Proje

 

 

projectmanagementcertificate_main

Proje, “önceden tasarlanan” demek. Düşünülen, planlanan, programlanan.

Program da, pro-gram, önceden yazılan demektir.

Böyle olduğuna göre,

Bir projeyi tasarlayanlar var demektir.

Kimlerdir bunlar?

Bilmek gerekir.

Niyetleri nedir? Anlamak gerekir.

Kim kimin projesidir?

Kim ne niyetle bu projeyi tasarlamıştır?

Amaçları nelerdir?

Bunları bilirsek taşları yerine koyabiliriz.

Eğer bilmezsek, biz de birilerinin projesi olabiliriz.

Yoksa öyle miyiz?

Bugünün Türkiye’si birilerinin projesi olmasın?

Bir de böyle düşünelim.

***

Musul’a girmek kimin projesi olabilir?

Musul, Kerkük petrol bölgeleri.

Suriye dışardan karıştırıldı.

Irak iki kez ABD tarafından işgal edildi.

Suriye’de ABD var, Rusya var.

Ortadoğu çatışan çıkarların savaş alanı.

Türkiye de bu alana kendi isteğiyle girdi.

Bu gelişme kimin projesidir?

Türkiye’nin mi?

Yoksa Türkiye bu savaşa sürükleniyor mu?

Girmek kolaydır ama çıkmak zordur, kimi zaman çıkamazsınız.

Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı bitirdiği zaman, “Paşam, Selanik’i alalım” demişlerdi, “doğduğunuz şehir.”

Atatürk “hayır” dedi. “Sınırlarımız çizildi. Almıyoruz.”

Misak-ı Milli sınırları “Ulusal And” ile çizilmiştir.

“Ne bir karış toprak veririz, ne bir karış toprak alırız.”

Bitti.

Türkiye bugünlere kadar barışla geldi, barışla yaşadı.

İç barışında zorlukları oldu ama bunlar da bir biçimde aşıldı.

Şimdi ülkenin durumu nedir?

Sünni İslam siyaseti ülkenin iktidarıdır.

İktidarın iç siyaseti Sünni İslam yaşam biçimidir.

İktidarın dış siyaseti Osmanlı döneminin canlandırılmasıdır.

Projeniz bu olursa elbette çatışmadan kurtulamazsınız.

1923 Cumhuriyeti’nden geride ne kaldı?

Projeye kuşbakışı bakınız.

***

1923 Cumhuriyeti, Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu yapıdır.

Bağımsızlık, ulus olma, laik eğitim, laik yaşam, barışçı dış politika bu yapının temelleridir.

2016 Cumhuriyeti, bağımsızlıktan vazgeçmiştir. Bir yanıyla Batı devletleriyle, asıl yanıyla İslam devletleriyle bağlanmıştır.

Ulus olma parçalanmış, ülke; SünniŞii, dindar olan-olmayan, Türk-Kürt-Etnik gruplar, bizden olan-olmayan diye bölünmüş, parçalanmıştır.

Laik eğitim yok edilmek istenmektedir. Okullar imam hatip okullarına çevrilmekte, üniversiteler medreseye dönüştürülmek istenmektedir. Bu amaçla zorlamalar yaygınlaşmaktadır.

Laik yaşam, bütünüyle Sünni İslami yaşama dönüşmesi için her alanda zorlamalar yapılmaktadır. Yasal zemin dışında desteklenen militanlarla yaşama müdahale edilmektedir.

Dış politika akıl dışı bir Osmanlı fetih siyasetine çevrilmiş, Ortadoğu savaşına girilmiş, ülke sonu belirsiz bir maceraya sürüklenmiştir. İşte, 93 yıl sonra “manzara-i umumiye” budur.

***

Ey vatandaş,

Ey yurttaş,

Bu ülkede yaşayan insanlar,

Nerede olursanız olun, hangi partiyi tutarsanız tutun, ne iş yapıyorsanız yapın,

Bu gidişe razı olacak mısınız?

Bu projenin bir parçası olacak mısınız?

Bu durumu kabul edecek misiniz?

Kendinize sorun.

Evet, kendinize sorun.

Bakalım, yanıtınız ne olacak?..

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ülkem Akıldan Vaz mı Geçti?

above-average-intelligence-600x400

Ülkem akıldan vazgeçmiş görünüyor.

Kaderciliğe sürüklenen toplum yaşamını böyle mi sürdürecek?

Kaderci sorgulamaz.

Her şeyi kadere bağlayan kişi hiçbir şeyi sorgulamaz.

‘Kader’ der, razı olur, kabul eder, yaşamını sürdürür.

Sorgulayan, razı olmayan, kabul etmeyen AKILCI’dır.

Akılcılık (rasyonalizm), ‘Aydınlanma kültürü’nün ürünüdür.

Yüzyılların savaşımıyla kazanılmış evrensel değerdir.

Dünya toplumlarının gelişmesinin anahtarı budur:Akılcılık.

Geri kalmış kültürlerin aşamadığı eşik de ‘Kadercilik’tir.

İtaat kültürü.

Sorgulamadan kabul eden.

Sorumlu aramayan.

Söyleneni kabul eden.

Bir otomat. Bir robot.

Ülkem akıldan vaz mı geçti?

Soruyorum.

Siz de sorun.

Ve yanıt verin.

Yüksek sesle yanıt verin.

Hep birlikte bağırın.

Sızlanmayın.

Vızıldamayın.

Bırakın bu sinkilliği.

***

Seçkin okullarınız imam hatip okulları yapılıyor.

Akıldan vazgeçilmiş.

Bu okullar kaderciliğe kurban edilemez.

Laik eğitim ortadan kaldırılmak isteniyor.

Ülkenin geleceği karartılıyor.

Akıl ayağa kalkmalıdır.

Kalkıyor da.

Öğrenciler protesto ediyor.

Veliler ayaklanıyor.

Polisle TOMA’larla karşılanıyor.

Akıldan vazgeçiliyor.

Ülkenin kadere teslim olması isteniyor.

Hayır.

Akıl bunları kabul etmeyecektir.

Sorgulayacaktır.

Ve reddedecektir.
***

PKK terörü hiç azalmadan sürüp gidiyor.

PKK ile görüşenler kimlerdi?

‘Çözüm süreci’ diye bayrak indirenler kimlerdi?

Dünün de bugünün de iktidarı olanlar değil mi?

Kaderci ne sorar, ne sorgular.

Ama ‘Akılcı’ hem sorar, hem sorgular, hem suçlar.

Bu durumun suçluları dünün ve bugünün iktidarı değil mi?

***

FETÖ olayının suçluları kimler?

İşlerinden atılan, mesleklerinden edilen öğretmenler mi?

Bank Asya’ya para yatıranlar mı?

Emirle hareket eden kamu görevlileri mi?

Yoksa FETÖ’yü bilip de ortaklık edenler mi?

Yıllarca onlarla paralel yürüyüp sonra düşman olanlar mı?

İktidar paylaşımında kavga eden iki dinci kesimin hangisi haklı?

Kim “Menzilimiz aynıydı, yolumuz ayrıydı” demişti?

Sorumlular kimlerdir?

Olayın suç listesinde kimler olmalıdır?

Zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bile, “Uyardık, dinleyen olmadı” diyor.

Kaderci elbette ne soracaktır ne de sorgulayacaktır.

Ama ‘Akılcı’ hem soracaktır hem de sorgulayacaktır.

‘Aldatıldık’ demek, suçun itirafı değil midir?

Yoksa ülkem akıldan toptan mı vazgeçti?

***

Bugün ülkem savaşta.

Hem iç savaşta, hem dış savaşta.

Askerlerimiz Musul hedefine yürüyor.

Çok yönlü bir denklemin içine sokuluyoruz.

Hani, A, B, C planlarımız var ya.

A planı Ya Allah,

B planı İnşallah,

C planı Eyvallah mı acaba diye insan merak ediyor.

Çünkü, bizimkiler sık sık aldatılıyor da.

FETÖ 50 yıl aldattı.

PKK bütün çözüm sürecinde aldattı.

Şimdi de ‘haydi bakalım Musul’a’ diyenler aldatıyor olmasın.

Akılcı olan güvenemez.

Bunca olayda aldatılanın nesine güveneceksin?

Kaderciye göre hava hoş.

‘Öyle’ dersen o da ‘öyle’ der, ‘değil’ dersen ‘değil’ der.

Ama işte, Akılcı’nın farkı burada.

O aklın ne dediğine bakar.

Akıl da ona, ‘sen doğrudan ayrılma’ der.

Hangisi kazanır dersiniz?

Akıl kazanır dostum.

Her zaman akıl kazanır.

Akıl kimde ise o kazanır.

Akıl kazanır.

Kader razı olur.

Hangisini seçersen, sonun da o olur.

Seçim senin dostum…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Proje okullar mı, Proje Türkiye mi?

images

“Proje Okullar.”

Artık biliyorsunuz, okurlarımız biliyor.

Cumhuriyetimizin yüz akı laik eğitimin yıldızları olan okullarımız “imam hatipleşme projesi” gereğince eleniyor.

Özünde “proje okul”, geri kalmış yöre okullarımızın eğitim düzeyini yükseltme amacına yönelik.

Ama bizde siyasal iktidarın projesi; Sünni İslam devleti, ümmete dönüşmüş millet, dinsel yaşam olduğu için “proje okul” da buna göre düzenleniyor.

Deneyimli eğitimciler “sekiz yılı aşmış” bahanesi ile “norm dışı” sayılıp dağıtılırken yerlerine iktidara yakın öğretmenler getiriliyor.

Amaç açık: Laik eğitim sonlandırılacak, okullar imam hatipleşecek.

Sekiz yıl, önemli kriter.

Öğretmen gidecek, imam gelecek.

Özeti bu.

Bilgi, ama imanlı bilgi olacak.

Kültür, ama itaat kültürü olacak.

Öğretmen dindar, öğrenci kindar olacak.

Unutmadan ekleyelim.

Zinhar FETÖ’cü olmayacak.

Menzilci olacak, Süleymancı olacak, dergâhtan olacak.

Eğitime de sıra gelecek.

Batı terk edilecek, yüzler Doğu’ya çevrilecek.

Her şey sırasıyla.

***

Şey, burda Sokrates yazıyor da.

Kimmiş o, Brezilya’nın bir santraforu vardı, o mu?

Yok değil, filozofmuş, Yunanlı.

Filozof mu? Yunanlı mı? Sekiz yıldan eski mi?

Eski efendim, çok eski.

Çıkarın, norm dışı.

Şey var, Erasmus.

O şey mi? Hani öğrenci değişimi mi ne?

Yok efendim. Rotterdamlı yazıyor burda.

Çıkarın canım, norm dışı.

Früyt diye biri efendim.

Früyt değil canım, Freud.

O kalıyor mu?

Yahudidir o. İsrail’e sürün.

Einstein diye biri efendim. Fizikte geçiyor.

Kalsın o zaman.

Ama Yahudiymiş o da.

Kalacaksa gizliden Müslüman olmuş deriz.

Olmamış ki efendim. Ben ne diyorsam o.

Olsaymış o da.

Peki efendim.

Burada “Aydınlanma Çağı” yazıyor efendim.

Ha bak mühim bu. Ampulü de yazıyor mu?

Yok efendim. Ampul sözü geçmiyor.

Ne aydınlanmasıymış bu. Karartın onu.

Peki efendim.

Şey ampulü Edison bulmuş yazıyor da. Edison mu? Yahudi yalanı.

Ampulü bizim Şeyh buldu, onlar çaldılar.

Bu Batılılar çok hırsız efendim.

Hiç sorma. Bak Amerika’yı da güya bir gâvur denizci bulmuş. Yalan ki ne yalan.

Biliyorum efendim. Bizimkiler buldu da beğenmediler, o yüzden de yerleşmediler.

Ah ah, hiç sorma. Neyse artık ortalığı düzeltiyoruz.

Proje okullar değil ihvan.

Proje Türkiye bu.

Proje Türkiye.

Aç gözünü gardaş.

Aç gözünü Türkiye…

 

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

MEMLEKET ‘OHAL’DE SEN DE ‘BU HALDE’SİN

 

 

 

ohal

Şaşıyor musun bilmem? Sanmam da.

Sana göre pek bir şey yok değil mi?

Ülke 15 Temmuz darbesini atlattı.

Yeniden ‘milli birlik ruhu’ doğdu değil mi?

Nedir o ‘milli birlik ruhu’?

Yani, onlar yapar, sen alkışlarsın. İşte odur.

Bak, Devlet Bahçeli öyle yapıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu mızıkçılık yapıyor.

Yok, ‘OHAL olmasın’ diyor, yok ‘adalet’ diyor.

‘Fırsat bildiniz, istediğinizi yapıyorsunuz’ diyor.

Oysa her şey yolunda, değil mi?

Meclis mi dedin? Meclis yerinde.

Salı günleri toplaşıp konuşuyorsunuz. Yeter.

Çarşambayı hiç sorma. Eski tas, eski hamam.

Bakanlar Kurulu mu? Tastamam kurul işte.

Beştepe ise artık Baştepe olmalı.

Zira Başkan orada.

Ne derse o.

Demokrasi desen işte var. Hem de ‘ilerisi’.

Özgürlük desen var.

Var da, ileri geri konuşmazsan.

İkide bir yazıp durmazsan.

Susma özgürlüğün var.

Kıyıda köşede yürüme özgürlüğün var.

Kendi kendine konuşma özgürlüğün de var.

Satın alma özgürlüğün sonuna kadar var.

Bak, kredi kartı taksitleri uzatıldı.

Ev alırken borçlanman kolaylaştı.

Borç al, borç yap, borçla yaşa.

Ki, aklın fikrin borcunda olsun, öyle yaramaz işlerle uğraşma.

Memleket ‘OHAL’DE.

Sen de ‘BU HALDESİN’, unutma.

* * *
Hiç bir güvencen yok, farkında mısın?

Yarın seni gelip alsalar kimselerin umuru olmaz, biliyor musun?

Hak hukuk hak getire, haberin var mı?

Sen TV dizilerine bakıp dururken ne oldu bak?

Ülken savaşa girdi savaşa.

Ordun Suriye’de savaşıyor.

Başkanın ‘Musul’ falan diyor.

Lozan’ı boşuna eleştirmedi.

Hani ‘Lozan’da verdiler, şimdi biz alacağız’ hesabı.

Sen oralı değilsin elbette.

Lozan’dan Sevr’den pek haberin yok.

Sen takımının bu haftaki maçını düşünüyorsun.

Teknik direktöre verip veriştiriyorsun.

Fırında ekmeğin var, kahvede çayın var, sana yetiyor.

Şehitlere başını sallıyor, cık cık ediyorsun, o kadar.

Fetö olayına öylece bakıyorsun.

Ne olmuş, neden olmuş, seni ırgalamıyor.

Maçlardı, takımlardı.

Dizilerdi, mizilerdi.

Kim kimle evleniyor, kim ağlıyor, kim gülüyor?

Bunlar seni çok ilgilendiriyor.

Sıkıştın mı, Allah kerim.

Niyetin varsa, inşallah.

Reklamlara maşallah.

İşsizin gezip duruyor.

Emeklin promosyon bekliyor.

Akademisyenler atılmış, senin işin değil.

Öğretmenler dağıtılmış, oralı değilsin.

Gazeteci hapiste, umurun değil.

Zaten gazete okumuyorsun.

Hepsi kapansa ne yazar değil mi?

Memleketin ‘OHAL’i nedendir bilir misin?

Senin ‘BU HALİN’ yüzündendir.

Amma, yarının da sahibi var.

‘Bu gidişe dur’ diyecek ve bu kaderi değiştirecek

Unutma…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

BASKI ALTINDA BAŞARI

Görsel Kaynak: :Amy Reyer, Ph.D., CPCC, ACC / amy@mybailiwick.com

Görsel Kaynak: :Amy Reyer, Ph.D., CPCC, ACC / amy@mybailiwick.com

Türkiye’ de laiklik neden tehdit altındadır?

Neden ülkemizde eğitim kolayca dinsel alana kaymaktadır?

Neden toplumumuz özgürlüklerden kolayca vazgeçmektedir?

Bu hakları kolayca kazanmış olmasından mı?

Bu haklar için mücadele etmemiş olmasından mı?

Büyük ölçüde ‘evet’.

Büyük olasılıkla nedeni bu olmuştur.

Belki de asıl bilmemiz gereken budur.

*. *. *
Gerçek başarı, baskı altında kazanılan başarıdır.

Çünkü kolay elde edilen başarı kolayca kaybedilir.

Kişi örneğinde de, toplum ölçeğinde de görülen budur.

Bir futbol maçında da,
girilen bir sınavda da,
bir özgürlük arayışında da bu ilkenin doğru olduğu görülür.

Batı uygarlığı ‘laiklik’ ilkesine yüz yıllar süren din savaşları sonrasında ulaşmıştır.

Eğitimde laik nitelik bilimlerin önyargıdan kurtuluşu ile kazanılmıştır.

Özgürlük uğrunda can vermeyi göze alanların hakkı olmuştur.

Atatürk Türkiyesi bu hakları Mustafa Kemal’in ve arkadaşlarının çabası ile kazanmış, toplumsal mücadelesi sonradan gelmiştir.

Toplum bu nedenledir ki, uğrunda mücadele etmediği hakların tehdit altına girmesine karşı yeterince tepki göstermemiştir.

Oysa, hiç bir baskı başarıya engel olamaz.

Tam tersine, baskılar başarı için daha güçlü irade yaratır.

Baskı altında başarıya nasıl ulaşılır?

*. *. *

Baskı altında başarının ilk koşulu ‘ dayanıklılık’tır.

Kişi olsun, toplum olsun, baskıya karşı ‘dayanıklı’ olmalıdır.

Bu da, baskı öncesinde böyle bir zorlanmaya hazırlıklı olmayı gerektirir.

Hazırlık, önce zihinsel, sonra da sosyal ve fiziksel olmalıdır.

‘ Zorlanacağımı biliyorum. Çoğalıyorum. Güçleniyorum’.

Hazırlığın kuralı budur.

Bilinç, güçbirliği, gücün arttırılması.

Kişi ölçeğinde de budur, toplum ölçeğinde de bu.

Baskı altında ikinci adım, ‘ baskıya direnme’dir.

Direnme, kabul etmeme, razı olmama, alışmama ile gerçekleşir.

Zihinsel direnme, sosyal direnme, fiziksel direnme.

Kabul etmeyeceksin.

Razı olmayacaksın.

Alışmayacaksın.

Asla. Hiç bir koşulda. Hiç bir zaman.

Gevşemeyeceksin. Yayılmayacaksın. Yorulmayacaksın.

Üçüncü adım; ilkelerini unutmamaktır.

Ne için, neler için mücadele ettiğini bilmek. Bunları hiç unutmamak.

Mücadele ilkeleri senin savaşının anayasasıdır.

Bunu bilmemek, bunu unutmak, bunu özümsememek başarısızlığın eşiğidir.

Baskı altında başarı için artık hazırsın.

Şimdi;

*.*. *

Şimdi karşı saldırıya geçeceksin.

Şimdi sana gereken güçleri birleştirmendir.

Kişisel ölçekte bu güçler;

aklın, iraden, cesaretindir.

Aklını kullanacaksın, mücadeleyi sürdürme iradeni kullanacaksın, kazanmaya

cesaret edeceksin.

Unutma: kazanmak, kazanmaya cesaret edenlerin hakkıdır.

Zaman baskısı, beklentiler baskısı, kazanamama korkusu engellerindir.

Bu baskılara aklınla, iradenle, cesaretinle karşı duracaksın.

Toplum ölçeğinde ise, baskı altında başarının anahtarı;
evrensel uygarlığın Aydınlanma kültürü olan idealindir.

Özgür insan aklı, özgür insan iradesi, uygarca paylaşılan yaşam.

Dayanıklılığın, direngenliğin paylaşılmış güçbirliğiyle kazanılmıştır.

Gücün yüzyıllarca sınanmış uygarlığın kazandığı güçtür.

Şimdi sen toplumunla bu gücün kazanması için savaşacaksın.

İşte, kazanmayı böyle hak edeceksin.

Gerçek başarı, baskı altında kazanılan başarıdır.

Şimdi ve bu koşullarda kazanırsan gerçekte kazanmış olacaksın.

Şimdiye kadar hazır bulduğun kazanımlarla yaşadın.

Onları neden böyle kolayca kaybettiğini de pek anlayamadın.

Oysa hazır bulmuştun onları.

Sen almamıştın, sana verilmişti.

Şimdi de, eğer farkına varırsan,
uğrunda mücadele edebilirsen,
gerçekte senin hakların olacak
ve hiç kimse onları geri almaya cesaret edemeyecek.

Şimdi, senin sınavın bu.

Ya baskı altında başarıp kazanacaksın.

Ya da sızıldanıp duracaksın.

Kimsenin de umuru olmayacak.

Kavşaktasın. Karar vereceksin…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

TAŞ MEKTEP

Evet, Taş Mektep.

Tarık Akan’ın kurduğu okul.

Bir idealini gerçekleştirmek için kurdu.

Başlangıçtaki heyecanını çok iyi hatırlıyorum.

‘Kendi okulum’ demişti. ‘Bakırköy’de’. ‘Onu açıyorum’.

Sadece vefa borcu değildi.

Yapmacıksız, üreten, yaratan insanlar yetiştirme heyecanı.

Köy Enstitülerini hep konuşuyorduk.

Hem matematik öğrenen, hem klasik müzik dinleyen çocuklar.

Okuyan. Okuduğunu anlayan. Anladığını düşünen çocuklar.

Öğrendiğini tartışan özgür beyinli çocuklar.

Ezbere dayanmayan, dünyayı, yaşamı kavrayan çocuklar.

Böyle çocuklar yetiştirebilir miydik?

Bu sınav endeksli sistemde böyle bir eğitim olabilir miydi?

Böyle yetişen çocuklar sınavlarda başarılı olur muydu?

Taş Mektep.

İşte bu soruların eşi olmayan yanıtıdır.

Evet, olurdu.

Böyle çocuklar yetişebilirdi.

Bu çocuklar sınavlarda başarılı olurdu.

Bu çocuklar hayatta başarılı olurdu.

Aslında bu çocuklar hayatta en başarılı olurdu.

Çünkü, hile yapmazlardı.

Çünkü, başkasının arkasına saklanmazlardı.

Çünkü, bir emire biat etmek zorunda kalmazlardı.

Çünkü, bu çocuklar Atatürk’ün amacına yürüyorlardı.

Atatürk, öğretmenlere;

‘ Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür insanlar yetiştiriniz.’ demişti.

Atatürk’ün bu sözleri, insanlığın eğitimde vardığı en üst noktadır.

Özgür akıl, özgür iradeye sahip olan insan.

Aydınlanmanın evrensel hedefi.

İnsanlığın binlerce yıllık mücadelesinin özeti.

İşte, çocuklarımız bu okulda böyle yetişeceklerdi.

Tarık Akan’ın idealleri bu okulda gerçekleşiyordu.

Okulunu emanet ettiği çağdaş eğitimci Ali Akdoğan okul velilerinin işbirliğiyle, seçkin öğretmenleriyle bu idealleri gerçekleştiriyor.

Bir okulun eğitim kadrosu elbette çok önemlidir.

Eğitimin doğru felsefesini paylaşan eğitimciler okulun yürütücü gücüdür.

Eşit yürütücü gücün bir kaynağı da okulun velileri olan anneler, babalardır.

Taşmektep ile yaptığımız çalışmalarda onlarla birlikte olma talihim oldu.

Ne istediğini bilen, neden istediğini bilen bilinçli insanlar her zaman bir kuruluşun temel güçleridir.

Öğrencinin sosyal ortamı, öncelikle evi, onun ilk eğitimini aldığı yerdir.

Bir çocuk yetişirken o ortamda yetişir. O ortamda konuşmayı öğrenir, o ortamda anne babasının neler yaptığını görür.

Elbette sonraki hayatında bunları hatırlayacaktır.

Bu nedenle okul – aile işbirliği çok yönlü büyük önem taşımaktadır.

Buna önem veren okul da büyük bir güç kaynağını kendi gücüne katacaktır.

Eğitim bir ülkenin geleceğidir.

Köy Enstitülerini bugün kuramayız.

Ama o felsefede Kent Enstitüleri kurabiliriz.

Diyeceksiniz ki,

‘Siz bunları söylüyorsunuz ama ülkemiz Fetö okullarından İmam- Hatip okullarına geçmeyi zorlayan bir iktidarla yönetiliyor’.

Doğrudur. Ülkemiz zorlanıyor.

Ama asıl güç, zorlukların içinde başarılı olmaktır.

Biz zorlukların içinde başarılı olacağız.

Geleceğin başarılı insanı, hiç kuşku duyulmasın ki, özgür akla sahip insandır, özgür iradeye sahip insandır.

Neden binlerce yıldan sonra uygarlığa erişmiş ülke insanları hep özgür düşünceli, özgür iradeli insanlar oldular.

Çünkü üretici insan budur, yaratıcı insan budur.

Geleceği belirleyecek olan da Mustafa Kemal’in gösterdiği yolda yürüyen insanlarımız olacaktır.

İşte bugün, böyle yetiştirdiğimiz Atatürk kuşakları.

Yarın, bu nedenle bizim olacaktır.

Bizim, ya da bütün insanlığın geleceği budur…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

TARIK AKAN ORTAK BİLİNCİMİZDİR

14344275_10154133834214412_8869048163245615151_n

 

 

 

 

 

 

 

Tarık Akan her şeyden önce ve sonra, ‘ortak bilincimizdir’.

Sinemanın ‘yakışıklı jön’ rollerinin parlak vitrinini bırakıp, sanatın düşünen, düşündüren bilinçli alanına geçmek çok zordur.

İnsanın ‘zordan kolaya geçme’ eğiliminin tersine, ‘kolaydan zora’
geçmeyi seçti Tarık Akan.

İnsanı da öğüten tüketim kültürünün canlı nesnesi olmayı reddetti.

Geçici olanı bıraktı, kalıcı olmayı seçti.

İnsan, seçimleridir.

Tarık Akan, bunun çok önemli bir kanıtıdır.

Bilinçli olmanın ülkemizdeki trajedisini elbette yaşadı.

İşsiz kaldı. Parasız kaldı. Çevresi seyrekleşti.

Hayır, yılmadı.

Yeni yollar buldu.

Taksicilik yaptı.

Ama istediği filmlerde oynadı. İstediği rolleri canlandırdı.

Anlatan, konuşan, iz bırakan, düşündüren sanatı temsil etti.

Ülkemizin bilerek yozlaştırılan sanat alanında ‘eğlendirici’ olanı, ‘kafa boşaltıcı’ olanı sanat sayan sahtekarlığa karşı çıkan sanatçıların ön sırasındaydı.

‘Aydınlanma Sanatçıları’dır bu gerçek sanatçılar.

Sinemada, tiyatroda, edebiyatta, resimde, müzikte, heykelde, sanatın her dalında, her alanında ‘Aydınlanma Işığı’nı taşıyan sanatçılardır bu
değerlerimiz.

Her alanda siyasal iktidarla çatışanlara bakınız.

Onları göreceksiniz.

Ama Tarık Akan’ı özel kılan bir tutumu vardır.

O, emeğin, emekçinin her zor durumunda oradadır, onların yanındadır, onların içindedir.

Grevdeki işçiler, haksız yere tutuklanan insanlar, zorda kalan emekçiler bakarlar ki Tarık Akan yanlarındadır.

İnsanlığın eylemcisidir O.

Ne kariyerini bahane eder, ne sağlığını öne sürer, ne de uğrayacağı zararı düşünür.

Kayıp, orada olmamaktır.

Kayıp, sorumluluk almamaktır.

Kayıp, yapabileceğini yapmamaktır.

Kazanç mı?

Kazanç, insan olmaktır.

Kazanç, kendine dürüst olmaktır.

Kazanç, dünü bilmek, yarını düşünmektir.

Kazanç, yaşama artı değer katmaktır.

Kazanç, dünyaya doğru bir şey katmaktır.

Bilincin güdüsüdür bu.

* * *

‘Aydınlanma Gönüllüsü’nü harekete geçiren güdü nedir?

İnsanın özgür aklının kararı, insanın özgür iradesinin seçimi.

‘Aydınlanma Gönüllüsü’ bunlar için yaşar, bunlar için savaşır.

Doğan Kuban neden yazmaktadır?

Bozkurt Güvenç neden yazmaktadır?

İlhan Selçuk ne için yaşamıştır?

Turhan Selçuk ne için çizmiştir?

Oktay Akbal yaşamında ne istemiştir?

Hepsini saymama bu sayfalar yetmez.

Bu ‘Aydınlanma Gönüllüleri’ ne için yaşamışlardır, yaşayanlar ne
için yaşamaktadır?

Ün için mi? Hayır. Onların ünü yaptıklarıdır.

Para için mi? Hayır. Parayı hiç amaç yapmazlar.

Beğenilmek için mi? Hayır.

Öyleyse ne için?

Dünyayı değiştirmek için.

İnsanları ‘özgür insan aklına’, ‘özgür insan iradesine’ kavuşturmak için.

Yaptıklarını bunun için yaparlar.

Yaşamlarını bu amaçlara adarlar.

Onlar sadece yaptıklarının anlaşılmasını beklerler.

Onlar sadece yaptıklarının insanlara ulaşmasını isterler.

Bunun için yaşarlar.

Bunun için de ölmezler.

* * *

Aydınlanma Gönüllüsü

Yaşarken ölümlüdür.

Yaşamadığı zaman, artık ölümsüzdür.

Aydınlanma ışığı başucunda asılı olacaktır.

Tarık Akan da artık o ışıktır…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bayram İyiliktir…

bayram-imaj

Evet, bayram iyiliktir.

Bayram, iyi duygulardır. Bağışlamaktır. Barışmaktır.

Bayram sabahı iyi duygularla uyanmaktır.

Bayram, güven içinde olduğunu bilmektir.

Bayram, sağduyudur.

Keşke bu sabaha da böyle uyansaydık…

***

“Hiç de böyle değiliz” diyorum bu bayram sabahında.

“Kimin, kimlerin bayramını nasıl kutlamalı?” diyorum. Görevlerinden atılan 14 bin öğretmenin bayramını nasıl kutlayacağız?

Bir ihbarla işinden atılan, mesleğinden çıkarılan insanın bayramını nasıl kutlayacağız?

Düşüncelerini açıklayan bir bildiriye imza attı diye kürsülerinden atılan onlarca akademisyene ne diyeceğiz?

Kapatılan işyerlerinde çalışan binlerce çalışanın bu bayramda işsiz, parasız, umutsuz kalmalarına nasıl bakacağız?

Kimisi FETÖ’cü diye, kimisi PKK yandaşı diye işten atılan, tutuklanan, başına gelenin neden, nasıl olduğunu bilemeyen on binlerce kişinin bayramını nasıl kutlayacağız?

Dahası var.

Kuşku duyulan birisinin ailesi de artık suçlu sayılıyor.

Roma hukukunun gerisine düşen uygulama. Roma hukuku, suçların kişisel olduğunu kabul eden ilkeyi ilk getiren sistem.

Artık suçlananlar aile ölçeğinde suçlu.

Dahası var.

Suçlananların malına, mülküne, bütün ekonomik varlığına el konuluyor ki bu uygulama 12 Eylül döneminde bile görülmedi.

Bu ekonomik varlıklar suç yoluyla mı kazanılmış ki?

Bir “Kurban Bayramı” ki kurbanı insan.

Bir “Kurban Bayramı” ki kurbanı adalet.

Bir “Kurban Bayramı” ki kurbanı güven.

Nasıl bir bayram bu? Nesini kutlayacaksın?

***

Kurban Bayramı İslam dininin bayramıdır.

Kurban kesilip et yiyemeyen Müslümanlara dağıtılır.

Nasıl bir bayramdır ki, her tarafta Müslüman Müslümanı öldürüyor.

Asker Müslüman, terörist Müslüman. Birbirini öldürüyor.

Suriye’de Türk Müslüman, Arap Müslüman, Kürt Müslüman, birbirini öldürüyor.

Vuran da Allah diyor, vurulan da Allah diyor.

Bu nasıl akıl almaz bir iştir.

İşte siyasetin eksenini din yaparsanız olacağı budur.

Din, mezhep, cemaat, tarikat, tekke, ocak üzerinden yaşamı bölerseniz, gün gelir, silahlar birbirine çevrilir.

Amin Maalouff, Lübnan asıllı Fransız düşünür-romancı, “Çivisi Çıkmış Dünya” adını taşıyan bir kitap yazdı. “Ölümcül Kimlikler” de onun, bu ayrımların felaketli sonunu anlatan kitaplarıdır.

Ülkemizde de çok söylendi, çok yazıldı, çok anlatıldı.

Batı uygarlığı bu beladan “laiklik” ilkesi ile kurtuldu.

Laiklik, herkesin kendi inancıyla yaşadığı ama toplumun bir inanç dayatmasıyla yönetilmediği sistemdir.

Şimdi siz bunu reddedip kendi inancınızı toplumun yaşam biçimi olarak dayatırsanız, önce inanç grupları arasında çatışma çıkar, sonra da toplum iç çatışmaya sürüklenir.

Türkiye’de içeride olan da, artık sınırların dışında olan da budur.

Türkiye bu yolda devam ederse asla beladan kurtulamaz.

Kendi ayağıyla girdiği bataklık her gün daha çok onu içine çeker.

Bu bayram sabahında herkes bir kez daha düşünmelidir.

Bayramın gerçek kurbanları kimlerdir ve nelerdir?

Türkiye kendi geleceğine sahip olacak mıdır?

Hepimizin sorması gereken soru budur.

Bayramımız, biz bilinçli olursak bayram olacaktır…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Selfie Çekelim mi?

 

Kaynak:  @vakosh_lao

Kaynak: @vakosh_lao

Geleceğini hak edemezsen, bugününü de elinde tutamazsın…

* * *

Selfie, bilirsiniz, özçekim.

Cep telefonu kaldırılır, birbirine yanaşıp foto çekilir.

Yeni köprüde selfie çekimleri kazalara neden oldu.

İnsanlar arabalarını durdurup selfie çektiler.

Dünyada salgın.

Özçekim. Kendini görmek, dayanılmaz bir şey olmalı.

Yani, böyle gülüşerek kendini tarihin bir parçası yapıyorsun.

İyi de kendini o fotoda görüyor musun?

Yani oradaki sen misin?

Gülüyorsun da mutlu musun? Rahat mısın?

Eleştirmek için değil, biz de selfie çektik.

Köprü elbette önemlidir.

Köprüler hep mühendislik harikalarıdır.

Çeliğin, daha kimbilir ne çeşit malzemelerin, büyük planlarla, büyük bir teknikle, büyük emekle köprü olması. Önemli.

Ama siz, hiç ağaçlarla selfie çektirdiniz mi?

Ormanda. Meşelerle, gürgenlerle, akağaçlarla, otlarla, çimenlerle. Yemyeşil bir dünyanın içinde olarak.

Keşke onları da düşünseydiniz.

Ülkeyi büyük kentlere doldurup çile çektirmenin nelere yol açtığı da akıllara gelseydi.

Ama gelmedi işte. Olsun.

Çaldılar ama çalıştılar, helal mi olsun, haram mı olsun, ne diyelim? Öyle diyenlere söylüyorum.

* * *

Sarayda da selfie çekildi mi acaba?

Adli yıl açılış töreninde?

Yüksek yargı üyeleri oradaydı da.

Cumhurbaşkanı gelince ayağa kalkıp alkışlamışlar.

Meğer yüksek yargı üyeleri ayağa kalkmaz, kimseyi alkışlamazlarmış.

Çünkü onlar bağımsız olurmuş, cüppelerinde düğme de yokmuş. Bu nedenle cüppe iliklemezlermiş.

Bizim burda öyle olmuyor.

Yüksek yargı üyeleri ayağa kalkıp cüppelerini topluyorlar.

Öyle elpençe divan durunca zaten cüppenin iki kenarı birbirine kavuşuyor. Öyle ki düğme olsa böyle kaftan gibi olmaz.

Keşke onlar da selfie çekselerdi. Kendilerini görürlerdi.

Bağımsızlık da böyle bir şey demek ki?

Yargı bağımsızdır. Demekle olmalı.

Burda böyle. İşine gelirse ne âlâ. Yoksa yallah.

* * *

Bir de “Yenikapı ruhu” diye bir şey çıktı.

Nedir diyene anlatıyorlar. İşte, “uzlaşma var, milli birlik beraberlik var, el ele, kol kola her şeyi birlikte yapacağız” falan.

Öyle mi oluyor? Evet, öyle oluyor.

İktidar, karar verdiklerini yapıyor.

Sonra da muhalefete bilgi veriyor. Bitti gitti.

Muhalefet de, elbette CHP, düşündüklerini söylüyor. İktidar dinliyor. Teşekkür ediyor. İşbirliği böyle oluyor.

İş iktidardan, birlik muhalefetten.

MHP zaten muhalefet değil. İktidarın yedek parçası.

“Yenikapı ruhu” işte böyle bir şey. Lokman ruhu gibi. Baygınlık gelince koklayacaksın, ferahlarsın.

* * *

Ruh deyince, Saray’da zikir yapılmış. Bin kişi bir şeyhin rehberliğinde zikir yapmışlar. Videosu var. Onca insanın halka olup zikir yapması görülesi bir şey.

Laiklik kutlaması sayılır. Yani, o da var, bu da var misali.

Şimdi bu FETÖ olayından sonra kimi saftirik laikler, “işte gördünüz durumu, bütün tarikatlar kapatılmalı” gibi ileri geri laflar ettiler ya. Al sana cevap. Hadi bakalım. Cemaatle tarikatı birbirine karıştırmayın. O ayrı, bu ayrı. Tamam mı?

Daha, kadın polis müdürünün tesettür üzerine şapkası var.

O da tuhaf oluyor. Şapkayı kaldırmalı. Gavur âdeti.

GATA, Askeri Hastanesi. Adını Abdülhamit koymuşlar.

Yenikapı ruhudur. Olur.

Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nin adını da “Sultan Vahdettin” koyunca tamamdır.

Osmanlı’nın kurucusu köprüde (Osmangazi), sonuncusu denizde (Vahdettin), hepsi de gözümüzün önünde.

Yenikapı, ruhun şad olsun…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sormazsan Sorgulamazsan Olacağı Budur

 

caresizlik1

 

 

 

 

 

 

 

Bilmediğini öğrenmenin yolu

Bildiğini sorgulamaktan geçer.

* * *

Şimdi şaşırıyorsun, korkuyorsun, susuyorsun.

Neden böyle biliyor musun?

Çünkü, sormuyorsun, sorgulamıyorsun, hesap istemiyorsun, bedel ödetmiyorsun.

Böyle yapmadığın için de, sana soruyorlar, seni sorguluyorlar, hesabı senden istiyorlar, bedelini sana ödetiyorlar.

Bu tarih boyunca böyle olmuştu,

Şimdi de böyle oluyor.

Einstein’ın sözü olduğu bilinir:

“Nedenler değişmedikçe sonuçların değişeceğini sanmak ahmaklıktır.”

* * *

Ordumuz Suriye’ye girdi.

Kahramanca duygularla coşalım mı?

Yoksa soralım mı? “Bizim Suriye’de ne işimiz var?”

Biz neden Suriye işine karıştık?

Biz neden Ortadoğu bataklığına girdik?

Biz kimin çıkarlarının silahı olmayı içimize sindirdik?

Biz hangi mezhep kavgasını üstlendik?

Soralım.

Sorgulayalım.

Hesap isteyelim.

Bedelini kim ödeyecek? Bilelim.

* * *

Gülen hareketi nerelere uzanmış, şimdi ortaya mı çıkıyor?

Kaç yıllardır biliniyordu. Yazılıyordu. Açıklanıyordu.

Türkan Saylan’ın videosunu izleyin. Yıl 1999. Ali Kırca’nın programı.

Hikmet Çetinkaya’nın kitaplarını okuyun.

Uğur Mumcu’nun konuşmalarını dinleyin, kitaplarını okuyun.

50 yıllık devleti ele geçirme programı.

50 yıllık Cumhuriyeti yıkma hedefi.

50 yıllık İslam Devleti kurma planları.

Kim bilerek destek verdi?

Kim bilerek ortak oldu?

Kim bilerek aynı hedefleri paylaştı?

Sorun bakalım. Kim? Kimler?

Ergenekon olayında kim kimin yol arkadaşıydı?

Cumhuriyetin laik ordusu esir alınırken kim kiminle kol kolaydı?

Gülen hareketi ile AKP iktidarı birlikte değiller miydi?

Gülen hareketi bir ortaçağ dogmasının sosyal hipnozuydu.

O hareketin tek korkusu ‘sorgulanmak’tır.

Hiçbir dogma sorgulanmaya gelemez, çöker.

Dogmanın panzehiri ‘sorgulanmaktır’.

Gülen hareketi 50 yıllık geçmişe sahip.

AKP ise 15 yıllık. 14 yıldır da iktidarda.

Peki, kim kimin paraleli acaba?

Neden FETÖ olayını AKP iktidarından sormuyorsunuz?

Bu hesabı onlarla beraber AKP iktidarı da vermek zorunda değil mi?

FETÖ’cüler hapiste. Ama AKP iktidarda.

Sormuyorsunuz.

Sorgulamıyorsunuz.

Hesap istemiyorsunuz.

Bedel ödetmiyorsunuz.

Metin Feyzioğlu Saray’a gidiyor, darbeye karşı güçbirliği yaptığını söylüyor.

Yaşanan hukuksuzlukları görmüyor mu?

İşlerinden atılanlar, bütün haklarını kaybedenler, hayatları karartılanlar.

Bunların hepsi de darbeci mi?

Aldatıldık diyenler iktidarda.

Aldatılmış olanlar hapiste mi?

Hukuk bunu mu anlatıyor?

Vicdan bunu mu söylüyor?

Ahlak böyle mi diyor?

Bu soruların yanıtlarını kim verecek?

Ortalık toz duman diye sorular da kararıyor mu?

Hayır.

Tozun dumanın da, fırtınanın sisin de içinde, vicdanın, ahlakın, insanlığın soruları kaybolmaz.

O sorular dimdik, apaçık ortada durur

* * *

Ama eğer sormazsan, ama eğer sorgulamazsan, hesap istemezsen, bedel ödetmezsen dostum;

Sana sorarlar,

Seni sorgularlar,

Hesabı sana çıkarırlar,

Bedeli sana ödetirler.

Bilesin…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın