Sormazsan Sorgulamazsan Olacağı Budur

 

caresizlik1

 

 

 

 

 

 

 

Bilmediğini öğrenmenin yolu

Bildiğini sorgulamaktan geçer.

* * *

Şimdi şaşırıyorsun, korkuyorsun, susuyorsun.

Neden böyle biliyor musun?

Çünkü, sormuyorsun, sorgulamıyorsun, hesap istemiyorsun, bedel ödetmiyorsun.

Böyle yapmadığın için de, sana soruyorlar, seni sorguluyorlar, hesabı senden istiyorlar, bedelini sana ödetiyorlar.

Bu tarih boyunca böyle olmuştu,

Şimdi de böyle oluyor.

Einstein’ın sözü olduğu bilinir:

“Nedenler değişmedikçe sonuçların değişeceğini sanmak ahmaklıktır.”

* * *

Ordumuz Suriye’ye girdi.

Kahramanca duygularla coşalım mı?

Yoksa soralım mı? “Bizim Suriye’de ne işimiz var?”

Biz neden Suriye işine karıştık?

Biz neden Ortadoğu bataklığına girdik?

Biz kimin çıkarlarının silahı olmayı içimize sindirdik?

Biz hangi mezhep kavgasını üstlendik?

Soralım.

Sorgulayalım.

Hesap isteyelim.

Bedelini kim ödeyecek? Bilelim.

* * *

Gülen hareketi nerelere uzanmış, şimdi ortaya mı çıkıyor?

Kaç yıllardır biliniyordu. Yazılıyordu. Açıklanıyordu.

Türkan Saylan’ın videosunu izleyin. Yıl 1999. Ali Kırca’nın programı.

Hikmet Çetinkaya’nın kitaplarını okuyun.

Uğur Mumcu’nun konuşmalarını dinleyin, kitaplarını okuyun.

50 yıllık devleti ele geçirme programı.

50 yıllık Cumhuriyeti yıkma hedefi.

50 yıllık İslam Devleti kurma planları.

Kim bilerek destek verdi?

Kim bilerek ortak oldu?

Kim bilerek aynı hedefleri paylaştı?

Sorun bakalım. Kim? Kimler?

Ergenekon olayında kim kimin yol arkadaşıydı?

Cumhuriyetin laik ordusu esir alınırken kim kiminle kol kolaydı?

Gülen hareketi ile AKP iktidarı birlikte değiller miydi?

Gülen hareketi bir ortaçağ dogmasının sosyal hipnozuydu.

O hareketin tek korkusu ‘sorgulanmak’tır.

Hiçbir dogma sorgulanmaya gelemez, çöker.

Dogmanın panzehiri ‘sorgulanmaktır’.

Gülen hareketi 50 yıllık geçmişe sahip.

AKP ise 15 yıllık. 14 yıldır da iktidarda.

Peki, kim kimin paraleli acaba?

Neden FETÖ olayını AKP iktidarından sormuyorsunuz?

Bu hesabı onlarla beraber AKP iktidarı da vermek zorunda değil mi?

FETÖ’cüler hapiste. Ama AKP iktidarda.

Sormuyorsunuz.

Sorgulamıyorsunuz.

Hesap istemiyorsunuz.

Bedel ödetmiyorsunuz.

Metin Feyzioğlu Saray’a gidiyor, darbeye karşı güçbirliği yaptığını söylüyor.

Yaşanan hukuksuzlukları görmüyor mu?

İşlerinden atılanlar, bütün haklarını kaybedenler, hayatları karartılanlar.

Bunların hepsi de darbeci mi?

Aldatıldık diyenler iktidarda.

Aldatılmış olanlar hapiste mi?

Hukuk bunu mu anlatıyor?

Vicdan bunu mu söylüyor?

Ahlak böyle mi diyor?

Bu soruların yanıtlarını kim verecek?

Ortalık toz duman diye sorular da kararıyor mu?

Hayır.

Tozun dumanın da, fırtınanın sisin de içinde, vicdanın, ahlakın, insanlığın soruları kaybolmaz.

O sorular dimdik, apaçık ortada durur

* * *

Ama eğer sormazsan, ama eğer sorgulamazsan, hesap istemezsen, bedel ödetmezsen dostum;

Sana sorarlar,

Seni sorgularlar,

Hesabı sana çıkarırlar,

Bedeli sana ödetirler.

Bilesin…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Alışılmış Çaresizlik

çaresizlik

Kötülükten daha kötü olan, Kötülüğe alışmaktır.

* * *

Alışmak – alıştırmak uyum sağlamanın yöntemidir.

Bir yere, bir kişiye, bir ortama, bir işe uyum sağlamak, orada kalmak, orada başarı kazanmak için zorunludur.

Darwin, Evrim kuramında “yaşamda başarıyı güçlü olanların değil, uyumlu olanların kazanacağını” açıklarken bunu söylüyordu.

Uyum sağlamak. Alışmak.

Artık rahatsız olmamak.

Acaba her zaman iyi midir? Her zaman doğru mudur?

Ben aksini düşünenlerdenim.

Alışmak, uyum sağlamak; neye alıştığınıza, neye uyum sağladığınıza göre ‘iyidir’ ya da ‘kötüdür’.

Evet, uyum sağlayarak yaşarsınız.

Ama yaşamınız ona göre biçimlenir.

Yaşamınızın anlamı ona göre oluşur.

Yaşam hedefleriniz ona göre belirlenir.

Neye, nelere alıştığınıza bakın.

Neye, nelere uyum sağladığınıza bakın.

Kendinizi, kendi kalitenizi göreceksiniz.

* * *

Hukuk fakültelerini bitirip haksızlıklara alışanlar. Yanında işlenen suçları görmezden gelip yürüyenler.

Onca haksızlığa aldırmadan yaşamını sürdürenler. Ölenlerin neden öldüğünü düşünmeyenler.

Kalanların neden kaldığını aklına getirmeyenler.

Yükselenlerin nasıl yükseldiğini görmezden gelenler. Alçalanların nice alçaldığına aldırmayanlar.

Haksızlıklara alışanlar.

Kötülüklere uyum sağlayanlar.

Saray’a gidip el etek öpenler.

Saray’a gidip uzlaşma arayanlar.

Güçlüden medet umanlar.

Alışılmış çaresizliktir bu.

Ölümden beter bir sürüngenlik.

* * *

Martin Seligman 1965’te ‘Öğrenilmiş çaresizlik’ olgusunu açıklamıştı.

Bir canlının yapmak istediğini tekrar tekrar deneyip yapamayacağını anlayınca içine düştüğü durumdu bu. O canlı, bunu öğreniyor, artık yapmaya girişmiyordu.

‘Alışılmış çaresizlik’, bana göre bundan da beter bir durum. Canlı, öğrendiği çaresizliğe alışıyor, artık onu değiştirmeyi bile düşünmüyor, düşünenlere de kızıyordu.

‘Alışılmış çaresizlik’ artık, bir yaşama biçimi oluyor, bunun dışına çıkmaya çalışanlar ‘aykırı kişilik, uyumsuz, huzur bozucu’ kabul ediliyordu.

Toplumumuz şimdi bu durumdadır.

* * *

Şimdi düşünün; AKP 15. yılında. 14 yıl iktidarda.

Bunca haksızlık yaşandı, bunca kötülük yaşandı.

AKP hiçbirinden sorumlu tutulmuyor. Neden?

Haksızlıklara alışıldı da ondan.

Kötülüklere uyum sağlandı da ondan.

AKP hiçbir şeyden sorumlu tutulmadı.

AKP hiçbir şeyin hesabını vermedi.

AKP’nin hiçbir yetkilisi istifa etmedi.

Suç ortaya çıktı. Paralel denilip geçildi.

İnsanlar haksız yere yıllarca hapis yattılar. FETÖ dendi bitti.

FETÖ yıllarca AKP ile ortak oldu. Geldi geçti.

Haksızlıklara alıştınız.

Kötülüklere uyum sağladınız.

Memlekete ne mi oldu?

Yandı bitti, kül oldu…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

İnancı Yargılarken

Cross-Religious-Art-comparative-religion-2701533-500-616

Bir toplumun beslenmesini çöplerinden,

Bir toplumun kültürünü küfürlerinden,

Bir toplumun uygarlığını adaletinden öğrenebilirsiniz.

* * *

İzmit’te bir dershane toplantısıydı. Üniversite giriş sınavları ile ilgili bir söyleşi programında konuşmacıydım.

Konuşmanın bitiminde sorulara geçilmişti.

Bir kız öğrenci söz aldı ve tek sorusunu sordu:

– Allah’a inanıyor musunuz?

Soru toplantının konusu dışındaydı.

Bunu söyleyebilirdim. Ama bu tutum sorudan kaçmak olurdu.

Hiç duraksamadan mikrofonu aldım:

– Bu soruyu kimseye sormayınız. Size de sorulursa cevap vermeyiniz, dedim. Laiklik işte budur.

Salonda büyük bir alkış koptu. Genç öğrenci kendince tuzak bir soru sorarak konuşmacıyı güç duruma sokmayı amaçlamıştı. Eğer konuşmacı “evet” derse imanını ikrar etmiş olacak, “hayır” derse dinsiz olduğu ortaya çıkacaktı.

Genç öğrenci laiklik konusunda ne anladı bilmiyorum, ama salonda bu diyaloğun anlamını anlayan çok kişi olmuştur.

* * *

İnanç sorgulaması ortaçağın en belirgin özelliğidir.

Dinsel inanç (kilise tarafından temsil edilen Hıristiyanlık) her davranışın temel ölçütüdür. Kişiler, gruplar, konuşmalar, yazılanlar hep kutsal kitap olan İncil’e uygun olup olmadığına göre değerlendirilmiştir. Astronomi, tıp, hukuk hep bu eksende değerlendirilmiş, yüzyıllar boyunca din ile bilim çatışmıştır.

Din savaşlarını, mezhep katliamlarını (Katolik – Protestan) tarih kitaplarında, tiyatro oyunlarında, sinema filmlerinde okumuş görmüşüzdür.

Sonra, adalet kavramı, üstün bir değer olarak insanlığın evrensel ortak değeri oldu. Adalet, insan vicdanının en üst basamağında yer alır.

Adaleti temsil eden de hukuktur.

Bu nedenle, “hukukun üstünlüğü”, “suçların yasalarca tanımlanması”, suçun kabul edilmesi için de,

“Bağımsız yargı ve yargıç, açık, anlaşılır yasa, dürüst tanık, kabul edilebilir kanıt” bulunması temel koşullar olmuştur.

Bu koşullar olmadan kişinin suçlu bulunması ve cezalandırılması adalete uygun değildir ve zulüm sayılır.

Şimdi neden bunu yazmak gerekiyor?

Gülen cemaati, kendine bağlı savcılarıyla, yargıçlarıyla, polis örgütüyle “zihniyet ve niyet yargıladı”.

Ergenekon, Balyoz davaları böyle “zihniyet ve niyet” yargılayan davalardır. Yasalara uymaya zorlanmış, sahte kanıtlar uydurulmuş, gizli tanıklar kullanılmıştır.

AKP’nin lider kadrosunun bunları bildiği halde bu konularda ortak olması bağışlanamaz. Gülen cemaatinin suçlarına ortak olmuşlardır.

Şimdi, Gülen cemaati tarafından kalkışılan darbe girişimi sonrasında bu cemaate bağlı olduğu varsayılan kişilere, kurumlara, şirketlere karşı bir suçlamacezalandırma hareketi başlamıştır.

Ama burada da “suçun tanımı, suç sayılan eylemlerin tanımı, suçlanan kişilerin, kurumların, şirketlerin hangi suça nasıl katıldığının dürüst tanıklarla, açık kanıtlarla ispatlanması” zorunludur.

Eğer bunların yerini ihbarlar, iftiralar, rekabet kaynaklı suçlamalar alırsa, bütün bunlar adil yargılamanın yerini alırsa, bundan bütün toplum kaybeder.

Gülen cemaatine yönelik bütün suçlamalar bir anlamda yinelenmiş olur.

Siyasal iktidar asla bu olayın arkasına saklanıp muhaliflerini tasfiye etmeye kalkmamalıdır.
İşte, adalet için hukuk böyle zamanlarda gereklidir.

Gülen cemaati bugün, “Adil hukuk herkes için gereklidir” sözünün ne anlama geldiğini anlıyor olmalıdır.

Yarın da “Adil hukuk herkes için gerekli olacaktır” sözü gene evrensel doğru olarak herkes için önemini koruyacaktır.

Adaleti güce kurban etmek, ülkeye kalıcı zarar vermektir.

Uygarlık da demokrasi de adalettir.

Hepsi budur…

 

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Siz Aldanmadınız!

kumo-kaiju by shichigoro756

kumo-kaiju by shichigoro756

Ah ah! Ne pişmanlıklar, ne ağlaşmalar. “Aldanmışız. İyi niyetimizin kurbanı olduk. Temiz kalbimiz kandı. Yüzümüze güldüler, inandık.”

Kim bu kananlar, inananlar, aldananlar?

Cumhurbaşkanı, başbakanlar, bakanlar, eski Meclis başkanları, bütün gelmiş geçmiş yetkililer.

Aldanmışlar. İyi niyetlerinin kurbanı olmuşlar.

Yani, hiç inandırıcı olmuyor.

14 yıl bu ülkenin iktidar koltuğunda oturacaksın. Her şeyi bilip yöneteceksin. Ağzına geleni söyleyeceksin. Aklına geleni yapacaksın. Her şey elinde olacak. Ama iyi niyetinin, temiz kalbinin kurbanı olacaksın. Seni kandıracaklar, aldatacaklar. Şimdi ah vah edeceksin.

Peki, kabul edelim ki gözünüz geç açıldı da görebildiniz.

Ne zaman açıldı acaba gözleriniz?

17 25 Aralık 2013’te açıldı.

Ne oldu da açıldı o badem gözler?

Ayakkabı kutularından taşan dolarlar yakalandı. Kasalar bulundu. Rüşvetler ortaya çıktı. Bu iş zamanın başbakanına uzanıyordu ki gözler açıldı,
Fethullah Gülen cemaatinin ne hain olduğu ortaya çıktı.

Cemaat iktidara uzanıyordu.

İşte büyük günah buydu.

O zamana kadar olanlar iktidar koltuklarında oturanların gözlerini açamamıştı ama bu hamle gözleri fal taşı gibi açtı.

Oysa o zamana kadar eğitim alanında, yargıda, idarede, orduda Gülen cemaatinin yapılandığı, etkinleştiği yazılıyor, anlatılıyordu.

Ama siz aldanıyordunuz öyle mi?

Sahiden mi?

Aldanıyor muydunuz?

Hayır, siz hiç aldanmadınız. Hiç aldanmıyordunuz.

Ve bakın neler oluyordu?

Biliyorsunuz elbette ama hatırlayalım.

* * *

Ergenekon davaları açılıyordu.

Ordu komutanları, gazeteciler, subaylar tutuklanıyor, yargılanıyor, hapislere atılıyordu.

Belgelerin sahte olduğu açıklanıyor, kanıtlanıyordu.

Ordu büyük yara alıyordu.

Basın özgürlüğü tehdit altındaydı.

Arkadan Balyoz davası geldi.

Yıllarca süren hapishane yaşamında çok acı şeyler oldu.

Ölenler oldu. İntihar edenler oldu. Hastalananlar oldu.

Siz aldanmaya devam ediyordunuz.

İnsanlar hayatlarını verdikleri mesleklerinden atıldılar.

Aileleri perişan oldu.

Gururları vardı, sessizce uzun geceler ağladılar.

Çocukları bu yükün altında yıllarca ezildi.

Gülen cemaatinin yargıçları olduğunu herkes biliyordu.

Herkes biliyordu.

Ama siz aldanmıştınız, bilemiyordunuz. Öyle mi?

Buna bizim inanmamızı mı bekliyorsunuz?

Şimdi başarısız bir darbe girişimi oldu.

Bülent Arınç, “O gece aldandığımı anladım” diyor.

Bülent Bey, o davalar sırasında “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” demişti, hatırlıyor olmalısınız.

Sonra o davalarda yargılananlar beş yıl sonra beraat ettiler.

Bugünün Cumhurbaşkanı, “Ben o davanın savcısıyım” demişti.

Altına zırhlı araç verdikleri savcı Zekeriya Öz şimdi kaçak.

Aldanmıştınız öyle mi?

Yakanıza yapışmış kul hakkı var.

Elinize bulaşmış insan kanı var.

Şimdi helallik dileyin, af bekleyin, öyle mi?

Sizi, ben affetmiyorum.

Allah da affetmeyecek, bilesiniz.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Zor Zamanlarda Karakter

Devocion e indiferencia by ~novac

Devocion e indiferencia by ~novac

Karakter zor zamanlarda ortaya çıkar.

Sağlam karakter sahibi misin?

Fırsatçının teki misin?

Sinsi bir yalaka mısın?

Çıkarcı biri misin?

Adalet tutkunu musun?

Doğrudan yana olacak yüreğin var mı?

İşte böyle zamanlarda ortaya çıkar.

Çevreni böyle zamanlarda tanırsın.

Kendini de.

Unutma, asıl kendini böyle zamanlarda tanırsın.

Zor zamanlarda.

Herkesin kendi paçasının derdine düştüğü zamanlarda.

O zamanlar bir karakter testidir.

* * *

Konformist.

Rahatına bakar. İşi tıkırındaysa, rahatı yerindeyse hiçbir şey onu ilgilendirmez.

Dışarda kıyamet kopsa, eğer ona dokunmuyorsa umurunda olmaz.

Yaşam güdüsü budur. Rahatını sağlayan her şey onun için iyidir. Rahatını bozan her şey onun için kötüdür.

Oportünist.

Fırsatçı. Fırsatları kollar. Her fırsatı kendi avantajı için kullanır. Eğer fırsat bulamazsa kendi fırsatını yaratmak için entrika çevirmekten kaçınmaz.
Rahatça yalan söyler. Yalan söylemenin rahatlığını bildiği için de kimseye güvenemez.

Konformistler (rahatçılar) kaçınılmaz olarak oportünisttir (fırsatçı).

Evrimsel biyo-psikolojik olarak “yaşam güdüsü” canlıları konformizme ve oportünizme yöneltir. Çünkü doğal içgüdünün üç ayağı olan korunma, beslenme ve çoğalma için böyle bir tutum daha yararlıdır.

İnsanların çoğunun böyle yaşamasının nedeni de budur.

Hayvan yaşamı için temel ilkeler de bunlardır.

Ama insan evriminde gelişme çizgisi insanı bir üst çizgiye taşımıştır.

İnsan, olana razı olmakla yetinmemiş, olması gerekeni aramıştır.

Keşifler, icatlar, yeni düşünceler, yeni ortak yaşam biçimleri denenmiştir.

Bunları yapan öncüler, insanlığı yeni bir evreye taşımıştır.

İdealistler.

Olması gerekeni arayanlar. Olması gerekenler için ilkeler düşünenler.

Toplumların düşünürleri.

Sokrates’ler, Volter’ler, Jean-Jack Rousso’lar, Jean Paul Sartr’lar.

Ve bizim büyük Atatürk’ümüz.

Büyük düşünür Atatürk’ümüz.

İdealist düşünür, realist yönetir kurucu ATA’mız.

İşte O gene bugünümüzü aydınlatıyor.

Gene O ne yapılması gerektiğini gösteriyor.

* * *

Ne demişti O büyük insan?

‘Bağımsız olun’ demişti. Şimdi kıymetini anladık mı?

‘Laik toplum olun’ demişti.

Şimdi ne dediğini anladık mı?

Dinci siyaset başka bir dinci siyasetle boğuşurken ‘laik olmanın’ ne değerli bir şey
olduğunu anladık mı? Biz biliyoruz da anlaşıldığını pek göremiyoruz.

Ne demişti büyük Atatürk?

‘Başkalarının iç işlerine karışmayın, kendi iç işlerinize de başkalarını karıştırmayın.’

Doğru muymuş?

Suriye’ye karıştınız, sonuç ortada. Ortadoğu’ya bulaştınız, sonuç ortada.

Bütün terör örgütleri ülkemizde cirit atıyor.

Cumhuriyetin kuruluş felsefesi doğru muymuş?

Yoksa Cumhuriyet, Osmanlı hayalinde bir parantez miymiş?

Acaba anlaşılıyor mu?

Ne dersiniz ‘konformist-oportünistler’?

Şu anda kendi listelerinizi mi hazırlıyorsunuz?

Şu anda kendi konumunuzun hesaplarını mı yapıyorsunuz?

Merak etmeyin, hayatınız hep bu tilki uykusuyla geçecek.

Hep etrafınızı kollamakla tedirgin yaşayacaksınız.

Biz Fethullah takımıyla boğuşurken siz sinsice bakıyordunuz.

Biz ülke diktaya gitmesin diye karşı çıkarken siz çıkarınızı kolluyordunuz.

Biz geçmiş darbelerin bedelini ödedik.

Biz Atatürk Cumhuriyeti’nin bedelini de öderiz.

Ama sonuçta biz hep doğru yerde olduk diyeceğiz.

Ama siz yerlerde sürünen canlılar gibi yaşamış olacaksınız.

Zor zamanlar.

Karakterlerin sınav günleri.

Bakın ve kendinizi tanıtın.

Fırsattır.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Nereden Nereye?

 

ataturk-ve-beden-egitimi

Güvenlik zafiyeti var.

Cumhurbaşkanı “güvenlik zafiyeti var” diyor ve haklıdır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, darbe girişimini eniştesinden haber aldığını söylüyor. Başbakan’a da kendisi haber veriyor.

Güvenlik zafiyeti var, açık.

Ankara’da yaşanan terör katliamında da güvenlik zafiyeti yok muydu? Atatürk havalimanı baskınında güvenlik zafiyeti yok muydu? Elbette vardı ama hiçbir zaman kabul edilmedi.

İçişleri Bakanı çıktı, “Güvenlik zafiyeti yoktur” dedi, hemen yayın yasağı kondu.

Şimdi böyle olamıyor, çünkü artık mızrak çuvala sığmıyor.

Tamam da ne oluyor?

Fethullah Gülen Cemaati’ne bağlı ordu mensupları bir darbe girişimine kalkışıyor. Böyle olduğu da şimdiye kadar ortaya çıkan bilgilerden anlaşılıyor.

Ama işte tarih unutmuyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yönetenler YAŞ toplantılarında “cemaatçi mensuplarını” ordudan ihraç ederken muhalefet şerhi koyan yetkililer kimlerdi?
AKP’nin üst düzey yöneticileriydi.

Ergenekon ve Balyoz davalarında bu ordunun “Cumhuriyetçi -ulusalcı komutanlarını” cemaatin yargıçları yargılarken onları destekleyenler kimlerdi? AKP’nin en üst yöneticileri.

17- 25 Aralık çatışmasına kadar ülkede “Cemaatçi” olmayanların iş bulması, ihale alması, bir yerde yükselmesi olabilir miydi? Olamazdı.

Fethullah Gülen.

Hoca.

Cemaat.

En geçerli referanstı.

Şimdi suç sayılan “cemaat mensubu olmak” o zaman en büyük destekti.

Ama iktidar paylaşımı savaşı, Gülen Cemaati ile AKP yönetimini “düşman kardeşler” yaptı.

Şimdi de bu darbe girişimi, ülkenin kör topal işleyen sistemlerini iktidarın emrine veren bir kavşağın işaret fişeği oldu.

Bundan sonrası artık kararnameler yönetimidir.

Cumhurbaşkanı ve ona bağlı hükümet, ülkeyi kendi emirleri doğrultusunda yöneteceklerdir.

Nereden nereye mi?

İşte, oradan buraya.

* * *

Şimdi meydanlara yönlendirilen, sokakları doldurup darbeyi önlemeye çağrılan sivil vatandaşlar “demokrasi nöbeti” mi tutuyor?

“İdam istiyoruz” diye bağıran, tekbir getirerek coşan, “şeriat istiyoruz” diyen, “yeşil bayrak” açarak kendini tanımlayan kitle Türk bayraklarının arkasında ne istiyor?

Açılım döneminde Türk bayraklarının asılmasını istemeyen, “Kürt yurttaşlarımızı tahrik ediyor” diye Türk sözcüğünü unutmuş görünen aynı yöneticiler bugün nasıl da milliyetçi oluyorlar?

Başarısız bir darbe girişimini bütün “demokratik denetim sistemini bloke eden” bir otokratik yönetim için fırsat sayan anlayış halkı ayaklandırarak neyi amaçlamaktadır?

Halkı askere karşı çıkararak, giderek halkı kendi içinde ötekileştirilmiş gruplara karşı kışkırtarak ne denli tehlikeli bir yola girilmektedir?

Adaleti unutmuş bir ceza dalgası, bütün güven köprülerini atmış bir toplumsal yığınlaşma, duygusal çalkantılara teslim olmuş kalabalıklar nereye varacaktır?

Sokaklar sokaklarla köşe başlarında karşılaşırsa bunun sonu nereye varacaktır?

Hiçbir suçu olmayan, yasalara karşı hiçbir hareketi olmayan masum insanları haksızlıklara karşı kim, nasıl koruyacaktır?

Bütün bunlar bugün yanıtı verilemeyen sorulardır.

Ama elbette ki bugünün bir de yarını vardır.

O yarın bugünün hesabını sorar.

Hiç kimse tarihten kaçamamıştır.

Bugün bilinmesi gereken de budur.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Vatandaşlık Güncellemesi

Görsel:nomadcapitalist.com

Görsel:nomadcapitalist.com

“Vatandaşlık güncellemesi” dedik, güncelleme moda.

Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi niyeti ortaya atılınca bu “vatandaşlık” konusunu düşünmek zorunlu oldu.

Vatandaşlık, aynı tarihi, aynı coğrafyayı paylaşan, geçmiş gelenekleri, gelecek umutları birlikte yaşayan insanların ait olduğu bir ortak değer.

Suriyeli, bir Arap ülkesinde yaşamış, her şeyi ile oraya ait bir insan. Din ortaklığı olsa da vatandaşlık değerine çok uzak.

Öncelikle dil. Bir ülkenin “yaşayan dili” o ülke vatandaşlığının toplumsal mührü. Bu dil, Türkiye’de Türkçedir.

Nasıl bir Almanın dili Almanca, Fransızın dili Fransızca, İtalyanın dili İtalyanca, İngilizin, Amerikalının dili İngilizce ise, bizim vatandaşlık dilimiz Türkçedir.

Şimdi, “Yaşayan- kullanılan dilimiz olan Türkçeyi” unutturmaya çalışıp yerine “Osmanlıca” diye bir uydurmayı koyma çabası “siyasal düncelleme” çabasına bir örnektir. Evet, güncelleme değil, düncelleme. İktidarın “restorasyon” diye gevelediği bu.

Suriye mültecilerine vatandaşlık verilince “Arapça” yeniden dolaşıma sokulacak. “Kuran dili” diye öncelenen Arapça övgüsü, yeniden Araplar için kullanılan “kavm-i necip” kavramını da diriltir mi belli değil.

Oy verecekler diye vatandaş yapılmak istenen Suriye mültecilerine “TOKİ’den ev” de vaat edilince, yerli vatandaşların aklına “acaba Suriye uyruğuna geçip kendi ülkemize mülteci mi olsak” diye bir fikir gelmiş olmalı.

Öyle ya, iş hazır, ev avanta, sağlık bedava, okul sınavsız, gel keyfim gel.

Hadi bakalım, ikide bir “millet karar versin” deyip duruyorsunuz, bu işi de referanduma götürsenize. Orada sessizlik.

Böylece “vatandaşlık” artık yeniden tanımlanmalı.

Zamanı geldi de geçiyor.

* * *

Vatandaşın bir kısmı,

“Yalandaş” oldu. Bunlar, yalanlara ortak olanlardır ki, hiçbir gerçek onları ilgilendirmez. Efendileri hangi yalanı söylerse ona inanmaya hazırlar.

“Satandaş” olan bölüm, namı üstünde her şeyi satıp savmayı üstlenmiş.

Devletin varlıklarını özele satmak.

Deniz gören tepeleri Arap şeyhlerine satmak.

Anadolu ovalarını İsraillilere satmak.

Güney kıyılarını İngilizlere, Almanlara satmak.

Ülkenin geleceğini çokuluslu şirketlere satmak.

Bu “satandaş”ların bitmek bilmez gayretleri.

* * *

“Yıkandaş”lar var.

Bunlar da Cumhuriyeti yıkmaya yeminli.

Cumhuriyet döneminde ne yapılmışsa kötülemeye kararlı.

Cumhuriyet kahramanlarına saldırı. Yalanlar. Uydurmalar. İftiralar. Bile bile. Ağzı köpürerek.

Yıkandaş bu.

* * *

“Yatandaşlar” var. Olup bitenle ilgilenmeyen.

Alışverişine bakan. TV’de dizi izleyen. Çoluk çocuk, eş dost muhabbetine dalmış “yatandaşlar.”

Epey çoktur sayıları.

“Aman bıktım bunlardan” diyenler. “Hep aynı terane” diye dudak bükenler. “Siyasetten anlamam” diye sızlananlar. Her şeyden yakınıp her şeyi başkasından bekleyenler.

“Yatandaşlar”, elbette yukardakilere yol açanlardır.

Biz mi?

Biz bu güncellemede,

“Vatansever- Yurtsever” tanımlarının sahibiyiz.

Ortak değerimiz de,

Aydınlanmanın evrensel değerleridir:

Bağımsızlık – laiklik – uygarlık.

Atatürk Cumhuriyeti’nin değerlerinin sahibi olmak.

Gelecek, her zaman onu hak edenlerin olacaktır.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bayram Bitti mi?

 

Bayram bitti demek. Biz bize kaldık mı?

Kaç vatandaş öldü yollarda. 100’den fazla. Üç katı yaralı.

Bayram bir sevinç zamanı değil midir aslında?

Memlekete gidersin. Aileni, akrabalarını görürsün.

Tatil yaparsın. Deniz kıyısı olur, dağ yamacı olur.

Nedir bu bayramlardaki kazalar, ölümler?

Nedir bu trafikteki aşırı hız, hatalı sollama.

Nedir bu “beni solladın demek ha” kavgaları.

Bir kürekçi sporcumuz bıçaklandı.

Dahası da var.

Yüzme bilmeden denize girip boğulmalar.

Yasak baraj göllerine girip boğulmalar.

Bu aldırmazlık.

Bu kuralsızlık.

Bu sınır tanımazlık.

Neden şaşırıyoruz ki?

Başımızdaki iktidar kanun tanımıyor.

Başımızdaki iktidar kural tanımıyor.

Başındaki bu olursa, arkandaki neden başka olsun?

Arkandaki o ise başındaki neden bu olmasın?

Şimdi bu Panama belgeleri açıklandı ya.

Korkarım ki, bunlara oy veren kesim “aferin, iyi yapmış” der.

Neden mi böyle der?

Kendisi de öyle yapmak ister de ondan.

Nicolo Makyavelli bunu söylemişti. Haklıydı.

İnsan yığınları büyük hırsıza kızmaz. Özlemi odur.

İnsan yığınları yalancıya kızmaz. Kendiside yalancıdır da ondan.

İnsan yığınları yoksula kızar. “Aptallığından” der.

“Yığın”, “toplum” değildir.

Yığın, otoriteye itaat ederek hareket eder.

Toplum, bireylerden oluşur, sorgular, örgütlenir.

Kitlenize bakın, anlarsınız. Yığın mıdır, toplum mudur?

Kararınızı ona göre verin.

Cumhurbaşkanı’nın diplomasını tartışıyorsunuz.

Onu oraya getiren diplomalılara ne diyeceksiniz?

Diplomalı hukukçular.

Diplomalı tıp doktorları.

Diplomalı işletmeciler.

Diplomalı eğitimciler.

Onların hiç sorumluluğu yok mu?

* * *

Yetkililere sorun. Yanıtlarınızı alın.

– Suriyeliler vatandaş yapılacakmış. Referandum yapacak mısınız?

– Reis bilir, biz bilmeyiz. O ne derse o olur.

– Terör böyle sürüp giderken halkın güvenliğine olacak?

– Başkanlık sistemi gelince düzelir.

– Yani, başkanlık sistemi gelince terör bitecek mi?

– Başkanlık sistemi anahtardır.

– İşsizlik artıyor, hele de üniversiteyi bitirenler?

– Başkanlık sistemi.

– Gazeteciler hapse giriyor. Haber alma özgürlüğü yok mu?

– Başkanlık şart. Onlar terörist.

– Ya muhalefet?

– Başkanlık şart. Muhalefet terörü destekliyor. Paralel.

– Avrupa artık sizi desteklemiyor.

– Kıskanıyorlar. Kalkınmamızı istemiyorlar.

– Amerika sırt çevirmiş gibi.

– İçimizdeki vatan hainlerinin marifeti.

– Bir söylediğiniz bir söylediğinizi tutmuyor.

– Başkanlık şart. Teröristler. Vatan hainleri. Casuslar.

– Halk artık yargıya güvenmiyor. Bağımsız yargı kalmadı.

– Başkanlık şart. İstemeyen terörist, vatan haini, casus.

– Ama sorunlar çözülmüyor, görüyorsunuz.

– Türkiye en huzurlu ülke oldu. Elbette başkanlık şart.

– Eğitimde sorunlar daha da büyüyor.

– Başkanlık sistemi şart. Her şey ona bağlı.

* * *

Bayram bitti, biz bize kaldık. Kutlu ve mutlu olsun.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yarın Bayram

fft99_mf7153313

Elbette, hakkınızdır, yarın bayram.Osmangazi Köprüsü’nü açtınız. Övündünüz, sevindiniz.

Havaalanında ölenlerin köprüye ihtiyaçları kalmadı.

Onların artık bayramları olmayacak.

Asker polis 700 şehidin de bayramı yok.

Aldırmazsınız.

Onlar gökyüzünde. Şehadet mertebesine ulaştılar.

Köprü, otoyol dünya işleri.

Ne yaparsın ki para da dünya işlerinde var.

İhaleler, yollu yolsuz işler, yandaşlara milyon dolarlar.

Dünya işleri.

23 Nisan iptal. Şehitler vardı.

19 Mayıs iptal. Şehitler vardı.

30 Ağustos. 29 Ekim. 10 Kasım. Hep şehitler vardır.

Cumhuriyet’in bayramları iptal edilmelidir.

Şehitler vardır. Şehitler olacaktır.

Burası şehitler ülkesi.

Alıştırdınız. Alıştırıyorsunuz.

Beyin yıkama metodları.

Hasan Sabbah’ın müritleri gibi.

Canlı bombalara neden şaşıyorsunuz?

Onlar da beyni yıkanmış robotlar.

Onlar da şehit oldukları inancıyla bu işi yapıyorlar.

Osmangazi Köprüsü açılırken göbek atanlar bunları düşünüyor muydu acaba? Hiç sanmam.

* * *

Ramazan ayında oruç tuttunuz.

Diliniz de oruç tuttu mu?

Dil orucu da vardır, bilmeniz gerekir.

Yalan söylemeyeceksiniz.

Gıybet (arkadan konuşma) yapmayacaksınız.

İftira atmayacaksınız.

Hakaret etmeyeceksiniz.

Başkasını incitmeyeceksiniz.

Bunları yaptınız mı acaba?

Yaptınızsa orucunuz boşa gider, biliyor musunuz?

* * *

Eliniz de oruç tuttu mu acaba?

Eliniz temiz kaldı mı?

Elinize kan bulaşmadı, değil mi?

İnsan kanı, kadın kanı, erkek kanı, çocuk kanı bulaşmadı mı?

Bulaşmadı deyin bize.

Bulaştıysa çok kötü.

Eliniz kanlıysa, eyvah.

Eliniz rüşvete bulaştı mı? Elinize haram para değdi mi?

Değmedi değil mi? Siz dindarsınız, öyle değil mi?

Reza’nın söyledikleriyle ilginiz yoktur umarım.

* * *

Gözleriniz oruç tuttu mu, gözleriniz?

Harama yan baktınız mı?

Gözlerinizi harama diktiniz mi?

Haram paralara gözleriniz parladı mı?

Haram topraklara?

Sit alanlarına gözlerinizi diktiniz mi?

Sulak alanlara. Derelere. Yaylalara.

‘Ama ne satılır buralar’ diye göz diktiniz mi?

Bildiğimize göre orucunuz bozulmuştur.

* * *

Ama olsun. Orucunuz kabul olmasa da siz bayramınızı yapın.

Biz -şimdilik- bayram yapmıyoruz.

Bizim bayramımız sizden kurtuluşumuz olacak.

Sizden kurtulunca yalancılar, dolancılar, talancılar,

Ülkemiz sizden kurtulunca,

Topraklarımız, sularımız, göklerimiz sizden kurtulunca,

Ülkemize barış gelince, esenlik gelince,

Biz bayramımızı o zaman yapacağız…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tarihine Kör Coğrafyasına Nankör Bir İktidar

fft1_mf19342

Tarihine kör bir iktidar var ülkemizde.

Yeni Osmanlı olmaya özeniyorlar.

Yeni Osmanlı olmak?

Çok etnikli, çok kültürlü bir imparatorluğu kurmaya çalışmak.

Dünyada imparatorluklar bitmiş.

Etnik kökenler parçalanmaya yol açmış.

Din ve mezhep ayrılıkları ülkeleri dağıtmış, savaşlara yol açmış.

Bunları görmemek nasıl bir körlüktür?

Kendi tarihine kör bir iktidar.

İstanbul Erkek Lisesi binası Osmanlı tarihinin bir parçasıdır.

Osmanlı’nın maliyesi batmıştır. Borçlarını ödeyemez duruma gelmiş,
iflas etmiştir.

Dönemin egemenleri Düyun-u Umumiye İdaresi adı altında bir mali vesayet kurumu kurarlar. “Genel Borçlar Yönetimi” demektir. Bu bina o idare için yapılmıştır. Yıl 1881.

Gene 1881 yılında doğan Mustafa Kemal işte Osmanlı’nın o durumunu görmüştür.

Tarihin körü olmayanlar elbette Osmanlı’nın neden bu duruma düştüğünü bilmektedirler.

Tarihin körü olmayanlar, Atatürk’ün neden Ortadoğu bataklığından uzak durduğunu bilmektedirler.

Tarihin körü olmayanlar, saltanatın neden kaldırıldığını, halifeliğin neden lağvedildiğini bilmektedirler.

Ama Graham Fuller, eski CIA Türkiye Masası şefi, Atatürk’ün bu kararını eleştirmekte, “sonuçta Hilafet, hâlâ anahtar bir sembol ve siyasi bir makam olup, etkileyici bir dini liderin – ki ille de gözlerinden ateş fışkıran bir radikal olması gerekmiyor- yükselişini beklemektedir.” (Graham E.
Fuller – Yeni Türkiye Cumhuriyeti – Timaş Yayınları- 2008)

Yani, Türkiye’den çıkacak bir halife beklenmektedir.

Tarihin körü olmayanlar yeni emperyalist emelleri çok iyi görmektedirler.

Ama siyasal iktidar bu emperyal oyunun bir parçası olmuştur.

Türkiye’yi İslam dünyasının bir parçası yapabilmek için her türlü din, mezhep ve etnik köken faktörlerini kullanmaktadırlar.

Tarihin körlüğü böyle bir şeydir ve ülkelerin geleceğini karartmaktadır. Ne yazık ki felaketli sona ulaşmadan gözler açılamaz. Hitler Almanyası, Mussolini İtalya’sı gibi.

Başkanlık hedefi de yasaların üstünde ve dışında olmanın, her türlü kontrolün dışında kalmanın, istediği her şeyi sorgusuz sualsiz yapmanın gücünü tek kişide toplamanın hırsıdır.

“Kontrolsüz güç felakettir” gerçeği körleşmiş gözlerin görebileceği bir şey değildir.

Tarihin körü,

Coğrafyanın nankörü, dedik.

Bu güzelim coğrafyayı, verimli toprakları, yaylaları, ırmakları, denizleri ürün almaya yönelik kullanmak varken, uygarca yaşamak için düzenlemek varken, ilkel bir yağmaya kurban ediyorsunuz.

Bu güzelim coğrafyayı mahveden ilkel yağmacı anlayış yaylaları kazıp maden çıkararak, dereleri kurutup betonlaştırarak nasıl bir “coğrafya nankörü” olduğunu göstermektedir.

Yandaşlara peşkeş çekilen kıyılar, betona kurban edilen deniz kıyıları, şimdi bomboş kalan tatil yerlerine dönüştü.

Ne mimarların feryatları duyuldu, ne yöre halkının isyanları görüldü.

Sit kararları çiğnenip atıldı. Her yer kazıldı. Her yer ranta çevrildi. Ülke müteahhit cenneti yapıldı. Yandaş müteahhit cenneti.

Şimdi kentler yıkılıyor.

Büyük kentlerin yağması devam ediyor.

Bu frensiz gidişin sonu geliyor.

Dogmayı akla egemen kılamazsınız.

Cumhuriyeti saltanata çeviremezsiniz.

Bütün gayretiniz boşuna.

Tarihi yenemezsiniz.

Coğrafyayı talan edemezsiniz.

Tarihin de, coğrafyanın da sahibi bu halktır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yurttaşı olan bu halk, geleceğini sizin elinizden alacaktır.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın