Kıyaslama baskılarından kendimizi kurtarmak.
Rekabet duygusunu gelişime çevirmek.
Hayatla ve kendimizle barışmak.
Doyumlu bir yaşam ekseni kurarak yaşamak.
Yapmamız gereken budur.
Çok yönlü, uygar, bilinçli yaşam.
Elbette bilimsel destek alınabilir.
İlaçlar da var.
Durumu geçici olarak rahatlatan.
Siz, yaşamla barışma modelini tercih edin.
Çok daha iyi olduğunu göreceksiniz.
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Köleler, Esirler ve Kahramanlar

Görsel:Sözcü Gazetesi

Akın Atalay’a adanmıştır.

Kahramanlar aslında sıradan insanlardır.

Sadece kendi hayatlarını yaşamak isteyen sıradan insanlar.

Ama koşullar onları ‘kahraman’ yapar.

Çünkü onlar köleliği ve esir olmayı kabul etmezler.

Köleliğe ve esirliğe başkaldırırlar.

Böylece sıradan ayrılırlar.

Onlara kahraman deriz.

* * *
Kölelik eşitsizlikle doğmuştur.

Birisi ‘efendi’ olmuş, ötekini ‘köle’ yapmıştır.

Zorla köle yapılanlar vardır.

Savaşla, silahla köle yapılanlar.

Bir de ‘gönüllü köleler’ vardır.

Gönüllü kölelik ‘kutsal efendi’ye bağlanmakla olur.

Kutsal efendi. Papa’dır, rahiptir, halifedir, imamdır.

Kutsal efendi kraldır, padişahtır, imparatordur, sultandır.

Köle, onların tebaasıdır.

Köle, onlara tabi olanlardır.

Köle, inancın kölesidir.

İnandığı için gönüllü köle olmuştur.

Bu köleliğe başkaldıran kişi ‘kahraman’ olur.

Köle isyanları böyle yaşanmıştır.

Köleliğin kalkması uygarlık mücadelesidir.

Ama kölelik günümüzde de yaşamaktadır.

Bir yerde ‘kutsal efendi’ varsa,

Orada kölelik de olacaktır.

– – –
Günümüzün esirleri vardır.

Borçla esir edilenler.

Ev alarak on yıllık borca esir olanlar.

Araba alarak üç yıllık borcun esiri olanlar.

Bir telefonun iki yıllık borcunun esiri olanlar.

Hayatları ipotekli esirler.

İşsiz kalma korkusunun esirleri.

Düşük ücretlerin esirleri.

Havuzlu evlerin esirleri.

Yaşamını kaybetme korkusunun esirleri.

İpotek konmuş iradeler.

Rehin alınmış duygular.

Kapitalizmin esirleri.

Küresel zincirlerle bağlananlar.

Dijital dünyanın esirleri.

Esir alındığını bilmeyen esirler.

Esarete gönüllü esirler.

İllüzyonu yaşayanlar.

Modern çağın şizofrenisi.

* * *
Çağımız kahramanlar çağı oldu.

Ülkemiz kahramanlar ülkesi oldu.

Köleliği kabul etmeyenler.

Esirliğe boyun eğmeyenler.

Kutsal illüzyonuna karşı çıkanlar.

Bilincin sahipleri.

Özgür aklın insanları.

Bilimin, sanatın ne olduğunu bilenler.

Paraya teslim olmayanlar.

Mal fetişizmine karşı koyanlar.

Zorbanın tahakkümüne boyun eğmeyenler.

Ayağa kalkanlar.

Doğruyu söyleyenler.

Haksızın yanında yer alanlar.

Kahraman olanlar.

Uygar olmanın kahramanlığıdır bu.

Aydın olmanın kahramanlığıdır bu.

İnsan olmanın kahramanlığıdır bu.

* * *
Elbette bu dönem geçecek.

Bu zorbalık çağı tarihin bir sayfası olacak.

Toplum güvenli bir yaşam alanı olacak.

İnsan gene özgür insan olacak.

Hukuk adalet için çalışacak.

Eğitim insanın daha iyi insan olması için yapılacak.

O zaman kahramanlar da işlerinin başına dönecekler.

Gazeteci gazetesinde olacak.

Öğretmen okuluna dönecek.

Yazar yazısını yazacak.

İşçi işinde çalışacak.

Kahraman, geçmiş yıllarını gülerek anımsayacak…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Gücün Sonu

Görsel:Getty images/iStockphoto)

Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu Bu toplumun vicdanıdır. Özgür olmalıdır.

Moises Naim’in kitabını okuyorum: Gücün Sonu.

Dünyada bilinen güç odaklarına, devletlere, kiliselere, savaşlara yüklenen gücün nasıl sonuna gelindiğini anlatıyor. Yazar, 36 yaşında Venezüella Kalkınma Bakanı olmuş, Dünya Bankası’nda yönetici direktörlüğü yapmış yetkin bir uzman.

Büyüyen gücün sonunun geldiğini, küçük başlayan odakların bu gücü devraldığını açıklıyor. (Pozitif Yayınları – 2018.)

Bu kitabı okurken Doğan Medya Grubu’nun iktidarın eliyle Demirören Grubu’na satılışını düşünüyorum.

Medya iktidarın eline geçiyor.

İktidar bu yolla güçleniyor mu?

Hep bir ağızdan iktidar yandaşlığı yapan medya güvenilir oluyor mu?

Yoksa bu havuz medyasının gücünün sonu mu geliyor?

Cumhuriyet gazetesinin gücü artıyor.

Cumhuriyet ile beraber muhalif basının gücü artıyor.

Elbette bu güçle birlikte sorumluluğu da artıyor.

Gerçekleri topluma ulaştırma görevi daha büyük önem kazanıyor.

Belki başka yollarla da bu gücün artması gerekiyor:

Okurlarla buluşmalar, yazar – okur toplantıları, digital araçlardan yeni iletişim yolları bulunabilir.

Haksız güç artışı, haklı olmanın gücünü artırıyor.

Yanlış yönlendirilen hukuk, haklı olanı daha da güçlü kılıyor. Haram kazançlar sahiplerini bile rahatsız ediyor.

Emekçiler artık çok daha güçlüler.

“Güç kayması” demişti Alvin Toffler.

Gerçekten de güç kayıyor.

Gerçek güç, haksız güçlüden haklı güçsüze kayıyor.

İktidar kaygan zeminde inişe geçmiştir.

İktidar bunu fark ediyor, telaşla önlem arıyor.

Muhalefet de yeni stratejisini bu “güç kayması” üzerine kurmalı.

Haklının ve doğrunun zaferi engellenemez.

Cesaretle yürünecek yol önümüzdedir.

Haksızlıklara – yalanlara – yolsuzluklara:

BİZ HAYIR DİYORUZ.

Hepimiz HAYIR diyelim.

Ve kazanalım.

***

Okuduğum ikinci kitap: Ölüm Siyaseti.

Prof. Fethi Benslama yazmış. Tunus Bilimler Akademisi üyesi. Paris, Diderot Üniversitesi öğretim üyesi.

Günümüz İslamında nasıl bir değişim olduğunu, etkilerini, şiddet olgusunun nasıl geliştiğini irdeliyor.

İslamcılık olgusunu dindarlıktan ayırıyor.

“İslamcı”, kendisini dinle tanımlayan, bu dünyayı kirlenmiş gören, öbür dünya için yaşayan, kendi yorumladığı İslamı her şeyin mutlak hâkimi kılmaya çalışan kişi olarak açıklıyor. Bu tipolojiye “Üst- Müslüman” diyor.

“Üst – Müslümanın iki düşmanı vardır: Batılı dış düşman ve bir de iç düşman, yani halifelikten kesin olarak kopmuş, siyasetin dine bağımlı olmasını reddeden, bir ulusun yurttaşı olmak isteyen Batı’ya dönük Müslüman. Üst – Müslüman onu bir ‘Müslümansı’ olarak , Batılıdan da kötü, avlanması, ortadan kaldırılması gereken bir kopya olarak görür.”

IŞİD gibi El Kaide gibi dogmatikleri yaratan bu ideolojidir.

Bu kitabı satır satır okuyun ve okutun.

Nasıl bir tehlike içinde yaşadığımızı görelim.

Orda burda ağızdan kaçmış görünen, abuk sabuk sanılan sözlerin kaynağı içimizde yaşayan bu ideolojidir.

Bu ideoloji ulus yurttaşlığına düşmandır.

Bu ideoloji laik yaşama düşmandır.

Bu ideoloji uygar hukuka düşmandır.

Şu anda bu ideolojinin şiddete dönüşmemesi kimseyi yanıltmasın.

Bir anda, bir anda her şey değişebilir.

Cumhuriyet gazetesinin “Tehlikenin Farkında mısınız?” kampanyasını anımsayın.

Şimdi “Tehlikenin içindesiniz”.

Bunu bilin ve HAYIR deyin.

Şimdi HAYIR deyin.

Hep birlikte HAYIR deyin.

Geleceğiniz bugününüze bağlıdır.

Unutmayın…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Umut Karardır

Görsel:Mackenzie Thorpe

Her yerde bu soruyla karşılaşırım: Umutlu musunuz?

Her zaman bu yanıtı veririm: Umut karardır.

Eğer kararınız varsa umudunuz da vardır.

Ama umut dediğiniz bir bekleyiş ise boşuna hayal kurmuş olursunuz.

Umudunuz var mı?

Önümüzdeki seçimlerden umudunuz var mı?

Demokrasiden umudunuz var mı?

Adaletten umudunuz var mı?

Gelecekten umudunuz var mı?

Eğitimden umudunuz var mı?

Cumhuriyetten umudunuz var mı?

Hemen söyleyeyim ki;
benim umudum değil, kararım var.

Yaşamımı bu kararıma adamışlığım var.

Bu kararım için çabalarım var.

Bu kararım için çalışmalarım var.

Kararlılık umudun gücüdür.

Kararlı olmak size umut etme hakkını verir.

Umudu hak etmek için kararlı olmak şarttır.

Seçimlerde kazanmak mı istiyorsunuz?

Her gün, her saat çalışacaksınız.

Sonuç almak mı istiyorsunuz?

Yolunuzda olan herkesle birleşmeyi sağlayacaksınız.

Ben demekten vazgeçecek, biz demeyi öğreneceksiniz.

Demokrasi mi istiyorsunuz?

Önce siz demokrat olacaksınız.

Adalet mi bekliyorsunuz?

Önce siz adil olmayı bileceksiniz.

Eğitim mi diyorsunuz?

Eleştirel düşüncenin ne olduğunu anlayacaksınız.

Laik eğitimi özümseyeceksiniz.

Dogmaların zihinlere ne engeller koyduğunu göreceksiniz.

Cumhuriyeti kazanmak mı istiyorsunuz?

Siz güçler ayrılığının değerini bileceksiniz.

Meclisiniz kendi iradesinin sahibi olacak.

Yargınız emir kabul etmeyen bağımsız yargı olacak.

Yürütme her zaman denetlenebilir olacak.

Bunlar olmadığı zaman ne demokrasiniz olur ne de cumhuriyetiniz.

Bunları bileceksiniz.

Bunları anlatacaksınız.

Bunları halkınızla paylaşacaksınız.

Siz kararlı olacaksınız.

Üzerinize düşeni yapacaksınız.

Başkalarını eleştirerek rahatlamaktan vazgeçeceksiniz.

Sorumluluğunuzu alacaksınız.

Çalışacaksınız.

Kararlı olacaksınız.

İşte o zaman umutlu olmaya da hakkınız olacak.

***

Ankara’da Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Cumhuriyet okurları ile düzenlediği toplantıda bu düşünceleri paylaştık.

“Dürüstlük Sevgili Çocuğum” kitabı üzerinden yaptığımız paylaşım aydınlığa açık zihinlerin, ülkemizin geleceği için nasıl bir güç olduğunu ortaya koydu.

Kendi gücünün farkında olmak, bu güçle neler yapabileceğini bilmek o gücü etkin kılan temel eksen.

Mustafa Kemal’in en büyük özelliği güçleri birleştirmedeki ustalığıdır.

Başarısının temel ekseni bu ustalıktır.

Ülkemin pırıl pırıl insanları işte bu gücü temsil ediyor.

Sevda Cenap And Vakfı’nda gene bu insanlarımızla buluşacağız.

Her buluşma Aydınlanma gücünün artışı, daha da etkinleşmesidir.

Cumartesi günü de Ankara Tabip Odası’nda Türk Tabipleri Birliği’nin Mücadele Tarihi konusunu iki eski Başkan, ben ve Prof. Dr. Gençay Gürsoy ile paylaşacağız. Demokrasi mücadelesinde meslek kuruluşlarının özel bir yeri, özel bir önemi var.

Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk
Eczacıları Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği geçmişte de günümüzde de demokrasi mücadelesi vermişlerdir.

Bu eğitimli, aydın güç her zaman Cumhuriyetten, her zaman demokrasiden yana olmuştur.

Toplumun içindeyiz.

Toplumla beraberiz.

Çünkü hiç unutulmasın, toplum bizleriz.

Biz halkız.

Biz halkımızla berabersek varız.

Bizim halkımızdan başka gücümüz yoktur.

Bugün hepimiz güvenli bir gelecek istiyoruz.

Birbirine güvenen insanlar toplumu olmak istiyoruz.

Birlikte yaşamaktansa mutlu olan insanlar olmak istiyoruz.

Üreten, çalışan, yaratan insanların toplumu olmak istiyoruz.

Öyleyse kararlı olacağız.

Kendi geleceğimizi kendimiz kuracağız.

Yanlış ellerdeki yetkiyi kendi elimize alacağız.

Birleşecek ve başaracağız.

Gelecekten umudumuz var mı?

Geleceğe kararımız var.

Bu karar bizim sorumluluğumuzdur.

O zaman umut hakkımız olacaktır…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Unutma

Düşmanın senden güçlüyse
senin öyle sanman
senin güçsüzlüğündendir.

Dönüp kendine bakacaksın.

Neden güçsüz olduğunu anlayacaksın.

Neden güçsüzsün?

Korkuyor musun?

İdmanın mı eksik?

Araçların mı eskidi?

Bileceksin.

Göreceksin.

Ve

Güçsüzlüğüne alışmayacaksın.

Çünkü,

insan güçsüzlüğüne alışır.

Kolaydır güçsüzün ağlaşması.

Rahatına gelir insanın.

Ağlaşıp sızlanması rahattır.

Acıdan kaçmanın bir yoludur aslında.

Asla!

Bunu asla kabul etmeyeceksin.

Asla boyun eğmeyeceksin.

Asla ‘kadermiş’ demeyeceksin.

Kader sensin.

Kalkacaksın, direneceksin.

Sana vuruyorsa, on katını vuracaksın.

Üstüne yürüyorsa pişman edeceksin.

Canın yansa da aldırmayacaksın.

Canın yanacak.

Yaralanacaksın.

Sen de onun canını yakacaksın.

Sen de onu yaralayacaksın.

Asla kabul etmeyeceksin.

Asla pes etmeyeceksin.

Hayır!

Hayır diye bağıracaksın.

Hayır diye bağıracaksın.

O güçlü değil, bileceksin.

Sen güçsüzsün, bileceksin.

Korkuyorsun ve korkun seni felç ediyor.

Önce yüreğinden korkuyu atacaksın.

Kaybetmeyi göze alacaksın dostum.

Kaybetmeyi göze alacaksın.

Paranı, pulunu, namını, itibar sandığın şeyleri.

Rahatını kaybetmeyi göze alacaksın.

Kümesinde caka satmayı.

Oracıkta horozlanmayı.

Kaybetmeyi göze alacaksın.

Öyle yapmıştı Emile Zola, biliyor musun?

Dreyfus’a sahip çıkarken göze almıştı ününü kaybetmeyi.

Ünlüydü Emile Zola.

Fransa’nın en büyük romancısıydı.

Dreyfus’a sahip çıkmıştı, tek başına.

Fransa’yı terk etmeye zorlandı.

Ülkesini terk etti.

Bu nedenle terk etti ülkesini. Kaçmadı.

Kaybetmeyi göze aldı her şeyini.

Cesaret budur dostum.

Unutma.

Cesaretin, kaybetmeyi göze aldığın şey kadardır.

Şimdi dön bak bakalım kendine.

O mu güçlü, sen mi güçsüzsün?

O hırsız mı? Çalıp çırpıyor mu?

Sen izin verdiğin için olmasın sakın.

Sen izin vermesen o hırsız olabilir mi?

O ahlaksızın teki mi?

Sen oralı olmadığın için o ahlaksızlığı yapabiliyor.

Kayıtsızsın.

Öyle bakıp geçiyorsun.

Dırıldanıp sızıldanıyorsun.

Rahatın kaçmasın istiyorsun.

UNUTMA:

Rahatın diye bir şey yok.

Ayağa kalk. Hayır de.

Sana vurana vur.

Seni kıranı kır.

Sonra da adaletini gerçekten adalet yap.

Hak verilmez alınır denmiştir.

UNUTMA…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Cumhuriyet Gazetesi

Görsel: Beylikdüzü Belediyesi

Cumhuriyet gazetesi.

Bir gazeteden çok daha fazlası.

Toplum için güvenilir haber alma, doğruları öğrenme kanalı. Basın için akademi. Toplum kültürü için buluşma merkezi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kimlik kartı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu üç kurum:

Türkiye Cumhuriyeti.

Cumhuriyet Halk Partisi.

Cumhuriyet gazetesi.

Cumhuriyet gazetesi.

Cumhuriyet kültürünün temsilcisi olarak var oldu.

Kurtuluşta da…

Kuruluşta da…

Cumhuriyet kültürü;

Kökleri insanlığın büyük mücadelesine dayanan,

Aydınlanma ve Rönesans’tan gelen,

Evrensel İnsanlık Değerleri olan,

1.Krallık ve sultanlık gibi tek adam yönetimine karşı Cumhuriyet Meclisi ile halkın yönetimi.
2.Sömürge ve manda yönetimlerine karşı bağımsızlık.
3.Dogmalara ve semavi güçlere karşı özgür insan aklı – özgür insan iradesi.
4.Yaşamda dinsel egemenliğe karşı laik yaşam – laik eğitim.
5.Sınıf tahakkümüne karşı sınıfsız toplum emeğin – korunması.

Cumhuriyet kültürü:

Yenilikçiliktir.
Değişimdir.
Öncülüktür.
Dün görevlerimiz buydu.

Bugün de görevlerimiz budur.

Küreselleşen dünyada,

Dijital çağda yaşadığımızı bilerek,

Doğruları,

Evrensel değerleri,

Toplumla paylaşmak,

Yeni görevlerimizdir.

Cumhuriyet gazetesi toplumun örgütlü kesimleri ile buluşarak ortak güçlerini arttırmak kararındadır.

Sosyal demokrat belediyeler,

Sivil toplum kuruluşlarımız,

Meslek odalarımız,

Sendikalar,

Dernekler,

Uygar yaşam ortaklarımızdır.

Cumhuriyet kültürü,

‘Uygar toplum – laik yaşam – güvenli gelecek’ üçlüsü üzerine kurulmuştur.

Bu üçlüyü yaşam ortaklarımız ile gerçekleştirmek zorundayız.

Gelecek kuşaklarımıza tarihten devir aldığımız uygarlık kültürünü aktarabilmek temel görevimizdir.

Yaşam ortaklarımızla işbirliğimiz yaşam alanlarımızın korunmasına, gelişmesine yönelik olacaktır.

***

Bu haftanın sonunda ülkemizin hukuk sistemi bir sınav verecektir. Adalet sınavı. Tutuklu olan arkadaşlarımız için adalet istiyoruz.

İsteğimiz sadece ve sadece adalettir.

Ülkemiz için istiyoruz bunu. Adalet bir toplumun temelidir.

Adalet bir toplumun var oluşudur.

Bunu istiyoruz, bunu bekliyoruz.

Cumhuriyet gazetesi;

Ülkemizde adaleti, uygar yaşamı, güvenle yaşamayı, halkın doğruları öğrenmesini temel haklarımız olarak görmeyi sürdürecektir.

Ülkemizin aydın gücü, bu hedeflerin gerçekleşmesinde, toplumla buluşmanın öncüleri olacaklardır.

Bu amaçla,

Cumhuriyet Vakfı Danışma Kurulu’nu
harekete geçirerek ülkemizin Cumhuriyetçi gücü ile amaç birliğini gerçekleştireceğiz.

Cumhuriyetin yeni kuşakları

Çocuklarımız

Gençlerimiz

Eleştirel düşünceyi

Okuyarak

Sorgulayarak

Kazanacaklar.

Yaşamlarını başarıyla kurarak

Kendi mutluluklarını evrensel değerlerle kazanacaklardır.

Kültürümüzün geniş hedefleri

Cumhuriyet gençleri ile buluşmalıdır.

Toplumumuzun Cumhuriyetçi güçleri

Zaman kaybetmeden buluşarak

Birbirlerini bilinçle destekleyerek

Güçlerini arttırmak zorundadır.

Buna her zamankinden daha çok

Gereksinmemiz var.

Biz bu bilinçle toplumumuzun her kesimine

Ulaşmayı amaçlıyoruz.

Cumhuriyet Gazetesi,

Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağıdır. Bu bayrağı daha güçlü dalgalandırmak Misyonumuzdur.

Biz

Dayanışmaya, güçlerimizi birleştirmeye kararlıyız

Bütün Cumhuriyet güçlerini

Bu bayrağın altında birleşmeye çağırıyoruz.

Zafer

Her zaman olduğu gibi hepimizin olacaktır.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tekirdağ’a Gidiyoruz

Görsel: Bahadır Sönmez

Cumhuriyet gazetesi olarak kurumlarımızla dayanışmamız çok önemli. Ülkemizin içine sürüklendiği darboğazdan kurtulmasının yolu bizlerin işbirliğinden geçiyor. Bu amaçla sürdürdüğümüz çalışmaların bugünkü hedefi Tekirdağ Belediyesi. Belediye Başkanı sayın Kadir Albayrak çalışma arkadaşlarıyla gazetemizi ziyaret ettiği zaman gene buluşmamızı kararlaştırmıştık.

Şimdi bu buluşmayı gerçekleştiriyoruz. Haber Müdürümüz Aykut Küçükkaya, deneyimli arkadaşlarımız Hazal Ocak ve foto ustası Kaan Sağanak ile beraberiz.

Temel kaptanın güvenle kullandığı aracımızla Tekirdağ’a ulaşıyoruz.

Başkan Kadir Albayrak her zamanki sıcak ilgisiyle bizi karşılıyor. Daire Başkanı Ahmet Bey, Basın ve İletişim danışmanı Elif Atayman ile birlikteyiz.

Başkan kimya mühendisi. Halkının içinden gelmiş, halkının içinde yaşayan bir teknik insanın başarısını bu sözlerle açıklıyor:

“Ne yaparsak halk için ve halkla beraber yapıyoruz. Ben meslek hayatıma en baştan başladım. En küçük işlerden başlatıp adım adım en üst yöneticiliğe geldim. Fabrikanın kapısından müdürlüğüne kadar sabırlı emekle yürüdüm.”

Sabırlı emek. İşte başarının anahtarı.

Bunu çok önemsiyorum, çünkü günümüz insanında sabırlı emeğin ne demek olduğu bilinmiyor.

Günümüzün gençleri, her istediklerinin hemen oluvermesini istiyorlar.

Hemen oluversin. İşe tepeden başlayalım. Bunlar günümüzün yanlış mottoları.

Başarı, sabırlı emekten geçiyor.

Adım adım, denenmiş uzmanlaşma, yanlışlardan ders alma.

Belediye hizmetleri halkın içinde, halk için, halkla beraber yapılan işlerden geçiyor.

Tepeden inmecilik yok.

Yukarıdan bakıcılık yok.

Başkanı halkın içinde de görüyoruz. İnsanlar sevgiyle bakıyorlar. Başkan gülümsüyor, teker teker ellerini sıkıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi belediyecilik alanında çok başarılı.

Tekirdağ, 11 ilçesiyle CHP’li yöneticileri seçmiş. Büyük başarı. Süleymanpaşa, Çorlu, Çerkezköy, Saray, Malkara, Şarköy, Hayrabolu gibi belediyeler kendi alanlarına uygun hizmetleri geliştiriyorlar.

Tarım ve hayvancılık Trakya Ovası’nın büyük zenginliği. Tarım alanlarının korunması, geliştirilmesi şart. Bu alanları imara açıp betonlaştırmak en büyük kayıp. İktidarın en büyük günahı bu.

Buğday ekimi, ayçiçeği, kanola yüksek verimli ürünler.

Ayçiçeği bu bölgenin simgesi.

O büyük çiçek yüzünü hep güneşe döndürüyor.

Biz de güneşle aydınlanmaz mıyız?

Biz de yüzümüzü güneşe çevirmez miyiz?

Güneşin ışığı dünyamızın da aydınlığı.

Bu bölge bize de geleceğin aydınlığını simgeliyor.

***

Yağ endüstrisi, margarin ve sıvı yağ üretimi çok önemli.

Günde bin ton süt üretiliyor.

Arıcılık, bağcılık yeni gelişme alanları.

Halk sağlığına özel bir önem veriliyor. Aile Danışma Merkezleri çalışıyor.

Her ilçede ilköğretim okulları açılıyor.

Eğitim konusunda belediyeler çok, etkin hizmetler yapabilir.

Eğitimin dinselleştirilmesine karşı laik eğitim, belediyeler eliyle yurt çapında geliştirilmeli. Üniversiteler açılmalı.

Yerel yönetimler eğitimde, sağlıkta çok önemli hizmetler yapabilir.

Unutmamak gerekiyor, “siyasal iktidarın yolu yerel yönetimlerden geçiyor”.

Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi “Miras Atölyeleri” projesiyle tarihsel dokuyu koruma aracını gerçekleştiriyor.

Tekirdağ, adını geçmişin Tekfur Dağı adından almış. Geçmiş yüzyıllar bu topraklarda nice uygarlıkları barındırmış.

Geçmişle geleceği birleştirmek var olma bilincinin önemli bir halkası. Geçmişini bilmeyenler geleceği da anlayamazlar.

Trakya, daha da öğrenilmesi gereken bir tarihin beşiği.

Bu dünya bizim. Bu dünya hepimizin.

Eğer el ele verirsek, ülkemizi yağmalardan, yolsuzluklardan kurtarırsak, adil bir gelir dağılımını başarırsak bu dünyada uygarca yaşayacağız.

Çabamız buna.

Bunu başaracağız.

Tekirdağ ilimizden daha umutla, daha güçlü dönüyoruz.

Trakya, çalışkan, dürüst, uygar insanlarıyla ülkemizin aydınlık yüzü.

Elbirliğiyle, güç birliğiyle bugünlerin karanlığını aşacağız.

Sabırlı emek.

Aydınlanma bilinci.

Güçlü dayanışma.

Özgür aklın, özgür iradenin kaderimizi değiştireceği zafer. Bizim ellerimizle gerçekleşecek. Biliyoruz..

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

İktidar Cinayetleri

Görsel: Clayton Cubitt

Elbette “güç zehirlenmesi” diyebilirdim ama tam açıklamıyor.

“İktidar cinayetleri”, güçlünün güçsüze zulmüdür.

Elinde dolu bir pompalı tüfek olan kişi, silahsız olanı öldürür.

Kızlarını vermeyen aileye ateş açan zorba bunu yapmıştır.

Ayrılmak isteyen karısını sokak ortasında vuran kocanın yaptığı budur: Benim olmayan ölsün.

Öldürülen kadınlar -ki sayıları hep artıyor- iktidar cinayetinin kurbanlarıdır.

İktidar tehlikeli bir güçtür.

Bir insanı öldürmekten okullarda yaşanan yaşıt zorbalığına kadar, iktidarın her türü kendi halindeki kişinin başına beladır.

Zorba ancak zorbalığından zarar görürse durdurulur.

Onun için de zorbalığı durdurmanın yolu, bunu ona ödetmekten geçer.

***

22 Aralık 1984 tarihinde Bernhard Goetz, New-York Manhattan’da metroya bindi. Vagonda dört siyahi genç vardı.

Goetz yanlarına oturdu. Gençler gürültü çıkarıyor ve bela arıyorlardı. Gençlerin ikisi yerlerinden kalkarak Goetz’in karşısına dikildi: Beş dolar ver, dedi birisi. Üçüncü genç de şişkin cebini göstererek silah tehdidinde bulundu. Goetz “Ne istiyorsunuz” diye sordu. Zorba “Beş dolar” dedi. Goetz elini cebine attı, beş mermisi olan bir Smith- Wesson tabanca çıkardı, dördünü de birer mermiyle vurdu. Beşinci mermiyi de yerde yatanın beline sıktı. Gençlerin üçü öldü, dördüncü de yaşamı boyunca felçli kalacak biçimde yaralandı.

Bernhard Goetz beraat etti ve kahraman ilan edildi.

İyi mi yapmıştı yoksa beş doları verip kurtulsa mıydı?

Siz, beş yaşında çocuğa tecavüz eden kişiye ne ceza verilmesini istersiniz?

Siz, yoldan geçen bir genç kızın giysisini bahane eden saldırgana hangi cezayı uygun bulursunuz?

Kadın tecavüzleri.

Çocuk tecavüzleri.

Cinsel saldırılar.

İlkel dürtü saldırıları.

Onları haklı bulanlar.

Üstünü örtenler.

“Büyütmeyin” diyenler.

Hangi cezalar uygundur sizce?

***

“Kırık Camlar Kuramı”nı bilir misiniz?

İki suçbilimcinin (kriminolog) buluşudur. James Wilson ve George Kelling.

Bir mahallede bir ev. Bir evin bir penceresinin camı kırılır. Yerine takılmayınca bir camı daha kırılır. Ev serserilerin mekânı olmaya başlar. Sonra orası suçluların barındığı bir mahalle olur.
“Kırık Camlar” kuramı bu. Kırılan ilk cam.

İktidar cinayetleri de böyle başlar.

Önce, iktidarın haksızlıkları başlar. Aldıran olmaz.

Canı yananlara mazeretler bulunur.

Sonra iktidarın zorbalıkları başlar, kimi korkar, kimi susar, kimi de kuyruk acısını çıkarır.

Sonra iktidarın cinayetleri başlar.

Artık mahalle zorbaların eline geçmiştir. Ya susarsın, ya kaçarsın.

***

Böyle yaşanmıştı Ergenekon değil mi?

AKP ile FETÖ iktidarının ortak cinayetiydi.

Sahte deliller, gizli tanıklar, karanlık ifadeler.

Bugünün kaçak savcıları kimdi? Zekeriya Öz müydü?

Balyoz davaları vardı, tüyler ürperten iddialarla.

Yıllar yıllar yattılar. Her günü, her gecesi zulüm yıllar.

İktidar cinayetleri değil miydi?

Şimdi o günleri şakşaklayan Altan kardeşler ile Nazlı Ilıcak yatıyor ve müebbet hapse mahkûm oluyorlar. Ağırlaştırılmış.

İktidar cinayetleri devam ediyor.

Bir gün bile yatmaları haklı mı? Elbette haksız.

Bir gün bile yatmamalılar.

Tutuklanmaları haksız mı? Haksız elbette.

Men dakka dukka demeyelim. Bize yakışmaz da.

Onlar da “Biz yanlış yaptık” demeliler.

Onlara yakışmalı.

İktidar cinayete mi niyetli?

İlk cam kırıldığında ayağa kalkacaksın.

İlk cam kırıldığında oralı olmazsan,

Camlar senin de başına iner.

İlk cam kırılmadan öğrenilmesi gereken ders budur.

Görüyoruz…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

İktidara Giden Yol

Görsel: Sherra Dixon

İktidara giden yol yerel yönetimlerden geçiyor.

Yerel yönetimler, halkın içinden, halkla beraber yönetmeyi bilmek demek.

Alper Taşdelen bunu bilen, program odaklı, iktidar hedefli başkan.

Çankaya Belediyesi’ni enerjik bir yönetimle geleceğe taşıyor.

Yerel yönetimler iktidarın gerçek yolu.

Yönettiğin toplumu bileceksin.

Ne toplumun gerisinde kalacaksın ne de ötelerde gezineceksin.

Toplumunla yürüyeceksin, toplumunla ilerleyeceksin.

Yenimahalle Belediyesi’nin başkanı ile görüşüyoruz.

Fethi Başar, deneyimli bir CHP yöneticisi.

Halkının ne istediğini bilen, halkıyla birlikte yaşayan bir başkan.

Karşılığını da görüyor. Bölgeyi AKP’li bir yönetimden farkla alıyor.

Anlattıkları, toplumu çok iyi tanıdığını gösteriyor.

CHP’li belediyeler çok iyi çalışıyor.

Tekirdağ’da, Silivri’de, Edirne’de, Sarıyer’de bunu görüyoruz.

Şişli, İstanbul’un en yaşanası yeri oluyor.

Başkan Hayri İnönü dürüst bir programla çalışıyor.

Aykurt Nuhoğlu, Kadıköy’de her gün olumlu bir adımı gerçekleştiriyor.

Eskişehir bir marka- şehir oldu. Geziler düzenlenerek görülüyor.

Yılmaz Büyükerşen orada yeni bir kent yarattı.

İzmir, her yönüyle bir uygar metropol.

İstanbul Bakırköy, Avcılar yenilikler yapıyor.

Beylikdüzü yeni bir yöre yaratıyor.

Aydın’da Özlem Çerçioğlu topluma mal olmuş başarılarla tanınıyor.

Yerel yönetimler.

İktidara giden yolun taşlarını döşüyorlar.

Ama yaptıkları duyuluyor mu, görülüyor mu, biliniyor mu?

Hiç sanmıyorum.

İktidar yandaşı medya görmezden geliyor.

Elbette işleri budur.

CHP bu konuda daha aktif olmalı diye düşünüyorum.

Gazetemiz de çok önemli.

Cumhuriyet gazetesini konuşuyoruz.

Kurtuluştan başlayarak mücadelenin içinde.

Uygarlık mücadelesi bu. Dünyaya örnek olma mücadelesi.

Bağımsızlığın, laikliğin, bilimin, sanatın mücadelesi.

Demokrasinin bu topluma yerleşmesinin mücadelesi.

Halkla beraber, halkın içinde yapılan mücadele bu.

“Bu halkla olmaz” aldatmacasına aldanmayalım.

Bu halkla olur. Bu halkla olacaktır.

Yeter ki halkımızı tanıyalım.

Yeter ki halkımıza güvenelim.

***

Geçmişte “bu halka güvenilmez” diyenler yanlış yaptılar.

Atatürk, bu halka güvenerek, bu halkla konuşarak attı adımlarını.

Türkiye Cumhuriyeti bir halk cumhuriyetidir.

Sonra halk, onu aldatanlara bırakıldı.

Güç kaynağı olarak orduya yaslanıldı, teknokrasiye güvenildi.

Uzaklaşılan halk da kendini kandıranların eline bırakıldı.

Kinci cehalet dini kullanarak iktidara uzandı.

Dünü anlamayan,

bugünü görmeyen,

yarını düşünmeyen

yetersiz insanların iktidarıdır bu.

Bu iktidarın değişmesi, ülkesini sevenlerin ilk değişmez görevidir.

Bu iktidar değişmelidir.

Ve şimdi görülmektedir ki,

iktidar demokrasi merdiveni ile buraya tırmanmıştır.

Ve demokrasi merdivenini kaldırmıştır.

Arkasından kimsenin gelmesine izin vermeme niyetindedir.

Açık gerçek budur.

İşte, iktidara giden yol bunun için önemlidir.

CHP, referandumun HAYIR cephesinin öncülüğünü yapacaktır.

HAYIR Cephesi de kimseyi dışlamadan, herkesle buluşarak yürüyecektir.

Halka anlatılacaktır.

Halkla konuşulacaktır.

Adaletsizlik.

Yolsuzluk. Hırsızlık.

Kin ve nefrete dayalı eğitim.

İşsizlik.

Hayat pahalılığı.

Halkın daha da yoksullaşması.

Muhaliflere yapılan eziyet.

Kürtlere yapılan zulüm.

İnsanlık dışı hapislikler.

Hak isteklerine karşı devlet eliyle zorbalık.

Yeşil alanların talanı.

Yandaşlara peşkeş çekilen kamu malları.

Demokrasi düşmanlığı.

Doğru söyleyenlerin susturulması.

İşlerine gelmeyenlerin “terörist” ilan edilmesi.

OHAL.

Tek Adam iktidarı.

Hepsi, hepsi halka anlatılmalıdır.

Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan anlatılmalıdır.

Beyin yıkamaya karşı doğruların aydınlığı.

Karartan ampule karşı güneşin parlaklığı.

Yapılacak iş budur.

Bu iktidar değişmelidir.

***

İktidarı kazanacak olan örgütlü çalışmadır.

Lider takıntısı ile oyalanma yanlışı yapılmamalı.

Lider semboldür, örgüt her şey.

Kazanmak istiyorsanız, örgüte bakacaksınız.

Misyoner olacaksınız.

Dünü bugün, bugünü yarın yapacaksınız.

İktidar sizin olacaktır.

Eğer istiyorsanız, eğer hak ediyorsanız…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın