PİSA Neyi Ölçüyor?

PAavotehkti

PAavotehkti

PİSA, uluslararası eğitim düzeyi değerlendirme sistemi.

Türkiye’nin de katıldığı bu sistem dünya ölçeğinde ortaöğretim düzeyi öğrencilerinin üç alanda durumunu saptıyor:

Matematiksel düşünme becerisi

Fen bilimlerini kavrama

Okuduğunu anlama ve anlamlandırma.

Her üç alanda da bizim öğrencilerimiz ortalamanın altında kalıyordu.

 

2015 Yılında ise her üç alanda da ciddi gerileme var.

70 Ülke arasında sıralama yıllara göre şöyle: TÜRKİYE

.                         2003   2006   2009   2012   2015

Fen                    33         43          43         43       52
Matematik      35        43          43          44       49
Okuma             35         37          41           41       50

 

AKP’nin 14 yıllık iktidarında her üç alanda da ciddi gerileme yaşanıyor.

Her üç alanda da 35. sıradan 50. sıraya gerileyen bir durum var.

Eğitimciler bu durumu ‘ezberci eğitim’e bağlıyorlar. Genelde haklılar. Ancak sorun bundan çok daha derinde yatıyor.

Ezberci eğitimi – ben de dahil- çok eğitim düşünürü eleştirdi.

Ama bu 14 yılda çok daha farklı bir dönüşüm oldu:

Tarikatlar eliyle yapılan dinsel eğitim öğrencilerin zihinsel becerilerini çok olumsuz etkiledi.

Yazın açılan Kuran Kursları sadece din ve Kuran eğitimi olmadı.

İnanç dışında olan her şeyi öğrencinin zihninden uzaklaştırdı.

İmanı öğretirken bilimi, sanatı öğrenimin dışına itti.

Siyasal iktidar her söyleminde ‘dindar ve kindar gençlik’ hedefini gösterdi. Arapça, Osmanlıca, İslam tarihi, İslam inancı eğitimin en büyük hedefi yapıldı.

Böylece;

Soru sorması yasaklanmış,

Tartışması engellenmiş,

Farklı düşünmesi suçlanmış,

Karşı çıkması dışlanmış bir öğreti, eğitimin temeli yapıldı.

Köy Enstitüleri kapatıldı.

Köy Enstitüleri neden kapatıldı?

Çünkü, bu sistemde yetişen ve yetişecek olanlar;

Soru soruyorlardı.

Tartışıyorlardı.

Farklı düşünmeleri destekleniyordu.

Karşı çıkmaları suçlanmıyordu.

Böyle yetişecek insanlar, toprak ağalarının, emek sömürücülerinin, iktidar yağmacılarının işine gelmedi.

 

Köy Enstitüleri, Demokrat Parti döneminde kapatıldı.

Demokrat Parti, Adalet Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi gitgide dini kimliği artarak temsil eden sağcı partilerdir.

Artık siyasal iktidar dinci kimliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu durumda PİSA değerlendirmesinden ne bekliyebilirsiniz?

Bu durum bile 93 yıllık Cumhuriyet’ten henüz kalanlar sayesindedir.

Bu gidişle Trinidad Tobacco ile Katar arasında bir yer almamız şaşırtıcı olmaz.

***

PİSA, bileni değil, düşüneni değerlendiriyor.

Bilmeyi değil, bilgiyi kullanmayı ölçüyor.

Seçenekleri farketmeyi, seçenek üretmeyi arıyor.

Bellemeyi değil, tartışan düşünceyi önceliyor.

 

Hadi bunlar eğitiminizde yok.

Hukukunuzda var mı?

Yargıcınız var, savcınız var, kanunlarınız var, Saraylarınız var ama ADALETİNİZ YOK.

Şimdi anlaşılıyor mu, Cumhuriyet tutuklularının neden Silivri’de oldukları.

Akın Atalay’ın, Murat Sabuncu’nun, Kadri Gürsel’in, Güray Öz’ün, Hakan Kara’nın, Turhan Günay’ın, Musa Kart’ın, Önder Çelik’in, Bülent Utku’nun,
Mustafa Kemal Güngör’ün neden yattıklarını PİSA araştırması ortaya koyuyor.

Çünkü, itaat etmiyor, düşünüyorlar.

Çünkü, boyun eğmiyor, soru soruyorlar.

Çünkü, tartışıyorlar, eleştiriyorlar.

Çünkü, bildiklerini aktarıyor, düşüncelerini yazıyorlar.

Suçlular, çünkü iktidar yalakası olmuyorlar.

Suçlular, çünkü uygarlar.

 

Eyyy PİSA;

Anlayana ne çok şey anlatıyorsun.

Bir kültür turnusolu gibisin.

Anlamayana da yerini bildiriyorsun.

Daha ne olsun?

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hesap soramazsan?

Picasso *Guernica

Picasso *Guernica

Hesap soramazsan hesap vermezler.

Sen de soramadığın hesabın çilesini çekersin.

Ağlarsın, sızlarsın, dövünürsün, saçını başını yolarsın.

Ya da gözyaşlarını içine akıtırsın, yüreğin yanar.

Ama hesap soramazsın.

Çocukların yanar.

Çocukların yıkılan binanın altında ölür.

Deniz Feneri olayındaki gibi paraların uçar gider.

Gözünün önünde yalanlar söylenir.

Bilirsin, görürsün ama susarsın.

Hesap soramazsın.

Elin, kolun, ağzın, dilin bağlanmıştır.

Aklın emanete alınmıştır.

Sana “sormak günahtır” demişlerdir.

“Yapılanlar din içindir” demişlerdir.

İnanmışsındır.

Bağlanmışsındır.

Artık aklından bile geçiremezsin.

Ağzını açamazsın.

Aslında bu durum bir insanlık trajedisidir.

Bin yıllardır süren bir trajedi.

***

Zygmund Bauman, bir sosyolog, “Cemaatler”i yazdı.

“Güvenli Olmayan Bir Dünyada Güvenlik Arayışı.”

Say Yayınları, 2016.

Cemaatler, güvenlik arayan bireyi kendine bağlayan gruplar.

Elbette anlattığı Gülen Cemaati değil, bütün cemaatler.

İnanç temelli özel topluluklar.

Kişiliğini silerek cemaat kimliğinde kendini bulanlar.

Birey olmaktan vazgeçenler.

Cemaatin her şeyini kabul edenler.

Sormayanlar.

Sorgulamayanlar.

Tartışmayanlar.

Karşı çıkmayanlar.

Birey yetiştiremeyen kültürlerin çilesi.

Sadece eğitimsizler değil, eğitimliler, meslekliler.

Bu modele uyan her grup, her topluluk.

Cemaatleşme, aklını, iradesini başkalarına teslim eden oluşum.

Ülkeme bakıyorum.

Sadece tarikatlar, tekkeler, mezhepler değil ki.

Cemaatleşen siyasal partiler.

Cemaatleşen üniversite grupları.

Cemaatleşen klikler, şirket içi halkalar.

Sormayan, sorgulamayan, tartışmayanlar.

Önyargılara dayanan.

Ötekilere şiddet gösteren.

Örtük çıkarların üstünü kutsal örtülerle kapatanlar.

Din, iman, vatan, millet diyerek yalanları örtenler.

“Davamıza ihanet etmeyin” diye korkutanlar.

Ülkeme bakıyorum.

Hepsini görüyoruz.

Herkes hepsini görüyor.

Ama yananlar ağzını açamıyor.

Parası çalınanlar sesini çıkaramıyor.

Toplum cemaatleştiriliyor.

Karşı çıkanlar suçlanıyor.

Asıl suçlular karar vericiler.

Ama görmezden geliniyor.

İşte, Mustafa Kemal’in kırmaya çalıştığı çember buydu.

İşte, bunun için “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştiriniz” demişti büyük Atatürk.

Köy Enstitülerini kapattınız.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni suçladınız.

Şimdi tarikat yurtlarında çocukları yakıyorsunuz.

Cinsel istismar olaylarını kapatıyorsunuz.

Ve ağzınızı bile açamıyorsunuz.

Daha çok çekeceksiniz.

Daha çok….

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Alaylı mısın? Mektepli misin?

tumblr_mdbif1iszr1qbw4lko1_1280

Patrona Halil isyanında (1730 yılı), asilerin yakaladıkları subaylara bu soruyu sordukları rivayet edilir:

“Alaylı mısın? Mektepli misin?”

“Alaylılar” kendilerindendir, “mektepliler” ise onlardan.

Mektepli zabitler düşmandır, öldürülmelidir.

Alaylılar tarih boyunca mekteplilere düşman olmuştur.

Onların “okumuş” olmaları, kazandıkları üstün konum, bilgili olmaları eğitimsiz başarılılar için hep bir kıskançlık, nefret, düşmanlık konusu olmuştur.

Alaylılar.

Asla küçümsenmeye gelmez, hayatın içinde pişerek yetişmiş, kurnazlıklarıyla kazanmış kişilerdir. İçlerinde gerçekten de olgun, bilinçli kişiler çıkmıştır. Başarılarını rastlantı saymak yanlıştır.

Alaylılar güçsüzlüklerini dayanışmalarıyla güçlendirir.

Yalnız oldukları zaman hemen geri çekilirler, ancak kalabalık oldukları zaman zalim ve acımasızdırlar.

Osmanlı tarihi bu çatışmaların da tarihidir.

Namık Kemal yazardır, hatiptir. Hürriyet istemektedir. Magosa’ya sürülür.

Mithat Paşa iyi yetişmiş bir devlet adamıdır. Önce sürülür, sonra da boğdurulur.

Azgelişmiş kültür, okuryazarına düşmandır.

Fırsat buldukça iter kakar, hapseder, düşman gözüyle bakar.

Çünkü azgelişmiş kültürün iktidarı için “mektep”, “mektepli” sürekli bir tehdittir.

Olabildiğince işlevsiz bırakılmalı, “icabına bakılmalıdır”.

Alaylıların iktidarında yaşıyoruz.

Mektepliler onun için zorda.

***

Cumhuriyet gazetesi yöneticileri, yazarları, çizerleri hapiste.

Akın Atalay, İlhan Selçuk’un Vakıf Genel Sekreterliği’ne getirdiği avukat arkadaşımız.

Murat Sabuncu, gazeteci, sıra ona geldiğinde gazetenin genel yayın yöneticiliğini üstlenmiş.

Kadri Gürsel, gazeteci yazar, gazeteye yeni gelmiş, yazıları dikkat çeken bir basın ustası.

Güray Öz, politik bilincinin öne çıktığı analizleriyle ufuk açan, olgun, dengeli gazeteci yazarımız.

Hakan Kara, bilişim alanının yetkin araştırmacısı, klasik müzik tutkunu genç kardeşimiz.

Turhan Günay, kitap dünyasının sevdalısı, kültür âşığı, dostumuz.

Musa Kart dostumuz, karikatür sanatının büyük ustalarının yolunda cesur bir sanatçı.

Önder Çelik, kıdemli Cumhuriyetçi, gazetenin her alanında bilgi sahibi, emek sahibi kardeşimiz.

Bülent Utku, hukuk dünyasının iyi tanıdığı, gazetemizin her güçlüğünde güven veren savunmanımız.

Mustafa Kemal Güngör, hukuka bağlı, insan yanıyla mesleğini buluşturmuş kardeşimiz.

Mektepliler.

Kitap bilen, kitap seven, kitap konuşan, müziği anlayan, tiyatro izlemiş, sinema sanatını sevmiş dostlar.

Dünya daha iyi bir dünya olsun, ülkemiz daha uygar olsun diye hayatlarını ortaya koymuş insanlar.

Hapisteler.

Necmiye Alpay hapiste. Aslı Erdoğan hapiste.

Mektepliler hapiste.

Alaylılar memnun. Alaylılar ellerini ovuşturuyor.

Tarih boyunca böyle olmuş.

Namık Kemal sürülmüş.

Mithat Paşa boğdurulmuş.

Mektepliler hep zorda.

Şimdi ey mektepli;

senin de alaylıya uyup mektepliyi zora sokmanın sırası mı?

Sen de kendine bunu bir sorsana?…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Aykut Göker

aykut-800x500

Sakin, sabırlı, dikkatli gözlemci Üç sözcükle anlat deseniz, “kararlı,
direngen, çalışkan” derim.

Hapishanede volta arkadaşım.

Dinler, az konuşur, düşünür, karar verir.

 

Kimseyi açıktan yargılamaz. Kimseyi açıktan
suçlamaz.

Ama içinde her şeyi yargılar, bilirim.

Bir karara varır ve uygular.

Karakter.

Sırtınızı vereceğiniz ender insanlardan.

Güvenilir.

Hiçbir şeyden yakınmaz.

Neyin neden olduğunu bilir.

Politik bilinç nedir? Onda görürsünüz ne olduğunu.

Vitrine hiç çıkmaz. Hep mutfaktadır.

Hep tarladadır. Pazarlarda hiç görünmedi.

Hiçbir zaman satacak malı olmadı.

Eker, biçer, ürün alır, paylaşır.

Paylaşımcı.

Üretmeyi yaşam biçimi yapanlardan.

Hep düşündü, yazdı, yazdırdı, paylaştı.

Kendine çıkar payı ayırmayanlardan.

Dürüst.

Arkadan dolap çevirenleri hiç sevmedi.

Düellocu, pusudan nefret edenlerden.

Bilir misiniz, bizim yaşamımız hep pusulardan
korunmakla geçti.

Zira bizim karşımıza hiç düellocu çıkmadı.

Biz hep pusularda boğulmak istendik.

Ne kader ama..

Ne toplum, ne kültür demeliyim aslında.

Barış Derneği davası da öyle bir pusuydu.

Birlikte yatarken birbirinizi daha iyi tanırsınız dar alanda, kapılar üstünüze kapanırken Aykut Göker’i kaybetmedik, sonsuza dek kazandık.

Onu böyle tanıdıktan sonra kaybedemezsin.

Ölenler başkalarıdır.

Oksijen alıp karbondioksit vermeleri yaşamak değildir.

Yürüyen ölülerdir onlar.

Gerçekleri bilip de bilmezden gelenler.

Dönemeçlerde yollarını kaybedenler.

Sisli havalarda pusulalarını kapatanlar.

Yanındakinin üstüne basıp kurtulmaya çalışanlar.

Ölenler onlardır.

Onlar artık senin için ölmüşlerdir.

Ve hiç dirilmezler.

Yaşamak ve ölmek bilinenden çok başka bir şey
***

Aykut Göker, dostum.

Arkandan çok kişi üzülecektir.

Belki bildin, belki de bilemedin.

Ama dilerim ki, üzülen herkes kendini bir düşünsün.

Ne için yaşadığını bir gözden geçirsin.

Yaşamının anlamına şöyle bir baksın:

Geride ne bırakacağını bir hatırlasın.

Kimde yaşayacağını hayalinden geçirsin.

Yaptıklarını neden yaptığını,yapmadıklarını neden yapmadığını?

Gerçekten yaşayıp yaşamadığını?

Sevip sevmediğini?

Dürüst olup olmadığını?

Kendini tanıyıp tanımadığını?

Sevdiklerini?

Nefret ettiklerini?

Yaşamının yararlı olup olmadığını?

Dünyaya ne kattığını?

Dünyaya ne katmadığını?

Sorgulasın isterim.

Bunu ben de yapayım.

Seni tanıyan herkes de yapsın.

Son hizmetin bu olur dostum bizlere.

Bilirim esirgemezsin.

Bilirim, sen bağışlarsın.

Ama yaşam bağışlamaz sevgili dostum.

Doğru doğrudur.

Yanlış da yanlış.

Senin yaşamın bana bunları anlatmıştı.

Bilmem ki, doğru mu anlamışım

Aykut GÖKER dostum..

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Siz Yattınız Biz Utandık

Sithzam

Sithzam

Barış Derneği davasından tutuklu yatıp çıktıktan sonraki ilk günlerde bir kafede içtiğim çayı ödemek isterken kasada oturan sahibi bu sözleri söylemişti: “Biz size borçluyuz aslında. Siz yattınız, biz utandık. Siz bizi tanımazsınız ama biz sizi çok iyi tanıyoruz. Geçmiş olsun.”

Elbette duygulanmıştım.

Sonraları hep düşünmüşümdür.

Bir kitap yazarsın, kim okur bilmezsin.

 

Bir davranışın olur, kim ne düşünür haberin olmaz.

Bir söz söylersin, kimin aklında kalır düşünmezsin.

Ama işte yaptıkların ettiklerin bir yerde karşına çıkıverir.

Sözlerin, yazıların birilerinde yaşamaktadır.

Şimdi hapiste olan dostlarım, arkadaşlarım.

Onlar yatacak, biz utanacağız.

Özgürlüklerinden yoksun kalışları bizim utancımız olacak.

Ama durun bakalım, biz gerçekte özgür müyüz?

Hapisten çıktığım gün ne istemiştim?

Sadece caddede dolaşmak, o kadar.

Arkadaşlar, Boğaz’da rakı balık muhabbeti yaparlardı.

Ben caddede öylece dolaşmak istiyordum.

Caddede öylece dolaştım.

Öyle dalgın, hiçbir şeye bakmadan.

Sonra da dönüp gelmiştim.

Öyle hatırlıyorum.

Sonra da hırsla “Sözüm Sanadır”ı yazmıştım.

Erdal Öz yayımlamıştı. Can Yayınları.

Bir başka kitabım da duygularımdı,

“Kendi Yurdunda Sürgünsün”.

Şimdi yazsam adını ne koyardım, bilmiyorum.

10 Kasım’da yazıyorum bu yazıyı.

Yer gök ATATÜRK.

Gazeteler, ilanlar, TV köşelerinde ATA portresi.

Anıtkabir dolup taşıyor.

Yarın 11 Kasım olacak

12 Kasım

13 Kasım

14 Kasım 2016 Pazartesi günü bu yazım çıkacak.

O bir günlük ATATÜRK anmasından geriye ne kalacak?

Atatürk’ün azmi mi?

Atatürk’ün kararlılığı mı?

Atatürk’ün eşsiz cesareti mi?

Atatürk’ün erişilmez öngörüsü mü?

Bugün Atatürk’ün nesi aramızda yaşıyor?

Hadi ben söyleyeyim, adı ve fotoğrafları.

Atatürk’e layık bir iktidar mı var?

Atatürk’e layık bir muhalefet mi var?

Atatürk’e layık neyimiz var?

Söyleyin söyleyin, bir şey bulun.

Eğitim mi? Nasıl da emek vermişti.

Laiklik mi? Dinin sömürü aracı olmasını önlemişti.

Adalet mi? Cumhuriyeti nasıl da koruyordu.

Köylü mü? “Efendimizdir” demişti. Koruyor, eğitiyordu.

Kentler mi? Şehir planları yaptırıyordu.

Ekonomi mi? Ulusal ekonomiydi. Köyden başlayan kalkınmaydı.

Dış politika mı? Barış antlaşmaları yapıyordu.

Din mi? Halk okuduğunu anlasın, inancını bilsin istiyordu.

Toplum uygar olsun, birey yurttaş olsun istiyordu.

Her isteği uygarlıktan yanaydı, insanlık içindi.

Şimdiye bakın, bütün bunlardan geriye ne kaldı?

Eğitim mi? İmam hatip eğitimidir.

Adalet mi? İktidarın emrindeki infaz işlemidir.

Laiklik mi? Laikler bile sözünü edemez olmuştur. Dinsizlik sayılmaktadır.

Köylü mü? Kent varoşlarına getirilmiş, ümmet yapılmıştır.

Kentler mi? Fırsat müteahhitlerine teslim edilmiş, toprak yağmalanmıştır.

Ekonomi mi? Tüketim sistemine teslim edilmiş, yoksul sadakaya bağlanmıştır.

Dış politika mı? Ortadoğu yağmasına ortak edilmiş, sonu meçhule itilmiştir.

Din mi? Halkı itaat ettirmek üzere her alanda kullanılmaktadır.

Uygarlık mı? Osmanlılık hevesiyle geçmişe özenti yaratılmıştır.

İşte, kısaca 93 yılın başı ve bugünü.

Yarını ne mi olacak?

Bırakırsanız bu yol sürüp gidecek.

Bırakmamak için mi?

Atatürk’e sığınmayı bırakıp onun yolunu izleyeceksiniz.

Sızlanmayıp haykıran.

Beklemeyip ayağa kalkan.

Neyi ne için yaptığını bilerek yapan.

Cesur.

Akıllı.

Bıkmayan, yorulmayan, yarıda bırakmayan,

Atatürk insanları olabiliyor muyuz?

İşte bu ülkenin kaderi o zaman değişecektir.

O zaman bu kader bizim ellerimize geçecektir.

Yoksa,

ATATÜRK orada yatacak,

Biz de burada utanacağız…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tutuklandık

 

Brian Hudson

Tek sözcük söyledi Can Dündar: “Tutuklandık.”

Tutuklanmışlardı.

Can Dündar ve Erdem Gül tutuklanmışlardı.

Abartısız, sakin bir kararlılık vardı duruşlarında.

 

Haklı olduğunu bilmenin gururunu taşıyorlardı.

Gerçeğin peşindeydiler.

Gerçeği ortaya çıkarmışlardı.

Ve onlarla birlikte “gerçek tutuklanmıştı”.

Tutuklandık.

Bu sözcük bir direniş simgesi oldu.

Mete Akyol sandalyesini kaptı, Silivri’ye koştu.

“Ben de tutuklandım” demekti bu.

Hepimiz tutuklanmıştık.

Zalimin zulmüne karşı bir mücadeledir bu.

Ülkem artık zalimin zulmüne karşı mücadele etmektedir.

Çıplak gerçek budur.

Ya zalimin arkasındasın, ya zalimin karşısındasın.

Sıvışmak, kıvırtmak yok.

***

Karakter.

Karakter işte böyle zamanlarda ortaya çıkar.

Sağlam karakter. Güvenilir karakter. Dayanıklı karakter.

Karaktersizler, arkadan vurucular, yandan gülücüler böyle zamanlarda ortaya çıkar.

Doğru bildiğin yerde dimdik durabiliyor musun?

Tek başına kalsan da mücadeleyi göze alıyor musun?

Karakter işte budur.

Kimi zaman çok güç durumda karakterinle baş başa kalırsın.

Haksızlık zulüm olmuş, karşına çıkmıştır.

Hayatın dahil her şeyin tehdit altındadır.

İşte o zaman, karakterin ortaya çıkar.

Hayatını da ortaya koyup mücadele eder misin?

Yoksa pısıp, kıytırıp, sinecek bir köşe mi ararsın?

Karakterin belirler bunu.

Cesaretin kaybetmeyi göze aldığın şey kadardır.

Bak memleketine.

Bak sağına soluna.

Hepsini göreceksin.

Kendini de göreceksin.

Kendini görmek hepsinden önemlisi.

***

Bu yazıyı güncelliyorum.

2016 yılı. Kasım ayının yedisi.

Can Dündar ile Erdem Gül çıkmışlar.

Can Dündar silahlı saldırıya uğramış.

Şimdi yurtdışında.

Erdem Gül görevinin başında.

Mete Akyol aramızdan ayrılmış. Nasıl yandım!

Karakterli adam örneği.

Karakteri yazmışım.

İnsanın bütün yaşamıdır karakteri.

İnsan yanlış da yapar.

İnsan, sonradan pişman olacağı işler de yapar.

Ama karakter zayıflığı başka bir şeydir.

Zayıf karakter.

Güvenilmez karakter.

Çıkarı için arkadaşını satan karaktersiz.

Tehlikeyi savuşturmak için yanındakini satan karaktersiz.

Muhbir.

İhbarcı.

Ah, zalimin nasıl da hoşuna gider.

Oportünist. Günün fırsatçısı.

Çıkarını zalimin ayağının altında arayan sinsi.

Geçici çıkarlar kazanabilirsin.

Kendini haklı gösterecek şeyler bulabilirsin.

Demagoji yapabilirsin.

Ustaları var ama sen de kendini savunabilirsin.

Ama eninde sonunda aynaya bakacaksın.

Ve kendini göreceksin.

Zalimin kanlı değirmenine arkadaşlarının kanını satmışsın.

Şimdi biraz şaşkın, biraz pişman, biraz öfkelisin.

Belki bu sonucu düşünmemiştin.

Belki bunu istememiştin.

Ama şimdi aynanın karşısında, kendini görüyorsun.

Ve ömrün boyunca kendi yüzüne bakamayacaksın.

Hep böyle olmuştur.

Karakter.

Sadece budur.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Proje

 

 

projectmanagementcertificate_main

Proje, “önceden tasarlanan” demek. Düşünülen, planlanan, programlanan.

Program da, pro-gram, önceden yazılan demektir.

Böyle olduğuna göre,

Bir projeyi tasarlayanlar var demektir.

Kimlerdir bunlar?

Bilmek gerekir.

Niyetleri nedir? Anlamak gerekir.

Kim kimin projesidir?

Kim ne niyetle bu projeyi tasarlamıştır?

Amaçları nelerdir?

Bunları bilirsek taşları yerine koyabiliriz.

Eğer bilmezsek, biz de birilerinin projesi olabiliriz.

Yoksa öyle miyiz?

Bugünün Türkiye’si birilerinin projesi olmasın?

Bir de böyle düşünelim.

***

Musul’a girmek kimin projesi olabilir?

Musul, Kerkük petrol bölgeleri.

Suriye dışardan karıştırıldı.

Irak iki kez ABD tarafından işgal edildi.

Suriye’de ABD var, Rusya var.

Ortadoğu çatışan çıkarların savaş alanı.

Türkiye de bu alana kendi isteğiyle girdi.

Bu gelişme kimin projesidir?

Türkiye’nin mi?

Yoksa Türkiye bu savaşa sürükleniyor mu?

Girmek kolaydır ama çıkmak zordur, kimi zaman çıkamazsınız.

Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı bitirdiği zaman, “Paşam, Selanik’i alalım” demişlerdi, “doğduğunuz şehir.”

Atatürk “hayır” dedi. “Sınırlarımız çizildi. Almıyoruz.”

Misak-ı Milli sınırları “Ulusal And” ile çizilmiştir.

“Ne bir karış toprak veririz, ne bir karış toprak alırız.”

Bitti.

Türkiye bugünlere kadar barışla geldi, barışla yaşadı.

İç barışında zorlukları oldu ama bunlar da bir biçimde aşıldı.

Şimdi ülkenin durumu nedir?

Sünni İslam siyaseti ülkenin iktidarıdır.

İktidarın iç siyaseti Sünni İslam yaşam biçimidir.

İktidarın dış siyaseti Osmanlı döneminin canlandırılmasıdır.

Projeniz bu olursa elbette çatışmadan kurtulamazsınız.

1923 Cumhuriyeti’nden geride ne kaldı?

Projeye kuşbakışı bakınız.

***

1923 Cumhuriyeti, Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu yapıdır.

Bağımsızlık, ulus olma, laik eğitim, laik yaşam, barışçı dış politika bu yapının temelleridir.

2016 Cumhuriyeti, bağımsızlıktan vazgeçmiştir. Bir yanıyla Batı devletleriyle, asıl yanıyla İslam devletleriyle bağlanmıştır.

Ulus olma parçalanmış, ülke; SünniŞii, dindar olan-olmayan, Türk-Kürt-Etnik gruplar, bizden olan-olmayan diye bölünmüş, parçalanmıştır.

Laik eğitim yok edilmek istenmektedir. Okullar imam hatip okullarına çevrilmekte, üniversiteler medreseye dönüştürülmek istenmektedir. Bu amaçla zorlamalar yaygınlaşmaktadır.

Laik yaşam, bütünüyle Sünni İslami yaşama dönüşmesi için her alanda zorlamalar yapılmaktadır. Yasal zemin dışında desteklenen militanlarla yaşama müdahale edilmektedir.

Dış politika akıl dışı bir Osmanlı fetih siyasetine çevrilmiş, Ortadoğu savaşına girilmiş, ülke sonu belirsiz bir maceraya sürüklenmiştir. İşte, 93 yıl sonra “manzara-i umumiye” budur.

***

Ey vatandaş,

Ey yurttaş,

Bu ülkede yaşayan insanlar,

Nerede olursanız olun, hangi partiyi tutarsanız tutun, ne iş yapıyorsanız yapın,

Bu gidişe razı olacak mısınız?

Bu projenin bir parçası olacak mısınız?

Bu durumu kabul edecek misiniz?

Kendinize sorun.

Evet, kendinize sorun.

Bakalım, yanıtınız ne olacak?..

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ülkem Akıldan Vaz mı Geçti?

above-average-intelligence-600x400

Ülkem akıldan vazgeçmiş görünüyor.

Kaderciliğe sürüklenen toplum yaşamını böyle mi sürdürecek?

Kaderci sorgulamaz.

Her şeyi kadere bağlayan kişi hiçbir şeyi sorgulamaz.

‘Kader’ der, razı olur, kabul eder, yaşamını sürdürür.

Sorgulayan, razı olmayan, kabul etmeyen AKILCI’dır.

Akılcılık (rasyonalizm), ‘Aydınlanma kültürü’nün ürünüdür.

Yüzyılların savaşımıyla kazanılmış evrensel değerdir.

Dünya toplumlarının gelişmesinin anahtarı budur:Akılcılık.

Geri kalmış kültürlerin aşamadığı eşik de ‘Kadercilik’tir.

İtaat kültürü.

Sorgulamadan kabul eden.

Sorumlu aramayan.

Söyleneni kabul eden.

Bir otomat. Bir robot.

Ülkem akıldan vaz mı geçti?

Soruyorum.

Siz de sorun.

Ve yanıt verin.

Yüksek sesle yanıt verin.

Hep birlikte bağırın.

Sızlanmayın.

Vızıldamayın.

Bırakın bu sinkilliği.

***

Seçkin okullarınız imam hatip okulları yapılıyor.

Akıldan vazgeçilmiş.

Bu okullar kaderciliğe kurban edilemez.

Laik eğitim ortadan kaldırılmak isteniyor.

Ülkenin geleceği karartılıyor.

Akıl ayağa kalkmalıdır.

Kalkıyor da.

Öğrenciler protesto ediyor.

Veliler ayaklanıyor.

Polisle TOMA’larla karşılanıyor.

Akıldan vazgeçiliyor.

Ülkenin kadere teslim olması isteniyor.

Hayır.

Akıl bunları kabul etmeyecektir.

Sorgulayacaktır.

Ve reddedecektir.
***

PKK terörü hiç azalmadan sürüp gidiyor.

PKK ile görüşenler kimlerdi?

‘Çözüm süreci’ diye bayrak indirenler kimlerdi?

Dünün de bugünün de iktidarı olanlar değil mi?

Kaderci ne sorar, ne sorgular.

Ama ‘Akılcı’ hem sorar, hem sorgular, hem suçlar.

Bu durumun suçluları dünün ve bugünün iktidarı değil mi?

***

FETÖ olayının suçluları kimler?

İşlerinden atılan, mesleklerinden edilen öğretmenler mi?

Bank Asya’ya para yatıranlar mı?

Emirle hareket eden kamu görevlileri mi?

Yoksa FETÖ’yü bilip de ortaklık edenler mi?

Yıllarca onlarla paralel yürüyüp sonra düşman olanlar mı?

İktidar paylaşımında kavga eden iki dinci kesimin hangisi haklı?

Kim “Menzilimiz aynıydı, yolumuz ayrıydı” demişti?

Sorumlular kimlerdir?

Olayın suç listesinde kimler olmalıdır?

Zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bile, “Uyardık, dinleyen olmadı” diyor.

Kaderci elbette ne soracaktır ne de sorgulayacaktır.

Ama ‘Akılcı’ hem soracaktır hem de sorgulayacaktır.

‘Aldatıldık’ demek, suçun itirafı değil midir?

Yoksa ülkem akıldan toptan mı vazgeçti?

***

Bugün ülkem savaşta.

Hem iç savaşta, hem dış savaşta.

Askerlerimiz Musul hedefine yürüyor.

Çok yönlü bir denklemin içine sokuluyoruz.

Hani, A, B, C planlarımız var ya.

A planı Ya Allah,

B planı İnşallah,

C planı Eyvallah mı acaba diye insan merak ediyor.

Çünkü, bizimkiler sık sık aldatılıyor da.

FETÖ 50 yıl aldattı.

PKK bütün çözüm sürecinde aldattı.

Şimdi de ‘haydi bakalım Musul’a’ diyenler aldatıyor olmasın.

Akılcı olan güvenemez.

Bunca olayda aldatılanın nesine güveneceksin?

Kaderciye göre hava hoş.

‘Öyle’ dersen o da ‘öyle’ der, ‘değil’ dersen ‘değil’ der.

Ama işte, Akılcı’nın farkı burada.

O aklın ne dediğine bakar.

Akıl da ona, ‘sen doğrudan ayrılma’ der.

Hangisi kazanır dersiniz?

Akıl kazanır dostum.

Her zaman akıl kazanır.

Akıl kimde ise o kazanır.

Akıl kazanır.

Kader razı olur.

Hangisini seçersen, sonun da o olur.

Seçim senin dostum…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Proje okullar mı, Proje Türkiye mi?

images

“Proje Okullar.”

Artık biliyorsunuz, okurlarımız biliyor.

Cumhuriyetimizin yüz akı laik eğitimin yıldızları olan okullarımız “imam hatipleşme projesi” gereğince eleniyor.

Özünde “proje okul”, geri kalmış yöre okullarımızın eğitim düzeyini yükseltme amacına yönelik.

Ama bizde siyasal iktidarın projesi; Sünni İslam devleti, ümmete dönüşmüş millet, dinsel yaşam olduğu için “proje okul” da buna göre düzenleniyor.

Deneyimli eğitimciler “sekiz yılı aşmış” bahanesi ile “norm dışı” sayılıp dağıtılırken yerlerine iktidara yakın öğretmenler getiriliyor.

Amaç açık: Laik eğitim sonlandırılacak, okullar imam hatipleşecek.

Sekiz yıl, önemli kriter.

Öğretmen gidecek, imam gelecek.

Özeti bu.

Bilgi, ama imanlı bilgi olacak.

Kültür, ama itaat kültürü olacak.

Öğretmen dindar, öğrenci kindar olacak.

Unutmadan ekleyelim.

Zinhar FETÖ’cü olmayacak.

Menzilci olacak, Süleymancı olacak, dergâhtan olacak.

Eğitime de sıra gelecek.

Batı terk edilecek, yüzler Doğu’ya çevrilecek.

Her şey sırasıyla.

***

Şey, burda Sokrates yazıyor da.

Kimmiş o, Brezilya’nın bir santraforu vardı, o mu?

Yok değil, filozofmuş, Yunanlı.

Filozof mu? Yunanlı mı? Sekiz yıldan eski mi?

Eski efendim, çok eski.

Çıkarın, norm dışı.

Şey var, Erasmus.

O şey mi? Hani öğrenci değişimi mi ne?

Yok efendim. Rotterdamlı yazıyor burda.

Çıkarın canım, norm dışı.

Früyt diye biri efendim.

Früyt değil canım, Freud.

O kalıyor mu?

Yahudidir o. İsrail’e sürün.

Einstein diye biri efendim. Fizikte geçiyor.

Kalsın o zaman.

Ama Yahudiymiş o da.

Kalacaksa gizliden Müslüman olmuş deriz.

Olmamış ki efendim. Ben ne diyorsam o.

Olsaymış o da.

Peki efendim.

Burada “Aydınlanma Çağı” yazıyor efendim.

Ha bak mühim bu. Ampulü de yazıyor mu?

Yok efendim. Ampul sözü geçmiyor.

Ne aydınlanmasıymış bu. Karartın onu.

Peki efendim.

Şey ampulü Edison bulmuş yazıyor da. Edison mu? Yahudi yalanı.

Ampulü bizim Şeyh buldu, onlar çaldılar.

Bu Batılılar çok hırsız efendim.

Hiç sorma. Bak Amerika’yı da güya bir gâvur denizci bulmuş. Yalan ki ne yalan.

Biliyorum efendim. Bizimkiler buldu da beğenmediler, o yüzden de yerleşmediler.

Ah ah, hiç sorma. Neyse artık ortalığı düzeltiyoruz.

Proje okullar değil ihvan.

Proje Türkiye bu.

Proje Türkiye.

Aç gözünü gardaş.

Aç gözünü Türkiye…

 

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

MEMLEKET ‘OHAL’DE SEN DE ‘BU HALDE’SİN

 

 

 

ohal

Şaşıyor musun bilmem? Sanmam da.

Sana göre pek bir şey yok değil mi?

Ülke 15 Temmuz darbesini atlattı.

Yeniden ‘milli birlik ruhu’ doğdu değil mi?

Nedir o ‘milli birlik ruhu’?

Yani, onlar yapar, sen alkışlarsın. İşte odur.

Bak, Devlet Bahçeli öyle yapıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu mızıkçılık yapıyor.

Yok, ‘OHAL olmasın’ diyor, yok ‘adalet’ diyor.

‘Fırsat bildiniz, istediğinizi yapıyorsunuz’ diyor.

Oysa her şey yolunda, değil mi?

Meclis mi dedin? Meclis yerinde.

Salı günleri toplaşıp konuşuyorsunuz. Yeter.

Çarşambayı hiç sorma. Eski tas, eski hamam.

Bakanlar Kurulu mu? Tastamam kurul işte.

Beştepe ise artık Baştepe olmalı.

Zira Başkan orada.

Ne derse o.

Demokrasi desen işte var. Hem de ‘ilerisi’.

Özgürlük desen var.

Var da, ileri geri konuşmazsan.

İkide bir yazıp durmazsan.

Susma özgürlüğün var.

Kıyıda köşede yürüme özgürlüğün var.

Kendi kendine konuşma özgürlüğün de var.

Satın alma özgürlüğün sonuna kadar var.

Bak, kredi kartı taksitleri uzatıldı.

Ev alırken borçlanman kolaylaştı.

Borç al, borç yap, borçla yaşa.

Ki, aklın fikrin borcunda olsun, öyle yaramaz işlerle uğraşma.

Memleket ‘OHAL’DE.

Sen de ‘BU HALDESİN’, unutma.

* * *
Hiç bir güvencen yok, farkında mısın?

Yarın seni gelip alsalar kimselerin umuru olmaz, biliyor musun?

Hak hukuk hak getire, haberin var mı?

Sen TV dizilerine bakıp dururken ne oldu bak?

Ülken savaşa girdi savaşa.

Ordun Suriye’de savaşıyor.

Başkanın ‘Musul’ falan diyor.

Lozan’ı boşuna eleştirmedi.

Hani ‘Lozan’da verdiler, şimdi biz alacağız’ hesabı.

Sen oralı değilsin elbette.

Lozan’dan Sevr’den pek haberin yok.

Sen takımının bu haftaki maçını düşünüyorsun.

Teknik direktöre verip veriştiriyorsun.

Fırında ekmeğin var, kahvede çayın var, sana yetiyor.

Şehitlere başını sallıyor, cık cık ediyorsun, o kadar.

Fetö olayına öylece bakıyorsun.

Ne olmuş, neden olmuş, seni ırgalamıyor.

Maçlardı, takımlardı.

Dizilerdi, mizilerdi.

Kim kimle evleniyor, kim ağlıyor, kim gülüyor?

Bunlar seni çok ilgilendiriyor.

Sıkıştın mı, Allah kerim.

Niyetin varsa, inşallah.

Reklamlara maşallah.

İşsizin gezip duruyor.

Emeklin promosyon bekliyor.

Akademisyenler atılmış, senin işin değil.

Öğretmenler dağıtılmış, oralı değilsin.

Gazeteci hapiste, umurun değil.

Zaten gazete okumuyorsun.

Hepsi kapansa ne yazar değil mi?

Memleketin ‘OHAL’i nedendir bilir misin?

Senin ‘BU HALİN’ yüzündendir.

Amma, yarının da sahibi var.

‘Bu gidişe dur’ diyecek ve bu kaderi değiştirecek

Unutma…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın