Hapis Sana Ne Öğretir?

Hapiste Haksız Yatanlara Adıyorum

Onurlu yalnızlığı öğretir dostum.

Yalnız kaldığın zaman da güçlü olduğunu.

Bilinçli mücadeleyi öğretir.

Dışarda pek farkında olmadığın.

Neden burda olduğunu anladığın zaman öğrendiğin
bilinçli mücadeleyi öğretir.

Neyin savaşını verdiğini daha iyi anlarsın
ve artık neyin savaşını vereceğini.

Karşındakinin gizli niyetini
ve önceden verilmiş kararını
şimdi daha iyi anlarsın.

*. *. *
Hapis sana ne öğretir demiştim dostum

Onurlu yalnızlığı öğretir

Yalnız olduğunda gücünü öğretir sana
asla teslim olmayacağını
teslim olmayanların gücünü öğretir
yedek gücün olduğunu öğrenirsin
nereden geldiğini bilemeyip şaşırdığın
o dayanma gücünü
burada öğrenirsin
kuşatma altında

İnsanın nasıl dayandığını
kendine düşünceler yaratarak
kendine duygular yaratarak
nasıl dayandığını
burada öğrenirsin

*. *. *
Hapiste öğrenirsin dostum
inançlı dayanışmayı
ayağa kalkanları
burada görürsün
kimin umurunda olduğunu
kimin umurunda olmadığını
kimin üzülüp kimin sevindiğini
evet, burada görürsün
inançlı dayanışmayı
farkında olmadığın o gücü
burada tanırsın
taşın sağlamlığında
demirin direncinde
o yıkılmayan sağlamlıkta

*. *. *
Sevdiklerinden uzaksın ya
neden sevdiğini daha iyi anlarsın
neden seveceğini de
artık daha çok seveceğini de
burada öğrenirsin dostum
sevgiyi bir daha düşünürsün burada
nefreti de
kendi içine bakmayı öğrenirsin
kendi dışını görmeyi de
sevginin nefretten daha güçlü olduğunu
gelincik güzelliğinde görürsün
o ince uzun kırmızı çiçeğin zarif güzelliğinde
kazancındır bilesin.

*. *. *
Japon kılıcının sırrını öğrenirsin burada
aylarca aylarca
dövülüp su verilip
dövülüp su verilip
dövülüp su verilip
ustasına törenle teslim edilen
Japon kılıcının kutsallığını
burada öğrenirsin
İpeği ve teli aynı zerafetle kesen kılıcı
burada çok iyi anlarsın
ve hiç unutmayacağını bilirsin
artık senin de bir kılıç olduğunu
ipeğe ve tele böyle bakacağını
anlarsın

*. *. *
Şiiri öldüremezler demişti Pablo Neruda
şiiri öldüremezler
burada öğrendin bunu
hapse atarlar
görmezden gelirler
duymazlar
aşağılarlar
ama öldüremezler
şiir
silkinir tertemiz çıkar ortaya
bunu öğrendin burada

*. *. *
zamanın göreceli olduğunu öğrendin
bir günün bin gün olduğu zamanı da
bir günün 24 saat olduğu zamanı da yaşadın
sabahın sabah olduğunu
gecenin gerçek olduğunu gördün
mevsimleri yaşadın
ilkbaharın ne zor mevsim olduğunu
yaz aylarının deniz kıyısı olmadığını
kışın soğuk olduğunu
burada gördün
başka bir takvimin varolduğunu
başka bir saatin tik taklarını
bildin
yaşam boyu öğrenmek derler
acep bu mudur?

*. *. *
Onurlu yalnızlığı öğrendin dostum
bilinçli mücadeleyi
inançlı dayanışmayı
dimdik ayaktasın
kılıcın keskin öfkesiyle
bilincin parlak ışığıyla
krizantem zerafeti
ve inancın gücüyle
dimdik ayaktasın
öğrendiklerinle…

Reklamlar
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ulus Olamadan CHP Kabileler Olunca

Görsel:rtve.es

Ulus olamadık, belli oldu.

Cumhuriyetin kurucuları “ulus-devlet” olmayı hedeflediler.

Geri kalmış kültürün direnmesine kapitalizmin sömürü hesapları da eklenince bu hedef gerçekleşemedi.

Sınıfsal bölünme daha da derinleşti.

AKP’de somutlaşan “cemaatler- tarikatlar iktidarı” güçlendikçe de ülkenin kabilelere bölünmesi kaçınılmaz oldu.

Bugün -aralarında farklar olsa da- üçe bölünmüş görünen ülkede kabileler ayrılmış durumda.

Kendini ülkenin sahibi sanan “laikler kabilesi” neden kaybettiğini anlayamadan gücünü kaybetti.

Kendini iktidarın sahibi sanan “dinciler tarikatı” hâlâ neden sahip olamadığını anlayamamanın telaşı içinde.

Kürtçüler, ulus mu olmak istiyor yoksa aşiretleri sürdürmekle mi uğraşıyor bilemeden boğuşup duruyor.

Ülkeyi kabilelere bölen AKP ve reisleri Recep Tayyip Erdoğan bu kez kesin bir “Tek Adam İktidarı” seçimini baskınla kazanmak istiyor.

Kazansa ne olacak?

Ekonomi tepetaklak.

Hukuk iktidarın emrinde.

Eğitim ortaçağa endekslenmiş.

Bilim kurumları iktidarın sultası altına alınmış.

Sanat bütünüyle reddedilmiş.

Uygar dünya ile bağlar kopma noktasında.

Şiddet olağanlaşmış.

AKP ve reisleri iktidarı neden istiyor?

Çünkü;

İktidarı kaybetmek bütün suçlarının hesabını vermek anlamına geliyor da ondan.

AKP iktidarı -ki artık dinci de dememek gerekiyor- kendini “iktidara mahkûm” etti.

Bu durum, demokrasinin kurban edilmesidir.

Demokrasi, AKP sunağında kurban edilmiştir.

Şimdi ne olacak?

***

AKP ve reis kazanır da istedikleri olursa;

Kabilecilik kesinleşir,

Kabilelerin birbirine karşıtlığı artar,

Bu karşıtlık düşmanlığa dönüşür

Ve

Kabileler savaşı başlar.

Ülke iç kavgaya sürüklenir, bunun da galibi olmaz.

Böyle bir iç kavga dış müdahalelere açık bir durum yaratır.

Dış müdahaleler bilinmeyecek olasılıklar yaratır.

Türkiye, benzerleri gibi bir kaosa sürüklenir.

Öyleyse ne yapmalı?

***

Bu seçimi kaybetmek öncelikle AKP’yi ve reisi kurtarır.

Yerine gelenlerin ilk işi,

Kabileciliği önlemek,

Ülke bütünlüğünü sağlamaya çalışmaktır.

Olabildiğince bütünleşmiş bir ülkede

Yapılabilecek işler, tahrip edilmiş kurumları onarmaktır.

Güçler ayrılığına dayalı bir sistemin parlamentosu.

Denetlenebilir yürütme.

Bağımsız yargı.

Özerk üniversite.

Laik eğitim.

Barışçı bir dış politika.

Üretime dayalı bir ekonomi.

Gelir dağılımı dengesini sağlama.

Toplumda güven ortamının yaratılması.

Özgürlüklerin güvence altına alınması.

Bunları yapabilmek için de,

Bütün HAYIR güçlerinin sadece bu amaçla birleşmesi,

Seçimlerin MUTLAKA KAZANILMASI şarttır.

Aksi halde kaçınılmaz olan KAOS’tur.

Gerçekleri görmek,

Başarının ilk adımıdır…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir Ağaç Gördüm

Görsel:Emanuele Serrelli

Bir ağaç gördüm bahçemde.

Çırılçıplak.

Yaprakları savrulmuş sert rüzgârlarla.

Uçları kırılmış dallarının.

Gövdesi çatlamış soğuktan.

Yapayalnız.

Kış soğukları ağaçlara acımaz.

Öyle dururlar tek başlarına.

Kimse hatırlarını sormaz.

Umutları da kırılmış mıdır, bilemezsin.

Yeniden yapraklanır mı, bilemezsin.

Ağaç.

Tek başına.

Çırılçıplak.

Öylece durur.

Soğuk kış bahçesinde. Tek başına.

***

Ama dur, bir ses var orada.

Kökler “dayan” der gövdeye.

“Dayan, yıkılma” der.

Çatlamış gövde yer yer soyulmuş bedeniyle duyar bu sesi.

Yorgundur.

Çok yorgundur.

Kökler bırakmaz ama.

“Dayan” der gövdeye.

“Sonbaharda dökülen yaprakların vardı ya,”

“Onlar senin gücündür işte.”

“Onlar kalsiyumdur, magnezyumdur, candır, güçtür.”

“İşte onlar dökülerek bana geldi.”

Şimdi onları sana veriyorum” der kök.

“Seni sana veriyorum”, bilesin.

Kökler pes etmez.

Kökler özsuyu işler.

Kökler gövdeyi besler.

Yorgun gövde duyar bu sesi.

Hisseder yükselen özsuyu.

Canlanır gövde.

Güçlenir.

“Evet” der gövde köklere.

“Evet, duyuyorum.”

Ve gövde duyar.

Yeni bir kabuk sarar gövdeyi.

Çatlaklar kapanır yavaş yavaş.

Yavaş olur doğada her şey.

Ama mutlaka olur.

Gövde dallara seslenir.

“Toparlanın” der.

“Kırık uçları bırakın, canlanın, dirilin.”

Ve dallar canlanır. Yenilenir.

Dallar başlarını kaldırır.

Yeniden güneşe bakarlar.

Güneş bulutlardan sıyrılmıştır.

Yeniden ısıtır toprağı.

Yeniden ısıtır dalları.

Dallar tomurcuklanır.

Doğanın çevrimi başlar yeniden.

***

Kökler toprağın altındadır.

Onları kimsecikler göremez.

Tuhaftır insanoğlu.

Göremediğini yok sayar.

Oysa senin görmediğin kanunları vardır doğanın.

Ve onlar hiç durmadan çalışırlar.

Kökler hiç durmadan çalışır.

Gövde artık sapasağlamdır.

Dallar güçlüdür.

Güneşe yönelmiştir.

Güneş gururla ısıtır dünyayı.

Yapraklar yeniden fışkırır tomurcuklardan.

Ağaç bütün görkemiyle kollarını açar.

“Varım” der cihana.

“Varım, hep olacağım.

Buradayım, burada olacağım.”

Teslim olmadılar ve ölmediler. Gördüm.

Teslim olmayanlar ölmez. Bildim.

Gittim ağaca sarıldım.

Sarıldım ona.

Ve ağladım. Sevinçle.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tehdit Altında Yaşamak

Görsel:rRedmer Hoekstra

Direnen akademisyenlere adanmıştır

Osmangazi Üniversitesi’nde yaşanan felaket neler anlatıyor?

Öncelikle bir “şiddet toplumu”olduğumuzu anlatıyor.

Şiddetin bir “sorun çözme yolu” olarak kabul edildiğini.

 

Dört cinayeti işleyen katilin bir “iftiracı muhbir” olduğunu.

“Muhbir” değil, “iftiracı muhbir”.

Çünkü, “muhbir”, gizli bir olayı haber verir.

Burada “iftiracı muhbir” var.

Katil, daha önce üniversitede çalışan pek çok akademisyeni “FETÖ’cü” diye iftira ile ihbar etmiş.

Bu “iftira ihbar”ı alanlar, “aman, işlem yapmazsam bana da FETÖ’cü’yü koruyor” derler diye işleme koyuyor.

Soruşturma açılanların durumunu düşünür müsünüz?

Siz “FETÖ”cü olmadığınızı ispat etmekle mükellefsiniz.

Yaşamda en zor şey, suç işlemediğinizi kanıtlamaktır.

Hukuk artık tersine işliyor.

Normalde, ispat etmek, suçlayana düşen yükümlülüktür.

Burada öyle olmuyor. Artık öyle olmuyor.

Hukuk artık tersine işliyor. Hukuk artık nasıl işliyor, belli değil. Hukuk artık “yukarıdan gelen emirle işliyor”.

Bu durum da cinayetlere zemin hazırlayan kötülükler.

Şimdi durun. Cinayeti işleyen kişi Eğitim Fakültesi’nde doktora öğrencisi.

Yani, işleri yolunda gitse “eğitim doktoru” olacak, akademisyen olmasının önü açılacak. İyi mi?

Öğretim üyeleri defalarca şikâyet etmişler. İşleme konmamış.

Katil rektörlük tarafından korunuyor izlenimi var.

Neden korunuyor, belli değil.

İftiracı muhbir tehdit ediyor.

24 şikâyetçi için “24 kurşuna bakar” dediği biliniyor.

Bu akademisyenler daha ne yapsınlar?

Bu nasıl bir çok yönlü tehdittir?

***

Cumhurbaşkanı, Barış Bildirisi imzalayan akademisyenler için “terörü destekliyorlar” dedi. İmzacılar işten atıldılar, haklarında dava açıldı. Uğraşıyorlar.

Cumhurbaşkanı, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri için “bunlar terörü destekliyorlar” dedi, haydi soruşturmalar, dokuzu tutuklandı. Çocuklar yatıyorlar.

Cumhurbaşkanı, şiddet yolunu siyasetinin yöntemi yaptı.

Öfkeyle suçluyor, suçladığını cezalandırıyor, mahkûm ediyor.

Onun sözleri derhal yerine getirilmesi zorunlu emir oluyor.

Bu toplum nasıl bu hale geldi diyenler gelişmeye baksınlar.

Bu toplum böyle böyle bu hale geldi?

İşte şimdi de OHAL içersindesiniz.

Cumhurbaşkanınız şiddetten yana.

Polisiniz şiddetten yana.

Hukukunuz şiddetten yana.

Vatandaşınız şiddetten yana.

Kadın cinayetleri ne anlatıyor?

Doktorların, hemşirelerin dövülmeleri, öldürülmeleri ne anlatıyor?

Liselerde yaşanan bıçaklı kavgalar ne anlatıyor?

Bütün bunlar neyi anlatıyorsa,
Osmangazi Üniversitesi’nde olanlar da onu anlatıyor.

Katil, silahını alıyor, sırayla insanları vurarak öldürüyor.

Bireysel silahlanmaymış?

Silah başına verilen yıllık 200 mermi bin mermiye çıkarılıyor.

Demek ki 200 mermi yetmiyor, bin mermi gerekiyor.

Bu mermileri kime karşı veriyorsunuz?

Kim kime sıkacak kurşunları?

Dizilerde görüyorsunuz.

O buna sıkıyor, bu da ona.

Sonuçta, sen bana sıkacaksın, ben de sana.

Böyle mi oluyor bu işler?

FETÖ’cülük kendi başına bir silah. Kızdığına sık.

Soruşturma kendi başına bir silah. Hedefine sık.

Hukuk artık bir silah. Emir aldığına sık.

Vatandaş neresini sıksın da canını kurtarsın?

***

Bu böyle gitmez dostlarım.

Bu böyle gitmez.

Gelin, birlik olalım.

“İnsanca yaşamak için” ortak paydasında buluşalım.

Başka hiçbir önkoşul aramayalım.

“İnsanca yaşamak için” birleşelim.

İnsanca yaşayalım.

Hep birlikte insanca yaşayalım.

Bu vandal gidişe “HAYIR” diyelim.

Bu barbarlık yarışına “HAYIR” diyelim…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Beynin Alarm Sistemi Arızası

Görsel:brainprick.com

Çağımızın “anksiyete çağı’ olduğu söyleniyor.

Gerçekten, “kaygı çağı” da olabilir.
Güvensizlik.
Belirsizlik.
Bilinmeyen tehditler.
(Yoksa bilinen mi desek?).
Kayıp korkuları.
Her toplumun kendine özgü kaygıları.
Her dönemin kendine özgü kaygıları.
Ama durun. NO PANİK.
İnsan demek biraz da kaygılar demek değil mi?
Yani, hiç kaygısız olunabilir mi?
Gamsız kasavetsiz, kaygısız insan ottan farksızdır.
Hoş, otları da bilmiyoruz, belki onların da ‘biçilme kaygısı’ vardır.
Şu açık ki, kaygılar, yaşamımızın ayrılmaz bir parçası.
O zaman neyi tasa ediyoruz?
Şunu tasa ediyoruz ki, eğer kaygı yaşamımızı etkiliyorsa o zaman sorunumuz oluyor.
Gergin oluyoruz, sıkıntılı oluyoruz, yaşamımız kısıtlanıyor.
Her an bir kötülük olacakmış gibi tedirgin oluyoruz.
Aklımıza hiç iyi bir şey gelmiyor.
Daha da artarsa hareketlerimiz bile kısıtlanıyor.
Peki bize neler oluyor?
                                                  ***
Olan şudur:
Zihinsel programlarımız hayatta kalma amacına yönelik genetik kodlamalardır.
Beynimizin bu bölümleri (limbik sistem- amigdale- nucleus acumbens) bizi ani tehlikelere karşı uyarır.
Bu alarm sistemi bize ‘saldır ya da kaç’ komutu vererek hayatta kalmaya yöneltir.
Bu normal işleyiş, strese karşı verilen yanlış komutlarla ‘nedeni belli olmayan kaygı’ durumuna dönüşür.
Bu kaygı, artık bir ruhsal bozukluk biçimini alır ve kişinin yaşam sürecini zorlaştırır.
Kişi tedirgin, huzursuz bir duruma girer, gerginlik içinde, her an kötü bir şey olacakmış duygusuyla yaşar.
İnsanı gergin, huzursuz kılan durum budur.
Dünyanın en yaygın ruhsal bozukluğu anksiyetesi ve toplumsal bir tehdittir.
Neden böyle oluyor?
En önemli nedeni her alandaki rekabettir.
Rekabet.
Evde rekabet. Meslekte rekabet.
Toplumda rekabet.
Geride kalma korkusu.
Başarısızlık korkusu.
İşsizlik korkusu.
Yalnızlık korkusu.
Bunlardan kurtulmak için ‘başarılı olma’ya sığınma.
Bu yaygınlaşan korkular bir süre sonra kaygıya dönüşür.
Kaygı, nedeni bilinmeyen süregelen endişe.
Ne yapmalıyız?
Yapmamız gereken ‘bilinçli yaşam sanatı’nı kavramak.
Kendimizi tanımak.
Kıyaslama baskılarından kendimizi kurtarmak.
Rekabet duygusunu gelişime çevirmek.
Hayatla ve kendimizle barışmak.
Doyumlu bir yaşam ekseni kurarak yaşamak.
Yapmamız gereken budur.
Çok yönlü, uygar, bilinçli yaşam.
Elbette bilimsel destek alınabilir.
İlaçlar da var.
Durumu geçici olarak rahatlatan.
Siz, yaşamla barışma modelini tercih edin.
Çok daha iyi olduğunu göreceksiniz.
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Köleler, Esirler ve Kahramanlar

Görsel:Sözcü Gazetesi

Akın Atalay’a adanmıştır.

Kahramanlar aslında sıradan insanlardır.

Sadece kendi hayatlarını yaşamak isteyen sıradan insanlar.

Ama koşullar onları ‘kahraman’ yapar.

Çünkü onlar köleliği ve esir olmayı kabul etmezler.

Köleliğe ve esirliğe başkaldırırlar.

Böylece sıradan ayrılırlar.

Onlara kahraman deriz.

* * *
Kölelik eşitsizlikle doğmuştur.

Birisi ‘efendi’ olmuş, ötekini ‘köle’ yapmıştır.

Zorla köle yapılanlar vardır.

Savaşla, silahla köle yapılanlar.

Bir de ‘gönüllü köleler’ vardır.

Gönüllü kölelik ‘kutsal efendi’ye bağlanmakla olur.

Kutsal efendi. Papa’dır, rahiptir, halifedir, imamdır.

Kutsal efendi kraldır, padişahtır, imparatordur, sultandır.

Köle, onların tebaasıdır.

Köle, onlara tabi olanlardır.

Köle, inancın kölesidir.

İnandığı için gönüllü köle olmuştur.

Bu köleliğe başkaldıran kişi ‘kahraman’ olur.

Köle isyanları böyle yaşanmıştır.

Köleliğin kalkması uygarlık mücadelesidir.

Ama kölelik günümüzde de yaşamaktadır.

Bir yerde ‘kutsal efendi’ varsa,

Orada kölelik de olacaktır.

– – –
Günümüzün esirleri vardır.

Borçla esir edilenler.

Ev alarak on yıllık borca esir olanlar.

Araba alarak üç yıllık borcun esiri olanlar.

Bir telefonun iki yıllık borcunun esiri olanlar.

Hayatları ipotekli esirler.

İşsiz kalma korkusunun esirleri.

Düşük ücretlerin esirleri.

Havuzlu evlerin esirleri.

Yaşamını kaybetme korkusunun esirleri.

İpotek konmuş iradeler.

Rehin alınmış duygular.

Kapitalizmin esirleri.

Küresel zincirlerle bağlananlar.

Dijital dünyanın esirleri.

Esir alındığını bilmeyen esirler.

Esarete gönüllü esirler.

İllüzyonu yaşayanlar.

Modern çağın şizofrenisi.

* * *
Çağımız kahramanlar çağı oldu.

Ülkemiz kahramanlar ülkesi oldu.

Köleliği kabul etmeyenler.

Esirliğe boyun eğmeyenler.

Kutsal illüzyonuna karşı çıkanlar.

Bilincin sahipleri.

Özgür aklın insanları.

Bilimin, sanatın ne olduğunu bilenler.

Paraya teslim olmayanlar.

Mal fetişizmine karşı koyanlar.

Zorbanın tahakkümüne boyun eğmeyenler.

Ayağa kalkanlar.

Doğruyu söyleyenler.

Haksızın yanında yer alanlar.

Kahraman olanlar.

Uygar olmanın kahramanlığıdır bu.

Aydın olmanın kahramanlığıdır bu.

İnsan olmanın kahramanlığıdır bu.

* * *
Elbette bu dönem geçecek.

Bu zorbalık çağı tarihin bir sayfası olacak.

Toplum güvenli bir yaşam alanı olacak.

İnsan gene özgür insan olacak.

Hukuk adalet için çalışacak.

Eğitim insanın daha iyi insan olması için yapılacak.

O zaman kahramanlar da işlerinin başına dönecekler.

Gazeteci gazetesinde olacak.

Öğretmen okuluna dönecek.

Yazar yazısını yazacak.

İşçi işinde çalışacak.

Kahraman, geçmiş yıllarını gülerek anımsayacak…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Gücün Sonu

Görsel:Getty images/iStockphoto)

Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu Bu toplumun vicdanıdır. Özgür olmalıdır.

Moises Naim’in kitabını okuyorum: Gücün Sonu.

Dünyada bilinen güç odaklarına, devletlere, kiliselere, savaşlara yüklenen gücün nasıl sonuna gelindiğini anlatıyor. Yazar, 36 yaşında Venezüella Kalkınma Bakanı olmuş, Dünya Bankası’nda yönetici direktörlüğü yapmış yetkin bir uzman.

Büyüyen gücün sonunun geldiğini, küçük başlayan odakların bu gücü devraldığını açıklıyor. (Pozitif Yayınları – 2018.)

Bu kitabı okurken Doğan Medya Grubu’nun iktidarın eliyle Demirören Grubu’na satılışını düşünüyorum.

Medya iktidarın eline geçiyor.

İktidar bu yolla güçleniyor mu?

Hep bir ağızdan iktidar yandaşlığı yapan medya güvenilir oluyor mu?

Yoksa bu havuz medyasının gücünün sonu mu geliyor?

Cumhuriyet gazetesinin gücü artıyor.

Cumhuriyet ile beraber muhalif basının gücü artıyor.

Elbette bu güçle birlikte sorumluluğu da artıyor.

Gerçekleri topluma ulaştırma görevi daha büyük önem kazanıyor.

Belki başka yollarla da bu gücün artması gerekiyor:

Okurlarla buluşmalar, yazar – okur toplantıları, digital araçlardan yeni iletişim yolları bulunabilir.

Haksız güç artışı, haklı olmanın gücünü artırıyor.

Yanlış yönlendirilen hukuk, haklı olanı daha da güçlü kılıyor. Haram kazançlar sahiplerini bile rahatsız ediyor.

Emekçiler artık çok daha güçlüler.

“Güç kayması” demişti Alvin Toffler.

Gerçekten de güç kayıyor.

Gerçek güç, haksız güçlüden haklı güçsüze kayıyor.

İktidar kaygan zeminde inişe geçmiştir.

İktidar bunu fark ediyor, telaşla önlem arıyor.

Muhalefet de yeni stratejisini bu “güç kayması” üzerine kurmalı.

Haklının ve doğrunun zaferi engellenemez.

Cesaretle yürünecek yol önümüzdedir.

Haksızlıklara – yalanlara – yolsuzluklara:

BİZ HAYIR DİYORUZ.

Hepimiz HAYIR diyelim.

Ve kazanalım.

***

Okuduğum ikinci kitap: Ölüm Siyaseti.

Prof. Fethi Benslama yazmış. Tunus Bilimler Akademisi üyesi. Paris, Diderot Üniversitesi öğretim üyesi.

Günümüz İslamında nasıl bir değişim olduğunu, etkilerini, şiddet olgusunun nasıl geliştiğini irdeliyor.

İslamcılık olgusunu dindarlıktan ayırıyor.

“İslamcı”, kendisini dinle tanımlayan, bu dünyayı kirlenmiş gören, öbür dünya için yaşayan, kendi yorumladığı İslamı her şeyin mutlak hâkimi kılmaya çalışan kişi olarak açıklıyor. Bu tipolojiye “Üst- Müslüman” diyor.

“Üst – Müslümanın iki düşmanı vardır: Batılı dış düşman ve bir de iç düşman, yani halifelikten kesin olarak kopmuş, siyasetin dine bağımlı olmasını reddeden, bir ulusun yurttaşı olmak isteyen Batı’ya dönük Müslüman. Üst – Müslüman onu bir ‘Müslümansı’ olarak , Batılıdan da kötü, avlanması, ortadan kaldırılması gereken bir kopya olarak görür.”

IŞİD gibi El Kaide gibi dogmatikleri yaratan bu ideolojidir.

Bu kitabı satır satır okuyun ve okutun.

Nasıl bir tehlike içinde yaşadığımızı görelim.

Orda burda ağızdan kaçmış görünen, abuk sabuk sanılan sözlerin kaynağı içimizde yaşayan bu ideolojidir.

Bu ideoloji ulus yurttaşlığına düşmandır.

Bu ideoloji laik yaşama düşmandır.

Bu ideoloji uygar hukuka düşmandır.

Şu anda bu ideolojinin şiddete dönüşmemesi kimseyi yanıltmasın.

Bir anda, bir anda her şey değişebilir.

Cumhuriyet gazetesinin “Tehlikenin Farkında mısınız?” kampanyasını anımsayın.

Şimdi “Tehlikenin içindesiniz”.

Bunu bilin ve HAYIR deyin.

Şimdi HAYIR deyin.

Hep birlikte HAYIR deyin.

Geleceğiniz bugününüze bağlıdır.

Unutmayın…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Umut Karardır

Görsel:Mackenzie Thorpe

Her yerde bu soruyla karşılaşırım: Umutlu musunuz?

Her zaman bu yanıtı veririm: Umut karardır.

Eğer kararınız varsa umudunuz da vardır.

Ama umut dediğiniz bir bekleyiş ise boşuna hayal kurmuş olursunuz.

Umudunuz var mı?

Önümüzdeki seçimlerden umudunuz var mı?

Demokrasiden umudunuz var mı?

Adaletten umudunuz var mı?

Gelecekten umudunuz var mı?

Eğitimden umudunuz var mı?

Cumhuriyetten umudunuz var mı?

Hemen söyleyeyim ki;
benim umudum değil, kararım var.

Yaşamımı bu kararıma adamışlığım var.

Bu kararım için çabalarım var.

Bu kararım için çalışmalarım var.

Kararlılık umudun gücüdür.

Kararlı olmak size umut etme hakkını verir.

Umudu hak etmek için kararlı olmak şarttır.

Seçimlerde kazanmak mı istiyorsunuz?

Her gün, her saat çalışacaksınız.

Sonuç almak mı istiyorsunuz?

Yolunuzda olan herkesle birleşmeyi sağlayacaksınız.

Ben demekten vazgeçecek, biz demeyi öğreneceksiniz.

Demokrasi mi istiyorsunuz?

Önce siz demokrat olacaksınız.

Adalet mi bekliyorsunuz?

Önce siz adil olmayı bileceksiniz.

Eğitim mi diyorsunuz?

Eleştirel düşüncenin ne olduğunu anlayacaksınız.

Laik eğitimi özümseyeceksiniz.

Dogmaların zihinlere ne engeller koyduğunu göreceksiniz.

Cumhuriyeti kazanmak mı istiyorsunuz?

Siz güçler ayrılığının değerini bileceksiniz.

Meclisiniz kendi iradesinin sahibi olacak.

Yargınız emir kabul etmeyen bağımsız yargı olacak.

Yürütme her zaman denetlenebilir olacak.

Bunlar olmadığı zaman ne demokrasiniz olur ne de cumhuriyetiniz.

Bunları bileceksiniz.

Bunları anlatacaksınız.

Bunları halkınızla paylaşacaksınız.

Siz kararlı olacaksınız.

Üzerinize düşeni yapacaksınız.

Başkalarını eleştirerek rahatlamaktan vazgeçeceksiniz.

Sorumluluğunuzu alacaksınız.

Çalışacaksınız.

Kararlı olacaksınız.

İşte o zaman umutlu olmaya da hakkınız olacak.

***

Ankara’da Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Cumhuriyet okurları ile düzenlediği toplantıda bu düşünceleri paylaştık.

“Dürüstlük Sevgili Çocuğum” kitabı üzerinden yaptığımız paylaşım aydınlığa açık zihinlerin, ülkemizin geleceği için nasıl bir güç olduğunu ortaya koydu.

Kendi gücünün farkında olmak, bu güçle neler yapabileceğini bilmek o gücü etkin kılan temel eksen.

Mustafa Kemal’in en büyük özelliği güçleri birleştirmedeki ustalığıdır.

Başarısının temel ekseni bu ustalıktır.

Ülkemin pırıl pırıl insanları işte bu gücü temsil ediyor.

Sevda Cenap And Vakfı’nda gene bu insanlarımızla buluşacağız.

Her buluşma Aydınlanma gücünün artışı, daha da etkinleşmesidir.

Cumartesi günü de Ankara Tabip Odası’nda Türk Tabipleri Birliği’nin Mücadele Tarihi konusunu iki eski Başkan, ben ve Prof. Dr. Gençay Gürsoy ile paylaşacağız. Demokrasi mücadelesinde meslek kuruluşlarının özel bir yeri, özel bir önemi var.

Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk
Eczacıları Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği geçmişte de günümüzde de demokrasi mücadelesi vermişlerdir.

Bu eğitimli, aydın güç her zaman Cumhuriyetten, her zaman demokrasiden yana olmuştur.

Toplumun içindeyiz.

Toplumla beraberiz.

Çünkü hiç unutulmasın, toplum bizleriz.

Biz halkız.

Biz halkımızla berabersek varız.

Bizim halkımızdan başka gücümüz yoktur.

Bugün hepimiz güvenli bir gelecek istiyoruz.

Birbirine güvenen insanlar toplumu olmak istiyoruz.

Birlikte yaşamaktansa mutlu olan insanlar olmak istiyoruz.

Üreten, çalışan, yaratan insanların toplumu olmak istiyoruz.

Öyleyse kararlı olacağız.

Kendi geleceğimizi kendimiz kuracağız.

Yanlış ellerdeki yetkiyi kendi elimize alacağız.

Birleşecek ve başaracağız.

Gelecekten umudumuz var mı?

Geleceğe kararımız var.

Bu karar bizim sorumluluğumuzdur.

O zaman umut hakkımız olacaktır…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Unutma

Düşmanın senden güçlüyse
senin öyle sanman
senin güçsüzlüğündendir.

Dönüp kendine bakacaksın.

Neden güçsüz olduğunu anlayacaksın.

Neden güçsüzsün?

Korkuyor musun?

İdmanın mı eksik?

Araçların mı eskidi?

Bileceksin.

Göreceksin.

Ve

Güçsüzlüğüne alışmayacaksın.

Çünkü,

insan güçsüzlüğüne alışır.

Kolaydır güçsüzün ağlaşması.

Rahatına gelir insanın.

Ağlaşıp sızlanması rahattır.

Acıdan kaçmanın bir yoludur aslında.

Asla!

Bunu asla kabul etmeyeceksin.

Asla boyun eğmeyeceksin.

Asla ‘kadermiş’ demeyeceksin.

Kader sensin.

Kalkacaksın, direneceksin.

Sana vuruyorsa, on katını vuracaksın.

Üstüne yürüyorsa pişman edeceksin.

Canın yansa da aldırmayacaksın.

Canın yanacak.

Yaralanacaksın.

Sen de onun canını yakacaksın.

Sen de onu yaralayacaksın.

Asla kabul etmeyeceksin.

Asla pes etmeyeceksin.

Hayır!

Hayır diye bağıracaksın.

Hayır diye bağıracaksın.

O güçlü değil, bileceksin.

Sen güçsüzsün, bileceksin.

Korkuyorsun ve korkun seni felç ediyor.

Önce yüreğinden korkuyu atacaksın.

Kaybetmeyi göze alacaksın dostum.

Kaybetmeyi göze alacaksın.

Paranı, pulunu, namını, itibar sandığın şeyleri.

Rahatını kaybetmeyi göze alacaksın.

Kümesinde caka satmayı.

Oracıkta horozlanmayı.

Kaybetmeyi göze alacaksın.

Öyle yapmıştı Emile Zola, biliyor musun?

Dreyfus’a sahip çıkarken göze almıştı ününü kaybetmeyi.

Ünlüydü Emile Zola.

Fransa’nın en büyük romancısıydı.

Dreyfus’a sahip çıkmıştı, tek başına.

Fransa’yı terk etmeye zorlandı.

Ülkesini terk etti.

Bu nedenle terk etti ülkesini. Kaçmadı.

Kaybetmeyi göze aldı her şeyini.

Cesaret budur dostum.

Unutma.

Cesaretin, kaybetmeyi göze aldığın şey kadardır.

Şimdi dön bak bakalım kendine.

O mu güçlü, sen mi güçsüzsün?

O hırsız mı? Çalıp çırpıyor mu?

Sen izin verdiğin için olmasın sakın.

Sen izin vermesen o hırsız olabilir mi?

O ahlaksızın teki mi?

Sen oralı olmadığın için o ahlaksızlığı yapabiliyor.

Kayıtsızsın.

Öyle bakıp geçiyorsun.

Dırıldanıp sızıldanıyorsun.

Rahatın kaçmasın istiyorsun.

UNUTMA:

Rahatın diye bir şey yok.

Ayağa kalk. Hayır de.

Sana vurana vur.

Seni kıranı kır.

Sonra da adaletini gerçekten adalet yap.

Hak verilmez alınır denmiştir.

UNUTMA…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Cumhuriyet Gazetesi

Görsel: Beylikdüzü Belediyesi

Cumhuriyet gazetesi.

Bir gazeteden çok daha fazlası.

Toplum için güvenilir haber alma, doğruları öğrenme kanalı. Basın için akademi. Toplum kültürü için buluşma merkezi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kimlik kartı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu üç kurum:

Türkiye Cumhuriyeti.

Cumhuriyet Halk Partisi.

Cumhuriyet gazetesi.

Cumhuriyet gazetesi.

Cumhuriyet kültürünün temsilcisi olarak var oldu.

Kurtuluşta da…

Kuruluşta da…

Cumhuriyet kültürü;

Kökleri insanlığın büyük mücadelesine dayanan,

Aydınlanma ve Rönesans’tan gelen,

Evrensel İnsanlık Değerleri olan,

1.Krallık ve sultanlık gibi tek adam yönetimine karşı Cumhuriyet Meclisi ile halkın yönetimi.
2.Sömürge ve manda yönetimlerine karşı bağımsızlık.
3.Dogmalara ve semavi güçlere karşı özgür insan aklı – özgür insan iradesi.
4.Yaşamda dinsel egemenliğe karşı laik yaşam – laik eğitim.
5.Sınıf tahakkümüne karşı sınıfsız toplum emeğin – korunması.

Cumhuriyet kültürü:

Yenilikçiliktir.
Değişimdir.
Öncülüktür.
Dün görevlerimiz buydu.

Bugün de görevlerimiz budur.

Küreselleşen dünyada,

Dijital çağda yaşadığımızı bilerek,

Doğruları,

Evrensel değerleri,

Toplumla paylaşmak,

Yeni görevlerimizdir.

Cumhuriyet gazetesi toplumun örgütlü kesimleri ile buluşarak ortak güçlerini arttırmak kararındadır.

Sosyal demokrat belediyeler,

Sivil toplum kuruluşlarımız,

Meslek odalarımız,

Sendikalar,

Dernekler,

Uygar yaşam ortaklarımızdır.

Cumhuriyet kültürü,

‘Uygar toplum – laik yaşam – güvenli gelecek’ üçlüsü üzerine kurulmuştur.

Bu üçlüyü yaşam ortaklarımız ile gerçekleştirmek zorundayız.

Gelecek kuşaklarımıza tarihten devir aldığımız uygarlık kültürünü aktarabilmek temel görevimizdir.

Yaşam ortaklarımızla işbirliğimiz yaşam alanlarımızın korunmasına, gelişmesine yönelik olacaktır.

***

Bu haftanın sonunda ülkemizin hukuk sistemi bir sınav verecektir. Adalet sınavı. Tutuklu olan arkadaşlarımız için adalet istiyoruz.

İsteğimiz sadece ve sadece adalettir.

Ülkemiz için istiyoruz bunu. Adalet bir toplumun temelidir.

Adalet bir toplumun var oluşudur.

Bunu istiyoruz, bunu bekliyoruz.

Cumhuriyet gazetesi;

Ülkemizde adaleti, uygar yaşamı, güvenle yaşamayı, halkın doğruları öğrenmesini temel haklarımız olarak görmeyi sürdürecektir.

Ülkemizin aydın gücü, bu hedeflerin gerçekleşmesinde, toplumla buluşmanın öncüleri olacaklardır.

Bu amaçla,

Cumhuriyet Vakfı Danışma Kurulu’nu
harekete geçirerek ülkemizin Cumhuriyetçi gücü ile amaç birliğini gerçekleştireceğiz.

Cumhuriyetin yeni kuşakları

Çocuklarımız

Gençlerimiz

Eleştirel düşünceyi

Okuyarak

Sorgulayarak

Kazanacaklar.

Yaşamlarını başarıyla kurarak

Kendi mutluluklarını evrensel değerlerle kazanacaklardır.

Kültürümüzün geniş hedefleri

Cumhuriyet gençleri ile buluşmalıdır.

Toplumumuzun Cumhuriyetçi güçleri

Zaman kaybetmeden buluşarak

Birbirlerini bilinçle destekleyerek

Güçlerini arttırmak zorundadır.

Buna her zamankinden daha çok

Gereksinmemiz var.

Biz bu bilinçle toplumumuzun her kesimine

Ulaşmayı amaçlıyoruz.

Cumhuriyet Gazetesi,

Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağıdır. Bu bayrağı daha güçlü dalgalandırmak Misyonumuzdur.

Biz

Dayanışmaya, güçlerimizi birleştirmeye kararlıyız

Bütün Cumhuriyet güçlerini

Bu bayrağın altında birleşmeye çağırıyoruz.

Zafer

Her zaman olduğu gibi hepimizin olacaktır.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın