Yaşam Başkaldırıyor

Kaynak: listchallenges.com

“Bizim insanımız başkaldırmaz” diye sevinmeyin.

Yaşam başkaldırıyor.

Yaşam başkaldırınca yüksek sesler duymazsınız.

Bir uğultu başlar.

 

Mırıltılardan, sızıltılardan, homurtulardan oluşmuş bir uğultu.

Yapraklarda gezinen rüzgârın sesi sanılır.

Ya da kentlerin uğultusu işte.

Öyle derinden derine uğuldar.

“Bizim insanımız başkaldırmaz canım” demeyin.

“Ne desek inanır işte” sanmayın.

Aslında inanmaz.

İşin aslını bilir de.

Bir süre bilmezden gelir.

Bir süre inanmış gibi yapar.

Sabırlıdır da, sabrın da sınırı vardır.

Ama yaşam hiç şaşmaz.

Başkaldırır.

İnsanları da peşinden sürükler.

Uğultu yaşamın başkaldırısıdır.

Yaşam başkaldırıyor.

İnsanı bekleyin, sabır da tükenir.

***

Laik eğitime düşman oldunuz.

Dört yaşındaki bebelere erkek çocuk ayağı yıkattınız.

“Geleneğin oyunudur” dediniz.

“9 yaşında kız çocuğu evlenir, 12 yaşındaki çocuk koca olur” dediniz. Din İşleri resmi sitesinde yazdınız.

Tepkiler olunca “Yok canım, öyle değildi” deyiverdiniz.

Dediklerinizi yaptığınız zaman ne olacak?

Küreselleşmiş dünyada şartlandırdığınız kafalarla neyi başaracaksınız?

Dindar ve kindar gençleriniz nerede, nasıl çalışacak?

Hollanda’sından Arjantin’ine, Kanada’dan Japonya’ya kadar yayılmış bir dünyada hangi başarının adayı olacak?

Şartlanmış kafalarla, “bizim dostlar” ve “gerisi düşmanlar” kindarlığıyla nerede, neyin başarısını arayacaklar?

Eğer Türkiye’nin bir geleceği olacaksa, elbette laik eğitimle olacaktır. Teminatı da bu ülkenin laik insanlarıdır.

Siz, tarihin kaybedenlerisiniz.

Önce, dünya tarihini okuyun.

Sizden daha güçlüleri vardı.

Sizden daha zalimleri vardı.

Ama kaybettiler.

Hep kaybettiler.

Siz de kaybediyorsunuz. Göreceksiniz.

Bize acılar çektirdiğinizle kalacak mısınız?

Hesabını verecek misiniz? Onu da göreceğiz.

***

İnsan haklarını çiğnediniz, çiğniyorsunuz.

İnsanları işlerinden atıyorsunuz, açlığa mahkûm ediyorsunuz.

Tutuklamalar, hapisler, tutukluluğun devamları.

Düşman hukuku uyguluyorsunuz. Açık.

İnsanları aylarca, yıllarca yatırıyorsunuz.

Hiç sorumluluk duymuyorsunuz.

Bunları hep yaptılar. Tarihte var.

Hitler Almanyası’nda, Mussolini İtalyası’nda.

Franko İspanya’sında. Dikta Arjantin’inde.

Bizde de 12 Mart’larda, 12 Eylül’lerde.

Ülkenin faşizm dönemlerinde.

Bunlar tarihte yaşandı.

Biliyor musunuz ki,
bunları yapanlar hep bunlarla tarihe geçti.

Oysa, onlar da yollar yapmıştı, otoyollar yapmıştı.

Onlar da yüksek binalar yapmıştı.

Onlar da saraylar yapmıştı.

Ama bugün yalnız zulümleriyle anılıyor.

Tarihin dersidir.

Adalet başkaldırıyor.

Adalet yaptıklarınıza isyan ediyor.

Uğultusunu duyuyor musunuz?

***

Kuru fasulyenin fiyatını biliyor musunuz? Öğrenin.

Kabak fiyatından haberiniz var mı? Olmalı.

Soğanın, patatesin, ekmeğin,
yumurtanın, sütün, tereyağının?

Fiyatlarını biliyor musunuz?

Öğrenin.

Bu fiyatlar aldı başını gidiyor.

İnsanlar bunları alacak, ocaklarında pişirecekler.

Zamlı enerji fiyatlarıyla.

Çarşı pazar yangın yeri.

Yaşam başkaldırıyor.

Önce yaşam başkaldırır.

Sonra da yaşamını haram ettiğiniz insanlar başkaldırır.

Sakın “biz o başı ezeriz” demeyin.

Kendi başınızdır o.

Bilesiniz…

Reklamlar
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hayatınızı Değiştirmek İstiyorsanız!

Evet, hayatınızı değiştirmek istiyorsanız.

Bugün başlamanın tam zamanıdır.

Yeni bir yıl, 2018.

Yeni bir gün, 1 Ocak.

Yeni bir hafta başı, pazartesi.

Ve tatil günü.

Hapishanede de tatil günü müdür?

Hapiste de hafta sonları cumartesi midir, pazar mıdır?

Hapiste yatan insanları bugün de düşünelim mi?

Evet, düşünelim, hem de çok düşünelim.

Çünkü onlar orada haksızlıklarla yatıyorsa,

Ve sen bir şey yapmıyorsan dostum,

Unutma, zalimlerin suç ortağısın!

Acı ama gerçek.

Onun için düşün.

Hiç değilse düşün.

Ve hayatını değiştirmek iste.

Hayatını öyle değiştir ki,
kimse haksızlık yapmaya cesaret edemesin.

Hayatını öyle değiştir ki,
kimse kimseye zulmedemesin.

Hayatını öyle değiştir ki,
uygar insanların uygar toplumunda yaşayasın.

Bak, hayatın nasıl değişir?

Ve sen ne yapabilirsin?

***

Önce zihinsel değişimini yaşayacaksın.

“Ben ne yapabilirim ki” diyen kalıbı kaldırıp atacaksın.

Sen, evet sen, tek başına, çok şey yapabilirsin.

“Ben yaparım” diyeceksin. İçin bununla dolacak.

“Ben yapmalıyım” diyeceksin.

“Varoluşumun anlamı budur” diyeceksin.

“Hayatımın anlamı ne” diye sorup duruyorsun ya.

Hayatının anlamını sen seçeceksin.

Çünkü dostum, hayatın anlamı kişinin seçimidir.

“Bunlar başımızdan gitmez ki” demeyeceksin.

Bu kalıbı, onlar senin zihnine yerleştirdi.

Bunlar gider, bileceksin.

Bunlar gider, sen istemediğin için gidecekler.

“Nasıl gider bunlar” diye soruyor musun?

İşte doğru soru bu.

Nasıl gider bunlar?

Sen istemezsin, o istemez, bu istemez, bunlar gider.

“Ama hile yapar gitmezler” dedin mi başa dönersin.

Hile yaparlar ve giderler, bileceksin.

“Ama, bunlar her zorbalığı yapar, gitmezler” dedin mi başa dönersin.

Her zorbalığı yapar ama giderler, bileceksin.

Hayatını değiştiriyorsun, unutma.

Rahatlığının üstüne yayılma, konformizm denir buna.

Fırsatçılıktan medet umma, oportünizmdir bu.

İdare etmeye çalışma, pragmatizm denir,
hayatını değiştirmene engel olur.

Hayatını öyle değiştir ki,
sana istemediğin şeyleri yaptıramasınlar.

Unutma,

Değiştiremediğin şey seni değiştirir.

Unutma,

Yönetemediğin şey seni yönetir.

Bu, cebindeki para için de doğrudur.

Korkuların için de doğrudur.

Dürtülerin için de doğrudur.

“Hayatının sahibi kim” diye soracaksın kendine.

İçinde olduğun koşullar mı?

Bunun teslim olmak olduğunu bil.

Sahip olduğun şeyler mi?

Unvanın mı? Paran mı? Evin mi?

Eğer öyleyse, hayatının sahibi onlar demektir.

Onları hayatının sahibi yapma.

Onlar kazandığın şeylerdir,
ve kullanacağın şeyler.

Hayatının sahibi sensin, unutma.

Hayatının sahibi ol ve onu değiştir.

Hayatını değiştir.

Yeni yıl, bunun başlangıcı olsun.

Ben de yeni yılını kutlayayım…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Özgürlük Mücadelesi

İnsanlık tarihi özgürlük mücadelesinin hikâyesidir.

İlk insanlar doğanın sınırlarına karşı özgürlük aradılar. Kölelik dönemi, kölelerin özgürlük mücadelesi ile geçti.

Ortaçağ, dogmaların tutsaklığına karşı mücadelelerin tarihidir.

Yeniçağ, endüstri ve ticaretin kâr hırsına karşı emeğin özgürlük mücadeleleri ile geçti.

Günümüz, her türlü baskıya karşı özgürlük mücadelesi ile tarihin kaydına geçiyor.

Özgür insan aklı, özgür insan iradesi için yapılan mücadele günümüzde de sürüp gidiyor.

Ülkemizin içine sürüklendiği durum da bu mücadelenin şiddetini artırdığı bir alan oldu.

Bugün yaptığımız mücadele “özgürlük mücadelesi”dir.

“AYDINLANMA”, işte bu mücadelenin tarihsel adıdır.

Değerli arkadaşım Ataol Behramoğlu, Hamburg gezisinde yazdığı notlarda buna değindi. Bu ilkenin politik eksen olmasının Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel görevi olduğunu belirtti.

Doğrudur. Ancak, bugün AKP’nin temsil ettiği “dogma ekseni”nin karşısına çıkacak her siyasal kuruluşun bu ilkeleri savunması siyasetin asıl koşuludur.

İYİ Parti, eğer bu özgürlükleri savunmazsa ne ifade edecektir?

Katılaşmış her ideoloji dogmaya dönüşür.

Bugün AKP dini savunmuyor. Hatta bir “Din Devleti” kurma iddiasına karşı din ilkelerini savunmuyor. Sadece din sembollerini kendi yolsuzluklarını, haksızlıklarını örtmek için kullanıyor. Dinin “kul hakkı yememe”, “hırsızlık yapmama, hırsızları korumama”, “iftira etmeme”, “yalan söylememe” ilkelerinin hepsini çiğneyerek din korunabilir mi?

AKP iktidarına karşı çıkmak artık bir siyasal tavır değil, bir özgürlükten yana olma zorunluluğudur.

AKP iktidarına karşı çıkmak, artık inanç özgürlüğünden yana olmak zorunluluğudur.

AKP iktidarına karşı olmak, artık bir özgür insan olma zorunluluğudur.

İnanç özgürlüğü, her inanca (inanmamaya da) eşit mesafede duran LAİKLİK konusudur.

Ancak laik insan ve laik toplum, her inancın özgürce yaşayabileceği bir ortamı gerçekleştirebilir.

Fransa’da yaşanan Saint Barthelemy katliamı, bir gecede on binlerce insanın öldürüldüğü Katolik- Protestan savaşıdır.

Kahramanmaraş katliamı, Sivas’ta 33 aydının yakılması, hiç unutmamamız gereken utanç sayfalarıdır.

Günümüzde yapılması gereken siyasal mücadele, özgürlük mücadelesidir.

AKP iktidarına karşı olan Cumhuriyet Halk Partisi, “Aydınlanma”nın temel ilkelerine sahip çıkmayı politikasının temeli yapmak zorundadır.

Bu ilkeler de;

Özgür düşünce, özgür irade, laik toplum, laik eğitim, güçler ayrılığına dayalı yönetim sistemi, bağımsız hukuk, bağımsız üniversite, özgür basın, yazılı ve sözlü ifade özgürlüğü, hilesiz seçimler gibi insan hakkına saygılı yaşamın gerekleridir.

İYİ Parti de, eğer AKP siyasetinden farklı bir yol izlemek istiyorsa bu ilkelere dayanmak zorundadır. Dürüst yönetim, yalansız siyaset, yolsuzluklara kapalı sistem ancak böyle olabilir.

***

Bugün toplumumuz bir özgürlük mücadelesi veriyor.

Ya haksızlıkların, yolsuzlukların, dogmaların arkasına saklanıp sürdürüldüğü bir iktidara teslim olunacak,

Ya da bu teslimiyete karşı çıkıp özgür insanın, dürüst yönetimin, uygar toplumun mücadelesi yapılacaktır.

2018 yılı bu ülkenin kader yılıdır.

Ya boyun eğip teslim olacaksınız,

Ya kaderinize sahip çıkacaksınız.

Karar da sizindir. Kader de sizindir.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

İNSAN NASIL GÜDÜLÜR?

Merak edilen bir konudur bu: ‘İnsan nasıl güdülür?’.

Politikacıların yanıtını aradığı sorudur bu.

Pazarlamacılar, şirketler, yöneticiler bu yanıtın peşindedir.

Reklamcının şifresi de budur:

‘İnsan nasıl güdülür’.

Yüzyıllar boyunca çeşitli araştırmalarla varılan yanıt: Havuç ve sopa ile.

Havuç, buruna yaklaştırılan çekici yiyecektir.

Sopa da yola gelmezse korkutan ceza.

Ben kestirmeden gideceğim:

İnsan umut ve korku ikilisi ile güdülür.

Kazanmayı ‘umut’ edeceksin, kaybetmekten ‘korkacaksın’.

Günümüzde bunu veren iki sistem var:

Birincisi inançtır. Bu dünyada korkacaksın, öbür dünyayı umut edeceksin.

İkincisi de, taksitle mal edinme yöntemidir. Borcundan korkacaksın, elde ettiğini umut edeceksin.

İşte bu iki sistemle insanlar güdülüyor.

İnançla güdülüyor, köle ediliyorsun.

Borçla da esir edilip yıllarca hizmete koşuluyorsun.

İşte size kolayından toplumu güdüleme şifresi.

İnancın durdurduğu zihinsel eleştiri ile kapitalizmin kör edici mal edinme yöntemleri birleştiği zaman olan budur.

Bizim toplum neden ortaya çıkan hırsızlığa aldırmıyor?

Bizim toplum neden gözünün önündeki haksızlığı görmüyor?

Bizim toplum neden en açık din hükümlerine uymuyor:

Hırsızlık yapmayacaksın.

Başkasının malına el uzatmayacaksın.

Yalan söylemeyeceksin.

Bizim toplum neden bunları görmezden geliyor, duymamış gibi yapıyor.

İşte bundan.

İnancı kullanan politikacının istediği budur.

Parayı kullanan kapitalistin de istediği budur.

İnançla köleleşiyor, borçla esir alınıyorsun.

Artık yapacağın tek şey televizyon izleyip gülüp ağlamaktır.

Sen de öyle yapıyorsun.

Elinde cep telefonu.

Karşında TV ekranı.

Aldırma dünyaya, keyfine bak, salla gitsin.

* * *
Prof. Tayfun Atay önemli bir kitap yazdı:

‘Görünüyorum. O Halde Varım’. Can Yayınları, 2017.

‘Meşhuriyet Çağı’ adını verdiği çağımızda ‘görünme’nin nasıl önem taşıdığını örnekleriyle açıklayan çok hoş bir kitap.

Samimi, açık, kendisini de içine koyduğu bir yapıt.

Artık ‘kim olduğunun’ ya da ‘ne yaptığının’ değil,

‘nasıl göründüğünün’ önem taşıdığını anlatıyor.

Çok doğru saptamalar.

Çok doğru analizler.

Çağın ve bizim kültürümüzün nereye geldiğinin seyir defteri.

Erich Fromm ‘Olmak mı? Sahip olmak mı?’ demişti.

Fromm, büyük bir düşünür psikiyatrist.

İnsanlardaki ‘sahip olmak’ güdüsünün insanı insan yapan ‘olmak’ ediminin yerini nasıl aldığını anlatıyordu.

İnsanlar artık ‘olmak’ ile ilglenmiyor, kendilerine yabancılaşıyorlardı. Sonra da ‘sahip oldukları’ ile kendi kimliklerini bulmaya çalışıyorlardı.

Kapitalizmin eleştirisi idi.

Şimdi bu da aşıldı. Artık ‘olmak’ gibi ‘sahip olmak’ da yeterli değildir. ‘Görünmek’ her şeydir.

Ama işte, görünen de aslında hiç bir şeydir. Sadece görüntüdür. Bir dakika sonra da başka bir şey ‘görünecektir’.

* * *
İşte dostlarım, ‘insan böyle güdülür’.

Günümüzün havucu da budur, sopası da budur.

İnançla köle kılınan, borçla esir alınan günümüzün insanı ‘görüntü’ ile de avutulmaktadır.

Çözüm, zihinsel güdülenmeden kurtaran bilinçtir.

Özgür zihin soru soracak, sorgulayacak, eleştirecektir.

Yanlışı görecek, hesabını soracak, gücüne sahip çıkacaktır.

Zihinsel güdülenmeye karşı çıkmak hepimizin görevidir.

Doğru inanç, emeğimize sahip çıkmak görevimizdir.

Bilinçli uygar yaşam kendi ellerimizle gerçekleşecektir.

Köleliğe, esirliğe hayır.

İnsanca özgür, uygar yaşam…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yaşam Kültürümüz Tehdit Altında

Sophie Ryder

Uyanmalıyız.

Yaşam kültürümüz tehdit altında.

Her geçen gün uygar yaşamımız daha da daralıyor, daha da sıkışıyor.

Biz nasıl yaşamak istiyoruz?

Biz, ülkemizde uygarlıkla yaşamak istiyoruz.

Özgürlük içinde yaşamak istiyoruz.

Güven içinde yaşamak istiyoruz.

Ayrım yapmadan, bütün yurttaşlarımızla birlikte yaşamak istiyoruz.

Din, mezhep, inanç ayrımı olmadan yaşamak istiyoruz.

Uygar dünya ile birlikte yaşamak istiyoruz.

Geleceğe güven duyarak yaşamak istiyoruz.

Ailemizin, çocuklarımızın daha iyi bir dünyada yaşamasını istiyoruz.

İstediğimiz bunlardır.

İşte bu yaşam kültürümüz tehdit altına alınıyor.

Ortak yaşam idealimiz tehdit altına alınıyor.

Artık uyanmalıyız.

OHAL’i kaldırmayacaklar.

Tehditlerden vazgeçmeyecekler.

Çünkü iktidarın yapmak istedikleri ancak bu koşullarda yapılabilir de ondan.

Seçim demokrasisine güvenmeyin.

Daha kötüsü olmaz demeyin.

Uyanın.

Sonra da ‘ o günler iyi günlerimizmiş’ demeyin.

* * *
Bakın Reza(let) davasına.

Açıklananlara bakın.

Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvetler gırla gidiyor.

Bakanlarınız konuşuluyor.

Devlet bankanızın ortak yapıldığı işler konuşuluyor.

O günkü başbakanınız bugün Cumhurbaşkanınız.

Sizin iktidarınız o dosyaları nasıl bir bir kapattı? Siz biliyorsunuz.

MAN adası belgeleri gerçektir. Sahte falan değil.

İktidarınız bunu da çok iyi biliyor.

Bunların teki dürüst bir toplumda iktidarı istifaya götürürdü.

Ne oluyor?

Yaygara oluyor. Sahtedir diyorlar. Yalandır diyorlar. Darbedir diyorlar.

İnanıyor musunuz? Hayır inanmıyorsunuz?

Ama bir bölümünüz inanmış gibi yapıyor, geri kalanın da bir şey yapacak gücü yokmuş gibi. (Oysa var ama farkında değil.)

Uyanın.

Başınızdaki iktidar inancı hipnoz amacıyla kullanıyor.

Amaç dinini öğretmek değil.

Dinler, insanlara dürüst olmayı öğretir. Adil olmayı, hak yememeyi, başka insanları gözetmeyi öğretir.

Dinler, bu amaca yönelik toplumsal kurumlardır.

İslam da budur, hıristiyanlık da budur, musevilik de budur.

Budizm de budur, Taoizm de budur.

İbadet kişinin Allah’a borcudur ama hak yememek kişinin öteki insanlara borcudur.

Dini ibadetle sınırlamak, dini öğretmemek bütün bu dalavereleri yürütmek için yapılır.

Millet namaz kılıp oruç tutarken bunlar malı götürürler.

Uyanın.

İnsan hakları yağmalanıyor.

Cumhuriyet gazetesi davası doğruyu öğrenme özgürlüğüne yönelik tehdittir.

Yaşam kültürümüze yönelik tehdittir.

Akademisyenler davası özgür düşünmeye yönelik tehdittir.

Yaşam kültürümüze yönelik tehdittir.

Eğitimin dinselleştirilmesi laik yaşama yönelik tehdittir.

Hukukun iktidarın emrine girmesi yaşam güvencemize yönelik tehdittir.

Uyanın.

Birleşin.

Karşı çıkın.

Çevrenizi aydınlatın.

Aktif olun.

Her insanımız güneşin ışığını taşıyan bir enerji olmalıdır.

Ampulü söndürün.

Birbirimizden başka güvencemiz olmadığını,

Unutmayın!…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yalanın Siyaseti

Yeni bir terim var: “post- truth” (gerçek ötesi).

Gerçeğin aşılması, gerçeğin önemsizleşmesi anlamına geliyor.

Yazar Yalın Alpay, “gerçeğin önemsizleşmesi” diyor ki doğru.

Kitabının adı da: YALANIN SİYASETİ.

Destek Yayınları- Ekim 2017.

Ralph Keyes de “Hakikat Sonrası Çağ” adlı kitabı yazdı.

Günümüz dünyasında yalancılık ve aldatma üzerine bir kitap.

O da DeliDolu Yayınları’ndan çıktı. Kasım 2017.

Konu nedir?

Postmodern kültüre geçen küreselleşmiş dünyada artık gerçeklerin önemini kaybettiği, yalanların ve aldatmanın her şeye egemen olduğunu açıklıyorlar.

Aslında yeni bir olgu değil.

Yüzyıllar öncesinden Niccolo Machiavelli’in “Prens” adlı kitabında verdiği öğütlerin modern versiyonu.

Yalan söyle. Yalan söyle.

Büyük yalanlar söyle.

Yalanları tekrarla.

Hep aynı yalanları tekrarla.

Sorulan sorudan başka şeyleri yanıtla.

Hiç aldırma, utanma, sıkılma.

Rakibini suçla.

Bağır, çağır, hakaretler savur.

Yalan söyle, utanmadan, çekinmeden yalan söyle.

Strateji bu. Taktik bu.

***

İyi de kim inanır böyle sürekli yalanlara?

Sana geçmişte inanmış olanlar inanır, bir.

Yetkili oluşuna bakarak duralayanlar inanır, iki.

Borçlanmış olup da durumu bozulmasın diyenler inanır, üç.

Hiçbir şeyle ilgilenmeyenler inanır, dört.

İnanmayanlardan bile inanmış gibi yapanlar olur, beş.

İnanmayanlar bile duralar, altı.

Daha ne olsun.

Yalanlara kanmayanları da suçlayacaksın.

Ortaya vatanı koyacaksın.

Ortaya ülkeyi koyacaksın.

Ortaya milleti koyacaksın.

Ortaya dini koyacaksın.

Ortaya Allah’ı koyacaksın.

Bak bakalım adım atabiliyorlar mı?

İleri gideni suçlayacaksın.

Gözaltı, polis, tutuklama, ne gerekirse.

Yalanına kanmayanların gözlerini korkutacaksın.

En azından “karışmayayım da bana bulaşmasınlar” dedirteceksin.

Bu da sana yeter.

***

“Yalandan kim ölmüş” der atasözümüz.

Yalandan ölenler vardır ama yalancı ölmez.

Yalancı ticaretini yapar.

Yalancı siyasetini yapar.

Yalancı işine bakar.

Yalancı, gözünün içine baka baka yalan söyler.

Çarşı pazar yangın yeridir, fiyatlar artar da artar.

Yalancı, ekonominin en düzgün zamanı olduğunu söyler.

Ülkede adaletin çiğnenmediği hiçbir karar kalmamıştır.

Yalancı, böyle bir adaletin geçmişte hiç olmadığını söyler.

Komşuların hepsiyle kavgalı bir duruma gelinmiştir.

Yalancı, ülkenin çok itibarlı olduğunu söyler.

Dün söylediğini bugün kendi yalanlar, hiç aldırmaz.

Dün yaptığının bugün tersini yapar, oralı olmaz.

***

Yalın Alpay’ın kitabını okuyun.

Trump’ı anlayacaksınız.

Türkiye’nin durumunu da göreceksiniz.

Aralara Rıza Sarraf’ı yerleştirin.

Zafer Çağlayan’a da yer var.

Ülkenizi çok iyi anlayacaksınız.

Ve dinlediğiniz yalanları,

yalancının yüzüne çarpma isteğiniz

nasıl bir karara dönüşecek,

göreceksiniz…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

‘Eğitim Sarayı’ neden yok?

Sahi, ‘Eğitim Sarayı’ yok.

Hoş, ‘Adalet Sarayı’ var ama adalet yok.

Eğitim Sarayı yok, çünkü sarayda eğitim yapılmaz.

Sarayda sultan vardır, buyruklar vardır, kullar vardır.

Akademi, eğitim tarihinde bir ağaç altında öğreten filozofun okuludur. 2500 yıl öncesinde.

Eğitim her yerde, her koşulda, her zaman yapılır.

Yeter ki, ‘eğitim özgürlüğü’ olsun.

Bugün ülkemizde eğitimin öncelikli sorunu, ‘eğitim özgürlüğü’ olmayışıdır.

‘Eğitim özgürlüğü’ eğitimin temel eksenidir.

Bilme özgürlüğü.

Sorma özgürlüğü.

Eleştiri özgürlüğü.

Tartışma özgürlüğü.

Araştırma özgürlüğü.

Öğretmen özgürlüğü, öğrenme özgürlüğü, öğrenci özgürlüğü.

Bunların olmadığı yerde ‘eğitim özgürlüğü’ de yoktur.

Eğitimin özgür olmadığı yerde ‘Öğretmenler Günü’ nasıl kutlanır?

Akademisyenler bir bildiriye imza attığı için tutuklanırsa?

Akademisyenler bir bildiriye imza attığı için işten atılırsa?

Nuriye ve Semih hocalar açlık grevi yaptıkları için suçlanırsa?

Öğretmenler Günü nasıl kutlanır?

Muammer Aksoy bu ülkede düşünceleri yüzünden öldürüldü.

Bahriye Üçok bu ülkede sözleri yüzünden öldürüldü.

A. Taner Kışlalı bu ülkede yazdıkları yüzünden öldürüldü.

Üçü de profesördü, akademisyendi.

Öldürüldüler.

Günümüzde de işlerinden atılıyor, tutuklanıyorlar.

Hangi akademisyen geleceğine güven duyabiliyor?

Hangi öğretmen yarınından emin olabiliyor?

Özgür düşünen hiçbir öğretmen.

Özgür davranan hiçbir akademisyen.

Eğitimin üzerinde sarayın gölgesi var.

***

Eğitimin üzerinde sarayın gölgesi var.

Saray, kara bir gölge olarak eğitimin üzerine çöküyor.

Miniklere Kâbe tavafı. Kızlara tesettür. Erkek çocuklara namaz takkesi.

Büyüdükçe Kuran kursları. Toplu namazlar.

Hepsine dinsel değerler. Namazın orucun erdemi. Cihat.

İmam hatip eğitimi. Arapça. Siyer-i Nebi.

Evrim kuramı mı? Günah. Kâfirin fikri.

Laiklik mi? Zındıklık. Dinsizlik.

Bunları öğretirsen güvence altına girersin.

Yoksa ip üstündesin, bilesin.

Öğretmensin. Sınıftasın, öğretirsin.

Ama gözetim altındasın.

Yaptıkların denetlenir, sorgulanır.

Öğretmenler Günü’nü kutlayayım da nasıl olacak bilmiyorum.

***

Atatürk eğitimin güneşidir.

Onun ışığı her zaman geleceğin yolunu aydınlatır.

‘Öğretmenler,

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştiriniz’,

sözü onundur.

Bu söz bütün eğitimin özüdür.

Eğer Türkiye uygar bir ülke olacaksa,
ancak ve ancak özgür eğitimle olacaktır.

Evrensel değerlerle yetişen,
özgür aklı rehber yapan,
özgür iradesine sahip olan,
düşünen, soran, tartışan
cesur yaşamayı seçen
insanların ülkesi uygar olabilir.

Özgür düşünceli insanlar yetiştiriniz.

Özgür kültürlü insanlar yetiştiriniz.

Adil, vicdanlı insanlar yetiştiriniz.

Böyle insan olunuz,
böyle insan yetiştiriniz.

İnanın ki, yaşamaya da değer.

Ölmeye de değer.

Sizin ‘Öğretmenler Gününüz’ kutlu olsun…

 

 

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir Yetişkin Yaratmak

Görsel:Linkedin

Kitabın adı bu: Bir Yetişkin Yaratmak.

Stanford Üniversitesi (ABD) Birinci Sınıflar ve Rehberlik Dekanı Julie Lythcott- Haims, çocuklarımızı yetiştirirken hangi hatalara düştüğümüzü anlatıyor.

Helikopter ebeveynlik.

Aşırı korumacılık.

Onlar yerine karar vermek.

Önlerindeki engelleri temizlemek.

Her isteklerini yerine getirmek.

‘Bunların nesi yanlış?’ diyenlere açık bir dille yanlışları gösteriyor.

Yanlış ebeveyn tutumları nedeniyle günümüz çocuklarının;
sorunlarını çözemediklerini,
engeller karşısında bocaladıklarını,
hep kendilerine yardım edecek birini aradıklarını,
yaşam güçlüklerine karşı ürkek ve çekingen olduklarını,

nedenleri ve sonuçlarıyla açıklıyor.

Kitabı Kültür Üniversitesi Yayınevi yayımladı. (Ekim 2017). Kitabın orijinal yayım tarihi de 2015. Yeni bir kitap.

Amerikalı çocukların içine sürüklendiği tüketim kültürüne özgü durum bütün dünya için geçerli.

Artık çocuklar, elbette reklamların yoğun baskısının da etkisiyle ‘her şeyi istiyorlar’, ‘hemen istiyorlar’, ‘hepsini istiyorlar’.

Dahası, bu isteklerinin hakları olduğuna da inanıyorlar.

Hakları var ama görevleri yok.

İstekleri var ama sabırları yok.

Her şeyi istiyorlar ama kendi sorumluluklarını istemiyorlar.

Günümüzün anne babaları da, bu istekleri görevleri bilerek çabalayıp duruyorlar.

Günümüzün kısırdöngüsü bu.

***

Geçen haftalarda Gazi Üniversitesi’nin düzenlediği Erken Çocukluk Kongresi’nde yaptığım sunumda benzer konuları dile getirmiştim.

Benim çocukluğumda bizim anne babamızı hoşnut etmek için çabaladığımızı ama günümüzde anne babaların çocuklarını hoşnut etmek için çabaladıklarını gördüğümü açıklamıştım.

Tüketim kültürü de elbette kendi çocukluk tipini yaratıyor.

Bu çocukluk, tüketime dönük her şeyi isteyen,
ama kendini hiçbir şeyden sorumlu tutmayan bir tutum içinde.

Ama yaşam bu değil.

‘Yaşam bana bir şey vermedi’ sözü, boşuna bir beklentidir.

Yaşam, kimseye bir şey vermez.

Yaşam, sizin ona verdiklerinizi size geri verir.

Bir şey vermeden almayı bekleyenler boşuna beklerler.

Elde etmek için hak etmek gerekir.

Kazanmak için çalışmak gerekir.

Bir yere ulaşmak için hedefinizin olması gerekir.

Özgür olmak mı istiyorsunuz? Sorumluluk alacaksınız.

Sorumluluğu olmayan özgürlük başıboşluktur.

Yetişkin olmak mı?

Elbette kolay değil.

Yetişkin olmak zor ama sığınmacı olmak kolay.

Aslında, erişkin yaştakilerin çoğu da ‘sığınmacı’dır.

***

SIĞINMACI KİŞİLİK;

Yetişirken ana babaya sığınma.

Sonra da sığınacak bir yer arama.

Devlete sığınma. Partiye sığınma. Lidere sığınma.

Allah’a sığınma. Dine sığınma. Tarikata sığınma. Cemaate sığınma.

Sığınmacılık kolay iş.

Düşünme, tasalanma, karar verme, söyleneni yap.

Sığın gitsin.

Özgür olup ne yapacaksın?

Aklını sığındığına emanet et, rahat yaşa.

İşte, toplumsal felaketimizin kaynağı budur.

***

Böyle bir toplum güdülmek ister.

Böyle bir toplum başında bir ‘güdücü’ ister.

Gerçeklere kapalı aklıyla her yalana inanmaya hazır yaşar.

‘Sığınmacı toplum’da sıkıntı çekenler ‘Yetişkin yurttaşlar’dır.

Onlar, yetkin bireyler, uygar toplum için çalışırlar.

Başarabilirler mi?

Elbette başarırlar.

Çünkü, dünyada hiçbir sığınmacı toplum özgür yaşayamaz.

Özgür bir ülke için yetkin bireyler ve uygar bir toplum gerekir.

Her zaman sonuçta onlar kazanırlar.

Yeter ki ortak hedefleri bu olsun.

Yeter ki, güçlerini birleştirsinler.

Yeter ki, ortak hedefe yürüsünler.

Elbette başaracaklardır. Kesinlikle…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Atatürk ile 15 yıl AKP ile 15 yıl

Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk ile 15 yıl iktidar dönemi yaşadı, 1923-1938.

Bu iki dönemde bakalım neler oldu?

1. Atatürk, siyasal iktidarı sultan ve halife olan tek adamın elinden alıp kurduğu Büyük Millet Meclisi’ne devretti.
AKP ise, Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini “Tek Adam Olarak Cumhurbaşkanı”na devretti.

2. Bağımsızlık Ata’nın karakteri, Cumhuriyetin siyaseti oldu.
AKP, Amerika himayesinde İslamcılıktan, Rusya himayesinde İslamcılığa savruluyor.

3. Hukuk alanında uygar Batı’nın laik hukuku temel alınarak devrim yapıldı.
AKP, adım adım Sünni İslam hukukunu geri getirmeye çalışıyor.

4. Eğitim laik temelde köylerden üniversiteye kadar bilimsel yapıda yeniden kuruldu.
AKP, imam hatipler yoluyla Sünni İslam temelli eğitimi yaygınlaştırıyor.

5. Halkevleri kurularak halkın bilimsanat alanında bilinçli eğitimi yaygınlaştırılıyordu.
AKP, camiler, imamlar ve Kuran kursları yoluyla halkı tarikatların elinde inanç alanına yönlendiriyor.

6. Atatürk, halkın dinini öğrenmesini, aracılık yapan yobazların etkisiz kılınmasını amaçladı. Laikliğin amacı buydu.
AKP, tersine, halkı tarikatların, şeyhlerin, şıhların eline bıraktı, onlardan siyasetinde yararlanmayı esas yaptı.

7. Atatürk köylüyü milletin efendisi kabul etti. Kalkınmayı, eğitimi köyden başlattı.
AKP, köyü kente getirdi, varoşları yarattı. Onlardan oy deposu olarak yararlandı. Kentleri betona çevirdi.

8. Atatürk, tarımı kendine yeterlilik amacına göre destekledi. Ülke, her ürünü üretti, ihraç etmeye başladı.
AKP tarımı yok etti. Artık buğday ve saman dahil her ürünü dışarıdan getirip dövizle ödeyen ülke olduk.

9. Atatürk, yerli sanayi hamlesi başlattı. Bankalar kuruldu, yerli sanayi desteklendi. Karma ekonomi esas alındı.
AKP, kapitalist özelleştirmeyi temel yaptı, her şeyi satarak bugün halkı şirketlerin eline bırakan ortamı yarattı. Hiçbir şey artık ‘yerli’ ve ‘milli’ değil.

10. Atatürk, ülkeyi savaştan barışa taşıdı. Komşularla barış antlaşmaları gerçekleştirdi.
AKP ise ülkeyi barıştan savaşa soktu. Bugün, ülke içerde de dışarda da savaşıyor. Geleceği belirsiz bir dönem yaşanıyor.

11. Atatürk, dost komşuları olan bir ülke yaratmıştı.
AKP döneminde ülkenin hiç dostu kalmadı. Her komşu bir anlaşmazlık konusu ile kavgalı hale geldi.

12. Atatürk dönemi, bütün çağdaş sanatların toplumun içinde yaşadığı bir dönem oldu. Klasik müzik, tiyatro, opera, bale, resim, heykel, mimarlık toplumun can damarı oldu.
AKP dönemi, sanatın küçümsendiği, önemini yitirdiği bir dönem oldu. Resim, heykel sanatı terk edildi. Müzik bir yana bırakıldı. Opera, bale geleneğe uygun bulunmadı. Böyle de sürüp gidiyor.

13. Atatürk ‘kadın’ gerçeğini toplumda layık olduğu yere yüceltti. Kadını kafesten ve peçeden kurtardı. Erkekle eşit yerine koydu.
AKP kadının erkeğe itaatini esas olan bir din temelli sistem yarattı. Örtünme, çarşafa girme geri getirildi. Kadın cinayetlerinin böyle yaygınlaşması rastlantı değildir.

14. Atatürk döneminin Köy Enstitüleri sadece bir eğitim kurumu değildir. Köyden başlayan kalkınmanın simgesidir.
AKP için ise, köy bir propaganda alanıdır. Muhtarlar toplantıları, kutsal söylemler eğitilecek topluluklar değil, destek verecek alanlardır.

15. Atatürk, Türkiye için “çağdaş uygarlık” hedefini göstermişti.
AKP için “çağdaş uygarlık”, İslam ülkelerinin birleşmesi, İslami yaşam biçiminin topluma kabul ettirilmesidir.

***

İşte, Mustafa Kemal Atatürk ile yaşanan 15 yılın,

AKP ile yaşanan 15 yılla, 15 maddede özetlenen karşılaştırması.

Öyle Anıt-Kabir’e zoraki gidip Atatürk’e içinden gelmeyen saygı gösterişi ile aslında bir şey yapılmış olmuyor.

Olan biten, Atatürk’ün yattığı yerden AKP zihniyetini yenmiş olduğudur.

Bu gerçek de sizin kabul edip etmemenize bağlı değildir.

Atatürk mü? Sonsuza kadar…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hayır Demek Yetmez!

Görsel:conversations.e-flux.com

Kanadalı gazeteci Naomi Klein, son kitabına bu adı verdi:

HAYIR DEMEK YETMEZ!

Bu ödüllü araştırmacı Amerika Başkanı Donald Trump’a karşı çıkarken, ‘hayır’ demenin yetmeyeceğini, karşı koymanın kitlesel hareketlerle yapılması gerektiğini
dünyadaki örnekleriyle açıklıyor. (Türkçesi: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, Ağustos 2017)

Biz de referandumda ‘Hayır’ demiştik. Yetti mi? Hayır, yetmedi.

CHP, referandumda ‘Hayır’ kampanyası açtı ve başarıyla yürüttü. Sonra ‘Adalet Yürüyüşü’ düzenledi. Yetti mi?

Hayır, yetmedi. Referandum oyları çalındı. Adalet Yürüyüşü de adaleti getirmedi.

Yetmedi, çünkü yetmez.

Geleceği değiştirecek olan, toplumun kitlesel iradesidir.

Bu kitlesel iradeyi harekete geçirenler geleceği belirler.

‘Kitlesel irade’ her zaman çoğunluk değildir.

‘Kitlesel irade’, her zaman ‘toplumun etkin güç kesimi’dir.

Buradaki çekirdek de ‘aydın öncü güç’ olmaktadır.

Bu güç bir partide olabilir, bir meslek kuruluşunda olabilir, bir sendikada olabilir.

Bu güçler birleşebilir ve yeni bir gelecek umudu doğar.

Kitlesel iradeyi harekete geçirecek güç, şunları temsil eder:

Kitlelere geleceğin umudunu verir.

Kitlelere yeni ufuk açar.

Kitlelere bu umudun, bu ufkun heyecanını aşılar.

Kitlelere cesaretle öncülük yapar.

Bunları yapamadığınız zaman, karşı koymanız, aynI kulvarda yürüyen bir ‘olumsuz yankı’ olarak kalır.

Evet’e ‘hayır’, böyle’ye ‘değil’ diyen durgun bir ses yankısı.

Ben Naomi Klein’a katılıyorum,

HAYIR DEMEK YETMEZ.

***

Eğitim sistemi yanlış mı? Evet, yanlış.

Siz neden birleşip okullar açmıyorsunuz?

‘Dünya Okulları’nı açınız.

Para da bulursunuz, bina da bulursunuz.

En iyi öğretmenler sizinle çalışır.

En iyi eğitim programlarını siz yaparsınız.

Neden yapmıyorsunuz?

Çünkü ufkunuz yok. Çünkü yaratıcı yapıcılık noksan.

Sadece eleştiriyorsunuz, sadece ‘hayır’ diyorsunuz.

Ama yetmediğini görüyorsunuz, olmadığını anlıyorsunuz.

***

Neden ‘Anne – Çocuk Danışma Merkezleri’ açmıyorsunuz?

Bu toplumda aile çok önemli, çocuk çok önemli.

Neden bu alanda yaygın bir sistem kurmuyorsunuz?

Doktorlar sizinle çalışmak istiyor.

Pedagoglar sizinle yürümek istiyor.

Ama siz harekete geçmiyorsunuz.

Topluma yeni bir yol açamıyorsunuz.

***

‘Gençlik Kültür Kulüpleri’ kurmak için neyi bekliyorsunuz?

Gençler kendi başlarına bırakılmış.

Gençler kafelerde.

Gençler kendilerine yer arıyor.

Gençler geleceklerini arıyor.

Bu gençler, dijital dünyanın gençleri. Onlarla buluşmak için ne bekliyorsunuz?

***

Bu toplumun yaşlılarına dönüp bakıyor musunuz?

Onlar sadece emekli maaşlarına zam mı bekliyor?

Hayır, onlar yılların birikimiyle yaşıyor.

Onları toplumun enerjisine katmanızı bekliyorlar.

Onları kendi alanlarında yararlı kılacak projeler üretin.

Yaşlılar. Bir toplumun tortusu değildir.

Yaşlıları aktif yaşama sokacak sistemi siz kurun.

***

Topluma cesur öncülük etmek budur.

Topluma yeni ufuk açmak budur.

Topluma yeni bir geleceği kurmak budur.

Topluma yaşama heyecanı vermek budur.

HAYIR DEMEK YETMEZ.

Kitlesel iradeye öncülük böyle yapılır.

Eğer siz yapmazsanız…

İşte böyle arkadan çaresiz bakarsınız.

Budur…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın