Aziz Yıldırım Dersleri

Fenerbahçe Kulübü’nün efsaneye dönüşen başkanı.

Kolay değil, 20 yıl başkanlık yaptı.

Maçlara koştu. Demeçler verdi. Kavgalar etti. Hapse girdi.

Hepsini de “Fenerbahçe aşkı” için yaptığını söyledi.

Son başkanlık seçiminde Ali Koç’a yenildi.

Hem de öyle böyle değil, 16 bin oya karşı 4 bin 600 oyda kalarak.

Aziz Yıldırım bu hezimeti elbette beklemiyordu.

Nasıl oldu da böyle bir sonucu göremedi?

İşte bu durumu anlamak “Aziz Yıldırım Dersleri”dir.

Kanımca politikada da, iş hayatında da, eğitimde de bu derslerin büyük yararı vardır.

Her şey, “kendi yanlışını görememek” ile başlar.

Bakın arkası nasıl gelir?

***

“Kendi yanlışını görememek” önemli bir olgunlaşma kusurudur.

“Oto-kritik” dediğimiz bu yetkinlik ortadan kalkınca yapılacak iş, “başkalarını suçlamak” olur.

Çünkü, ortada bir yanlış vardır. Bunun sorumlusunu bulmak gerekir.

Yanlış yolun taşları şöyle döşenir:

Kendi yanlışını görememek. Görse de kabul etmemek.

Eleştiri kabul etmemek. Nankörlük, kasıtlılık, hainlik saymak.

Kendinden başkalarını suçlamak. Suçlu bulmak. Yoksa suçlu yaratmak.

Çıkarcı dalkavukların desteğini istemek, onları ödüllendirmek.

Kibirli yalnızlaşmayı irade sanmak.

Cüreti, küstahlığı cesaret sanmak, çevresini yıldırmak.

Kazanma bağımlılığını görmemek, hep olacak sanmak.

Kaybetmeyi yok olmayla eşdeğer saymak, ölümüne korkmak.

Sonuç;

Kaybetmeyi bilmemek, büyük bir kahra gömülmek.

Yapabilirse bela çıkarmak, yapamazsa çöküp kalmak.

Neden böyle oluyor?

***

İşte, “kültürel zekâ” dediğim buydu.

Yaşama bilinci kazanmak. Olgun davranabilmek. Yaşamın inişlerini çıkışlarını görebilmek.

Kazandığı zaman başı dönmemek.

Kaybettiği zaman edepsizleşmemek, neden kaybettiğini anlamak. Yaşam kültürü böyle bir şey.

“Kültürel zekâ” düşüklüğü bunları anlamayı engelliyor.

Recep İvedik’le Tosun Paşa arasında bir yerlerde gezinen insanları yaratıyor.

Toplum neden Ali Koç’u bir kurtarıcı gibi karşıladı?

Neden Galatasaraylılar da Beşiktaşlılar da, öteki futbolseverler de kutladılar Ali Koç’u?

Bu da başka bir ders işte.

Çünkü, kavgacı, sorun çıkaran, hep “Ben” diyen birine karşı gerçek bir kibar, saygılı, modern bir genç kazandı da ondan.

Kulüp yönetimlerinde “uygarlık seviyesi” yükseldi de ondan.

Yeri belli, sözü belli, duruşu belli birisi kazandı da ondan.

Ali Koç teşekkür konuşmasında Aziz Yıldırım’ı onurlandırdı.

Bir beyefendilik örneği verdi.

Aziz Yıldırım kazansaydı Ali Koç için benzer ifadeler kullanır mıydı? Beklenmezdi bile.

İşte fark budur.

Ve bu fark ülkede bir büyük umut yaratmıştır.

Politikadaki kaba dilin, düşük düzeyli suçlamaların, kibirli hallerin değişebileceğini, ülkenin bunlara mahkûm olmadığı umudunu yaratmıştır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın afişlerdeki fotoğrafına bakıyorum.

Hep “gülen Erdoğan” fotoğrafları kullanılıyor.

Ama dikkat edin, Erdoğan’ın ağzı gülüyor, gözleri gülmüyor.

Gülüş içten değil. Candan gülmüyor, camdan gülüyor.

Konuşurken gene aynı Erdoğan.

Gazap saçan, cezalar yağdıran, hakaretler savuran parti başkanı.

Kendi yorgun, toplum bıkkın.

“Metal yorgunluğu değil, haram bıkkınlığı” demiştim.

Doğru çıkıyor.

Aziz Yıldırım dersleri herkes için geçerli.

Önce, kendi yanlışını göreceksin.

Başkasına yıkarak yanlışı ortadan kaldıramazsın.

Başkasını suçlayarak kendi suçunu örtemezsin.

Gün gelir, gerçekler karşına dikilir.

Gün gelir, doğrular karşına dizilir.

İşte o gün geliyor.

Ders de böylece bitiyor, sıra diploma töreninde…

Reklamlar
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kültürel Zeka

Görsel:La-Chapeliere-Folle

‘Akademik zekâ’ var. ‘Duygusal zekâ’ var. ‘Sosyal zekâ’ var.

Bu zekâ türleri tanımlanıyor, ölçekler yapılıyor.

Ama ‘Kültürel zekâ’ da olmalı. Tanımlanmalı. Ölçekleri yapılmalı.

Hem bireylerin hem toplumların ‘kültürel zekâ’sı aslında tutum ve davranışlarıyla ortaya çıkıyor.

Şimdi bakalım:

Öğrenme yeteneği.

Görebilme yetisi (vizyon).

Geniş açılı bakabilme kazanımı.

Değiştirme becerisi.

Analitik düşünme yetisi.

Sentezci davranış gücü.

Bu özellikler kişiden kişiye, toplumdan topluma değişiyor.

Bu özellikler yüksek, orta, düşük olduğu tutum ve davranışlarla ortaya çıkmıyor mu?

Neden Hitler Almanya’da çıkıyor da, İngiltere’de çıkmıyor?

Neden bir Japon pilotu intihar uçuşu yapıyor da bir Fransız pilotu yapmıyor?

‘Kültürel zekâ’ farkları aslında önümüze çok kanıt sunuyor.

Neden Fethullah Gülen gibi birisinin önünde pek çok insan eğilip elini eteğini öpüyor?

Neden 16 yıllık AKP iktidarı hâlâ yüzde 40’larda oy alıyor?

AKP içinde mühendisler var, tıp doktorları var, ekonomistler var, hukukçular var. Bunlar olan biteni görmüyorlar mı?

Elbette görüyorlar da onları bütün yanlışları kabul etmeye yönelten ne?

Meslek eğitimi ‘kültürel zekâ’yı geliştirmiyor.

‘Kültürel zekâ’, kültür eğitimi ile gelişir.

Köy Enstitüleri bunu yapıyordu.

Gelişmiş eğitim kurumları bunu yapan kurumlardır.

‘Kültürel zekâ’ gelişiminin iki büyük engeli var:

Birisi dogmatik kalıpların aktarımı. Din, gelenek vb.

İkincisi de hiyerarşik yapılar. İmparatorluk, sultanlık vb.

Bizim ‘kültürel zekâ’mız kültür tarihimizin bu iki özelliği nedeni ile gelişememiştir.

Bu nedenle de;

Biat kültürüne yatkın,

İtaat temelli ön kabullere sahip,

Risk almaktan korkan,

Değişimden kaçınan,

Alıştığını sürdürme eğilimli,

Bireylerin çoğunluğundan oluşan bir toplumda yaşıyoruz.

Çektiğimiz sıkıntıların temeli budur.

Değişimin zorlandığı yer burasıdır.

Değiştirmemiz gereken de budur.

***

Eğer bu kültürel yapıyı değiştiremezsek,

Toplumun ‘kültürel zekâ’sını yükseltemezsek,

Erdoğan ve AKP gider ama yeni Erdoğan’lar ve yeni AKP’ler gelir.

İktidarların gelişim trendlerini izlersek;

Adnan Menderes ve Demokrat Parti de özgürlük umudu ile gelmişti. On yılda ne özgürlük kaldı ne de umut.

Erdoğan ve AKP özgürlük umudu ile işbaşına gelmişti. 16 yıl sonra ne özgürlük var ne de umut.

İktidarların bu çizgisi bize bir şey anlatmalıdır.

Denetlenmeyen iktidar mı? Neden denetlemek isteyen yok?

İktidar hesap vermiyor mu? Neden toplum hesap sormuyor?

Yolsuzluklar ortada mı? Neden toplum görmezden geliyor?

‘Çalıyor ama çalışıyor’ kabulü nasıl bir toplumu anlatıyor?

Değiştirmemiz gereken budur.

Yeni dönemin gerçekte yeni dönem olabilmesi buna bağlıdır.

Uzun vadeli bir hedef gibi mi görünüyor?

En kısa vadeli hedef bu olmalıdır.

İlk hedef bu olmalıdır.

Çünkü özgürlük de, uygarlık da, kalkınma da, eşitlik de, eğitim de, hukuk da, emek de buna bağlıdır da ondan.

Aklınızı ve iradenizi özgürce kullanamazsanız doğru olan hiçbir şeyi gerçekleştiremezsiniz.

‘Kültürel zekâ’.

Bilmemiz, anlamamız, çalışmamız gereken alan budur.

Uygar bir toplum, uygar bir yaşam bu alan üzerinde yükselir.

Umarım bu hedefi görürüz.

Umarım bu hedefe yürürüz…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kazanmak Azimli Bir Karardır

Görsel:Christian Schloe

Boks eğitmeni dikkatle dinleyen adaylara bakıyordu.

‘Yumruk’ dedi, ‘parmakları sıkılmış bir el değildir. Yumruk, bileklerdir, omuzlardır, beldir, göğüstür, bacaklardır.

Yumruk, bütün gövdedir. Bütün gövdenin hedefe odaklanmış enerjisidir. Bunu yapamazsanız vurduğunuz yumruk etkisizdir.’

Birinci Dünya Savaşı bir cephe savaşıydı. Cephedeki askerler savaşır, cephe arkası yaşamını sürdürürdü.

İkinci Dünya Savaşı topyekûn savaş oldu. Ülkenin her yeri, her bireyi savaşın içindeydi. Kazanan böyle kazandı.

Önümüzdeki seçim de bir kaderin seçimidir.

Ya Meclis Cumhuriyeti kazanacak,

Ya Tek Adam diktasına teslim olunacak.

Karar kapıya dayandı.

***

Uzun sözlerin zamanı değil.

Kestirmeden gidelim.

Güçler ayrımına dayalı parlamenter demokrasiyi kim istiyor?

İnsan haklarını evrensel düzeyde kim gerçekleştirecek?

Bağımsız hukukun üstünlüğünü kim öne alıyor?

Laik eğitim kimlerin derdi?

Liyakat sistemine dayalı kamu örgütlenmesini kim yapacak?

Özerk, bütünleşmiş, bilimsel üniversite kimin derdi?

Gelir dağılımı dengesini kim yaşamsal sayıyor?

Üretime dayalı ekonomi kimin programında?

Kadın erkek eşitliğini kim önemsiyor?

Laik yaşam biçimini kim toplumun ekseni sayıyor?

Dürüst, denetlenir kamu yönetimini kim istiyor?

Seçim kararımı bu ölçütlerle veriyorum.

Dahası var.

Karar veriyorum.

Kararımı azimle savunuyorum.

Kararımı her tehlikeye karşı korumaya hazırım.

***

Kararımı açıklıyorum.

Cumhurbaşkanı Muharrem İnce olmalıdır.

Seçimde Millet İttifakı’nı destekliyorum.

Oyumu Cumhuriyet Halk Partisi’ne veriyorum.

Milletvekili listesine takılmayı yanlış buluyorum.

HDP’nin Meclis’e girmesini elbette istiyorum.

Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmesini bekliyorum.

HDP’nin kazanması için oy verilebilir.

Ama CHP’ye kızıp HDP’ye oy vermeyi yanlış buluyorum.

İYİ Parti elbette Meclis’e girmelidir.

Saadet Partisi de Meclis’te temsil edilmelidir.

AK Parti seçimi kaybetmelidir.

Recep Tayyip Erdoğan başkan olarak seçilmemelidir.

Bu yalnız Türkiye’nin değil, kendisinin de kazancı olacaktır.

Parametreler bunu gösteriyor.

Yanlışta ısrar etmek felakettir.

***

Kazanmak azimli bir karardır.

Kazanmak istiyor musun?

Her şeyinle mücadele edeceksin.

Beyninle, zihninle, bedeninle, varlığınla, çevrenle, yerinle, yurdunla, sokağınla, meydanınla.

Her şeyinle mücadele edeceksin.

Yorulmayacaksın, bıkmayacaksın, vazgeçmeyeceksin.

Her şeyi yapabileceklerini bileceksin.

Her şeye hazır olacaksın.

Azmedeceksin.

Ve kazanacaksın.

Bileceksin ki

Vicdan ve adalet kazanacak!..

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Elbette Kazanacağız

Elbette biz kazanacağız.

Çünkü biz ‘doğruları’ rehberimiz yaptık.

Neden mi?

Gördük ki, insanlık tarihi ‘doğrular’ ile ‘yanlışların’ savaşının tarihidir.

Doğrular; insandan yanadır, haktan yanadır, emekten yanadır, eşitlikten yanadır, barıştan yanadır.

Yanlışlar; paradan yanadır, haksızlıktan yanadır, maldan mülkten yanadır, eşitsizlikten yanadır, savaştan yanadır.

Biz ‘doğrular’dan yana olduk.

Çok açık, çok sade bir anlatım.

İnsanlık tarihi hep bu ‘doğrular’la bu ‘yanlışlar’ın savaşını yaşadı.

Kimi zamanlar ‘yanlışlar’ da kazandı.

Ama sonunda hep ‘doğrular’ ayakta kalmıştır.

‘Doğrular’ tertemiz ayakta kalmıştır.

Ve kazanmıştır.

Şimdi de biz kazanacağız.

Doğruların zamanı -gecikerek de olsa- geldi.

***

Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun mektubunu aldım.

Bir ‘doğru bilim insanı’nın yazısını okudum.

Hapiste.

Doğruları söylediği için hapiste.

Dilovası’nda artan kanserleri bulup anlattığı için hapiste.

Bir halk sağlığı uzmanı.

Barış istediği için hapiste.

Bir tıp doktoru. Bir üniversite öğretmeni.

Muharrem İnce cumhurbaşkanı olunca -ve bilin ki olacak- Onur Hamzaoğlu’nu TÜBİTAK Başkanlığı’na önereceğim.

Onun yeri orasıdır.

O zaman TÜBİTAK bir bilim yuvası olacak.

Doğru bilim insanı.

Yanlış iktidarın yanlış hukuku ile yanlış yerde yatıyor.

Ama her zaman ‘doğru’, ‘yanlış’ı yendi. Gene yenecek.

Onur Hamzaoğlu’nu sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

***

Güray Öz kardeşim kitabını göndermiş.

‘Gene şafakta geliyorlar Angela’

Angela Davis’in öyküsüyle başlıyor kitap.

Bir kültür tarihi kitabı mı desem?

Edebiyat antolojisi mi desem?

Yazarların, şairlerin anlatıldığı denemeler mi desem?

Bunların hepsi mi desem? Bilemedim.

Ama Güray Öz’ün bir yazar, bir şair, bir denemeci olduğunu bildim.

Doyumsuz bir tadı var Güray’ın yorumlarının.

Sade, içten, ince bir derinlik.

Saran, sarsan, sizi alıp götüren.

Her zaman birkaç kitabı birlikte okurum.

Güray’ın kitabı ötekileri bıraktırdı.

Kutlarım. Kucaklarım. Devamını beklerim.

Duydun mu Güray?

***

Muharrem İnce rüzgârı güçlü esiyor.

‘Öfkenin rüzgârı’ diyorum ona.

Milletin içindeki öfkeyi estiriyor.

Erdoğan iktidarı öyle bir öfke yarattı ki.

Haksızlıkların biriken öfkesi bu.

Çiğnenen insan haklarının öfkesi.

Yalanların öfkesi bu.

Göz göre göre söylenen yalanların öfkesi.

Hırsızlıkların öfkesi bu.

Hâlâ savunulan hırsızlıkların öfkesi.

‘Öfkenin rüzgârı’ daha daha fırtınaya dönecek.

Meral Akşener de ‘cesur Amazon’ gibi meydanlarda.

O da kendi üslubunda meydan okuyor.

Geçmişini geleceğine engel yapmadan mücadele ediyor.

***

Bu yazıyı 19 Mayıs gününde yazıyorum.

Gazetemin birinci sayfasında Atatürk.

Atatürk, ‘tarihin doğrusu’.

Bir Osmanlı subayı, göre göre, düşüne düşüne, okuya okuya, tarihin büyük devlet kurucusunu yarattı.

Örnektir.

Elbette biz kazanacağız.

Hep beraber…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ülkemin Işıkları Parlıyor

Görsel:nytjournal.org

Kazanacağız.

Hiç kuşkunuz olmasın, kazanacağız.

İnsan hakkı, çiğnendiği yerden kalkar, çiğneyenin karşısına dikilir.

Doğrular, inkârcının karşısına dikilir, dimdik durur.

Bodrum’dayım.

Bodrum-Marmara Koleji ile bir çalışmamız için buradayım.

Ülkemin aydınlık yüzü. Ülkemin aydınlık yüzleri.

İzmir Işıkkent Eğitim Kampusu ile buluşmuştuk.

Ankara TED Koleji ile çalışmıştık.

Ülkemin çoban ateşleri.

Ülkemin aydınlatan ışıkları.

Yurduma yayılmış binlerce eğitim kurumu.

Günümüzün Köy Enstitüleri gibi çalışıyorlar.

Çocuklarımızı dünden yarına taşıyan aydınlık köprüler.

Siz ortaçağ yolcularına bakıp umutsuzluğa kapılmayın.

Gelecek onu hak edenlerindir.

Yeter ki yılmadan çalışalım.

Geleceğimiz bizimdir, bizim olacaktır.

Çalışıyoruz ve elbette kazanacağız.

***

Dinci siyaset gücünü kaybediyor.

Dürüst dindar yolunu ayırıyor.

Dinci siyaset hak hukuk tanımıyor.

Dinci siyaset zenginleşti, doymak bilmiyor.

Dinci siyaset ayrımcı. Açıkça ayrımcı.

Dürüst dindar artık gerçekleri görüyor.

Dürüst dindarın yalanla dolanla işi yok.

Ya biz?

Biz insanları dinleriyle ayırmıyoruz.

Biz insanları insanlığıyla ölçüyoruz.

Biz insanlara ‘nasıl insan’ diye bakıyoruz.

Dürüst mü, değil mi?

Doğru mu söylüyor, yalan mı konuşuyor?

Birlikçi mi, ayrımcı mı?

Geleceğe mi bakıyor, geçmişi mi eşeliyor?

Adaletli mi, zalimin teki mi?

‘Nasıl insan’ diye bakıyoruz.

Dinci siyaset artık yaptıklarını örtemiyor.

Yolsuzluklarını.

Haksızlıklarını.

Ayrımcılıklarını.

Haksızlıkla hapse attıklarını.

Zulmettiklerini.

Aç bıraktıklarını.

Ölüme zorladıklarını.

İşten attıklarını.

Görevden yoksun bıraktıklarını.

Geleceğini söndürdüklerini.

Artık örtemiyor.

Dinci siyaset, artık dürüst dindarı kandıramıyor.

Dürüst dindar gerçekleri daha iyi görüyor.

Nasıl yalanlarla oyalandığını.

Nelere alet edildiğini.

Hangi sahtecilikle oyalandığını.

Dürüst dindar görüyor ve anlıyor.

Dinci siyasetin bir telaşı da bundan.

***

Biz laik Cumhuriyetçileriz.

Bizim eksenimiz din değil, insan.

Biz insana ‘dindar mı, değil mi’ diye bakmayız.

Biz insana ‘insan mı, değil mi’ diye bakarız.

Biz insana ‘bizden mi, değil mi’ diye bakmayız.

Biz insana ‘yararlı mı, zararlı mı’ diye bakarız.

İnsana bakış farkımız buralarda.

Onun için de biliriz ki,

Geleceği hep beraber yaşayacağız.

Biliriz ki,

bu dünya hepimizindir.

Biliriz ki,

yaşam paylaşıldığı zaman güzeldir.

Ülkemin ışıkları parlıyor.

Ülkemin ışıkları bilimle parlıyor, sanatla parlıyor.

Ülkemin ışıkları eğitimle parlıyor, üretimle parlıyor.

Güneşin bulutlanması geçicidir.

‘GÜNEŞ UFUKTAN ŞİMDİ DOĞAR.

YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR…’

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir Kaçıştır Depresyon

Görsel:Gatokumn

Bir kaçıştır.

Bir geri çekiliş.

Depresyon, yüzyılımızın sorunlarından.

Hızlı değişim.

Sınırsız tüketimin zorladığı insanlık.

Kendine yabancılaşan insan.

Çözülme umudu kalmamış sorunlar yumağı.

Çözülmüş bağların ucundaki yalnızlık.

Depresyon, bütün bunlardan bir kaçışın simgesi.

Yaşamdan geri çekiliyorum.

Artık hiçbir şey istemiyorum.

Bir şey yapmayı anlamsız buluyorum.

Ben hiçbir yerde yokum.

Keyfim yok.

Enerjim yok.

Umudum yok.

Anlasanıza, depresyondayım.

***

Uluslararası bir Ruh Sağlığı kongresindeydim.

Konuşmacı bu bulguları açıklıyordu.

Ben dinledim, dinledim.

Yanımdakine dönmüştüm: Bu bulgular bizim normal insanımız değil mi?

Gerçekten, bizim normal insanımızdı.

Kötümserlik.

Umutsuzluk.

Kaderine razı olmuşluk.

Düşük enerji.

Yaşamından zevk almama.

‘ Böyle gelmiş böyle gider’ uyuşukluğu.

Boşvermişlik.

Depresyon da böyle bir şey değil mi?

İyi de ne yapacağız?

Çantalarda bulunan antidepresan ilaçlar çare mi?

‘Prozak Toplumu’nun yazarı Amerika’yı anlatıyordu.

Şimdi her yer Prozak Toplumu mu oldu?

İlaçsız çözüm yok mu ki?

***

Elbette var. Olmalı da.

Sorunları tanımalıyız. Bu bir.

Sorunlardan kaçmamalıyız. Bu iki.

Sorunların çözümünü aramalıyız.

Seçenekleri önümüze koymalıyız, bu üç.

En iyi çözüme karar vermeliyiz. Bu dört.

Kararımızın yolunda cesaretle yürümeliyiz. Beş.

Destek almalı mıyız?

Elbette.

İlaç kullanmalı mıyız?

Eğer tıp doktorumuz gerek görüyorsa.

Ama şunu bilmeliyiz.

Konu bizim konumuzdur.

Çözüm de bizim başarımız olacaktır.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sabırlı Öfke Kibirli Kindara Karşı…

Yaşamını Cumhuriyet’e adamış sevgili Türkan Erkin’e…

‘Sabırlı öfke’ artık bütün millettir.

‘Kibirli kindar’, Recep Tayyip Erdoğan.

Neden böyle oldu?

Buraya nasıl geldi?

En çok düşünmesi gereken de

Erdoğan’ın kendisidir.

Başlangıçta bu değildi.

Ama söyledikleri birbirine eklendi.

Yaptıkları basamak basamak yükseldi.

Haksızlıklar.

Yolsuzluklar.

Örtülmüş sahtecilikler.

Kapatılmış hileler.

Yenen sayısız kul hakkı.

Haramlar ki ne haramlar.

Kursaklara sığmayan haram lokmalar.

Kardeş katline fetva vermeler.

Nerden geldiğini unutmalar.

Vefasızlık.

Geçmişi inkâr.

Cumhuriyeti düşman bilme.

Yandaşını övme.

Karşıtına sövme.

Her türden haksızlığı görev bilme.

Milletin bunlardan sıtkı sıyrıldı.

Tam ifadesi budur.

***

Muharrem İnce ‘sabırlı öfke’nin temsilcisidir.

Onun heyecanı kitleleri harekete geçirecektir.

Söylediği doğrular AKP’liler için bile etkili olacaktır.

Bu mücadele kenardan dolanma ile kazanılamaz.

Bu mücadele göğüs göğüse yapılacak bir çatışmadır.

Muharrem İnce bu işin tam adamıdır.

Sözünü esirgemez.

Şantajlardan ürkmez.

Yalancılardan çekinmez.

Doğruları en yüksek sesle dile getirir.

İktidara hak ederek yürür.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu kutlamak gerekir.

Demokrasi örneği vermiştir.

Daha başlangıçta iki usta vuruş gerçekleştirilmiştir.

Birisi, muhalifini kürsüye çıkarmaktır.

İkincisi de parti rozetini çıkarak İnce’ye

Türkiye rozetini takmaktır.

CHP, bir eksiğiyle, doğru yoldadır.

Eksik HDP’dir. Bu ‘Millet ittifakı’nda HDP de olmalıydı.

Selahattin Demirtaş’ın hapiste olması bu toplumun ayıbıdır.

HDP bu seçimin anahtarı olmuştur.

***

Abdullah Gül’e de söylemek gerekiyor.

Nasıl oluyor da sizin ‘vicdanınız müsterih’?

Siz bunca haksızlıkla, bunca yolsuzlukla hâlâ o partide neden duruyorsunuz?

Neden mırıltılarınızdan başka bir sözünüz duyulmadı?

Siz AKP’nin kurucusu değil miydiniz?

Neden duyulur bir sesle olanlara karşı çıkmıyorsunuz?

Vicdanınız müsterih olmamalı.

Vicdanınız sizi rahatsız etmeli.

İşlerin buraya gelmesinde sizin de ortaklığınız var.

Biz biliyoruz ve unutmuyoruz.

***

Seçimin sonucu mu?

Elbette biz kazanacağız.

Elbette ‘sabırlı öfke’ kazanacak.

Elbette Millet kazanacak.

Elbette ‘kibirli kindar’ kaybedecek.

Kibir en kötü suçlardandır.

Kindarlık ise kendini yiyip bitirir.

Bu millete çektirdikleriniz yeter.

Hukuku zulmünüzün aleti yaptınız.

Eğitimi ortaçağa göndermek istiyorsunuz.

Ekonomiyi yağmacılara teslim ettiniz.

Hepsinin hesabını bu millet size soracaktır.

Muharrem İnce ‘öfkeli sabır’ı meydanlarda gösterecektir.

Meral Akşener, cesaretiyle Saray çığırtkanını susturacaktır.

Biz kazanacağız.

Gelecek hepimizin geleceği olacak…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hapis Sana Ne Öğretir?

Hapiste Haksız Yatanlara Adıyorum

Onurlu yalnızlığı öğretir dostum.

Yalnız kaldığın zaman da güçlü olduğunu.

Bilinçli mücadeleyi öğretir.

Dışarda pek farkında olmadığın.

Neden burda olduğunu anladığın zaman öğrendiğin
bilinçli mücadeleyi öğretir.

Neyin savaşını verdiğini daha iyi anlarsın
ve artık neyin savaşını vereceğini.

Karşındakinin gizli niyetini
ve önceden verilmiş kararını
şimdi daha iyi anlarsın.

*. *. *
Hapis sana ne öğretir demiştim dostum

Onurlu yalnızlığı öğretir

Yalnız olduğunda gücünü öğretir sana
asla teslim olmayacağını
teslim olmayanların gücünü öğretir
yedek gücün olduğunu öğrenirsin
nereden geldiğini bilemeyip şaşırdığın
o dayanma gücünü
burada öğrenirsin
kuşatma altında

İnsanın nasıl dayandığını
kendine düşünceler yaratarak
kendine duygular yaratarak
nasıl dayandığını
burada öğrenirsin

*. *. *
Hapiste öğrenirsin dostum
inançlı dayanışmayı
ayağa kalkanları
burada görürsün
kimin umurunda olduğunu
kimin umurunda olmadığını
kimin üzülüp kimin sevindiğini
evet, burada görürsün
inançlı dayanışmayı
farkında olmadığın o gücü
burada tanırsın
taşın sağlamlığında
demirin direncinde
o yıkılmayan sağlamlıkta

*. *. *
Sevdiklerinden uzaksın ya
neden sevdiğini daha iyi anlarsın
neden seveceğini de
artık daha çok seveceğini de
burada öğrenirsin dostum
sevgiyi bir daha düşünürsün burada
nefreti de
kendi içine bakmayı öğrenirsin
kendi dışını görmeyi de
sevginin nefretten daha güçlü olduğunu
gelincik güzelliğinde görürsün
o ince uzun kırmızı çiçeğin zarif güzelliğinde
kazancındır bilesin.

*. *. *
Japon kılıcının sırrını öğrenirsin burada
aylarca aylarca
dövülüp su verilip
dövülüp su verilip
dövülüp su verilip
ustasına törenle teslim edilen
Japon kılıcının kutsallığını
burada öğrenirsin
İpeği ve teli aynı zerafetle kesen kılıcı
burada çok iyi anlarsın
ve hiç unutmayacağını bilirsin
artık senin de bir kılıç olduğunu
ipeğe ve tele böyle bakacağını
anlarsın

*. *. *
Şiiri öldüremezler demişti Pablo Neruda
şiiri öldüremezler
burada öğrendin bunu
hapse atarlar
görmezden gelirler
duymazlar
aşağılarlar
ama öldüremezler
şiir
silkinir tertemiz çıkar ortaya
bunu öğrendin burada

*. *. *
zamanın göreceli olduğunu öğrendin
bir günün bin gün olduğu zamanı da
bir günün 24 saat olduğu zamanı da yaşadın
sabahın sabah olduğunu
gecenin gerçek olduğunu gördün
mevsimleri yaşadın
ilkbaharın ne zor mevsim olduğunu
yaz aylarının deniz kıyısı olmadığını
kışın soğuk olduğunu
burada gördün
başka bir takvimin varolduğunu
başka bir saatin tik taklarını
bildin
yaşam boyu öğrenmek derler
acep bu mudur?

*. *. *
Onurlu yalnızlığı öğrendin dostum
bilinçli mücadeleyi
inançlı dayanışmayı
dimdik ayaktasın
kılıcın keskin öfkesiyle
bilincin parlak ışığıyla
krizantem zerafeti
ve inancın gücüyle
dimdik ayaktasın
öğrendiklerinle…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ulus Olamadan CHP Kabileler Olunca

Görsel:rtve.es

Ulus olamadık, belli oldu.

Cumhuriyetin kurucuları “ulus-devlet” olmayı hedeflediler.

Geri kalmış kültürün direnmesine kapitalizmin sömürü hesapları da eklenince bu hedef gerçekleşemedi.

Sınıfsal bölünme daha da derinleşti.

AKP’de somutlaşan “cemaatler- tarikatlar iktidarı” güçlendikçe de ülkenin kabilelere bölünmesi kaçınılmaz oldu.

Bugün -aralarında farklar olsa da- üçe bölünmüş görünen ülkede kabileler ayrılmış durumda.

Kendini ülkenin sahibi sanan “laikler kabilesi” neden kaybettiğini anlayamadan gücünü kaybetti.

Kendini iktidarın sahibi sanan “dinciler tarikatı” hâlâ neden sahip olamadığını anlayamamanın telaşı içinde.

Kürtçüler, ulus mu olmak istiyor yoksa aşiretleri sürdürmekle mi uğraşıyor bilemeden boğuşup duruyor.

Ülkeyi kabilelere bölen AKP ve reisleri Recep Tayyip Erdoğan bu kez kesin bir “Tek Adam İktidarı” seçimini baskınla kazanmak istiyor.

Kazansa ne olacak?

Ekonomi tepetaklak.

Hukuk iktidarın emrinde.

Eğitim ortaçağa endekslenmiş.

Bilim kurumları iktidarın sultası altına alınmış.

Sanat bütünüyle reddedilmiş.

Uygar dünya ile bağlar kopma noktasında.

Şiddet olağanlaşmış.

AKP ve reisleri iktidarı neden istiyor?

Çünkü;

İktidarı kaybetmek bütün suçlarının hesabını vermek anlamına geliyor da ondan.

AKP iktidarı -ki artık dinci de dememek gerekiyor- kendini “iktidara mahkûm” etti.

Bu durum, demokrasinin kurban edilmesidir.

Demokrasi, AKP sunağında kurban edilmiştir.

Şimdi ne olacak?

***

AKP ve reis kazanır da istedikleri olursa;

Kabilecilik kesinleşir,

Kabilelerin birbirine karşıtlığı artar,

Bu karşıtlık düşmanlığa dönüşür

Ve

Kabileler savaşı başlar.

Ülke iç kavgaya sürüklenir, bunun da galibi olmaz.

Böyle bir iç kavga dış müdahalelere açık bir durum yaratır.

Dış müdahaleler bilinmeyecek olasılıklar yaratır.

Türkiye, benzerleri gibi bir kaosa sürüklenir.

Öyleyse ne yapmalı?

***

Bu seçimi kaybetmek öncelikle AKP’yi ve reisi kurtarır.

Yerine gelenlerin ilk işi,

Kabileciliği önlemek,

Ülke bütünlüğünü sağlamaya çalışmaktır.

Olabildiğince bütünleşmiş bir ülkede

Yapılabilecek işler, tahrip edilmiş kurumları onarmaktır.

Güçler ayrılığına dayalı bir sistemin parlamentosu.

Denetlenebilir yürütme.

Bağımsız yargı.

Özerk üniversite.

Laik eğitim.

Barışçı bir dış politika.

Üretime dayalı bir ekonomi.

Gelir dağılımı dengesini sağlama.

Toplumda güven ortamının yaratılması.

Özgürlüklerin güvence altına alınması.

Bunları yapabilmek için de,

Bütün HAYIR güçlerinin sadece bu amaçla birleşmesi,

Seçimlerin MUTLAKA KAZANILMASI şarttır.

Aksi halde kaçınılmaz olan KAOS’tur.

Gerçekleri görmek,

Başarının ilk adımıdır…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir Ağaç Gördüm

Görsel:Emanuele Serrelli

Bir ağaç gördüm bahçemde.

Çırılçıplak.

Yaprakları savrulmuş sert rüzgârlarla.

Uçları kırılmış dallarının.

Gövdesi çatlamış soğuktan.

Yapayalnız.

Kış soğukları ağaçlara acımaz.

Öyle dururlar tek başlarına.

Kimse hatırlarını sormaz.

Umutları da kırılmış mıdır, bilemezsin.

Yeniden yapraklanır mı, bilemezsin.

Ağaç.

Tek başına.

Çırılçıplak.

Öylece durur.

Soğuk kış bahçesinde. Tek başına.

***

Ama dur, bir ses var orada.

Kökler “dayan” der gövdeye.

“Dayan, yıkılma” der.

Çatlamış gövde yer yer soyulmuş bedeniyle duyar bu sesi.

Yorgundur.

Çok yorgundur.

Kökler bırakmaz ama.

“Dayan” der gövdeye.

“Sonbaharda dökülen yaprakların vardı ya,”

“Onlar senin gücündür işte.”

“Onlar kalsiyumdur, magnezyumdur, candır, güçtür.”

“İşte onlar dökülerek bana geldi.”

Şimdi onları sana veriyorum” der kök.

“Seni sana veriyorum”, bilesin.

Kökler pes etmez.

Kökler özsuyu işler.

Kökler gövdeyi besler.

Yorgun gövde duyar bu sesi.

Hisseder yükselen özsuyu.

Canlanır gövde.

Güçlenir.

“Evet” der gövde köklere.

“Evet, duyuyorum.”

Ve gövde duyar.

Yeni bir kabuk sarar gövdeyi.

Çatlaklar kapanır yavaş yavaş.

Yavaş olur doğada her şey.

Ama mutlaka olur.

Gövde dallara seslenir.

“Toparlanın” der.

“Kırık uçları bırakın, canlanın, dirilin.”

Ve dallar canlanır. Yenilenir.

Dallar başlarını kaldırır.

Yeniden güneşe bakarlar.

Güneş bulutlardan sıyrılmıştır.

Yeniden ısıtır toprağı.

Yeniden ısıtır dalları.

Dallar tomurcuklanır.

Doğanın çevrimi başlar yeniden.

***

Kökler toprağın altındadır.

Onları kimsecikler göremez.

Tuhaftır insanoğlu.

Göremediğini yok sayar.

Oysa senin görmediğin kanunları vardır doğanın.

Ve onlar hiç durmadan çalışırlar.

Kökler hiç durmadan çalışır.

Gövde artık sapasağlamdır.

Dallar güçlüdür.

Güneşe yönelmiştir.

Güneş gururla ısıtır dünyayı.

Yapraklar yeniden fışkırır tomurcuklardan.

Ağaç bütün görkemiyle kollarını açar.

“Varım” der cihana.

“Varım, hep olacağım.

Buradayım, burada olacağım.”

Teslim olmadılar ve ölmediler. Gördüm.

Teslim olmayanlar ölmez. Bildim.

Gittim ağaca sarıldım.

Sarıldım ona.

Ve ağladım. Sevinçle.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın