Sakin ve Kararlı Olmak

Diane Knight

Şimdi bize gereken budur: Sakin ve kararlı olmak.

Telaşa gerek yok.

Çalışılmış ama istenilen başarı noktasına erişilememiştir.

Elbette nedenleri vardır. Nesnel olarak aranması, bulunması gerekir.

Ancak telaşla, birbirimizi suçlayarak, hırpalayarak doğruyu bulamayız.

Muharrem İnce, CHP’yi de aşan bir başarı sağladı.

Belki böyle devam etmesi daha da yararlı olur.

CHP’nin başına geçmesi partiyi mi güçlendirir, İnce’yi mi geriletir, düşünülmeye değer.

Telaşa gerek yok.

Kemal Kılıçdaroğlu çok önemli hamleler yaptı. Bunları görmezden gelmek yanlış olur.

Şimdi sıcak duygusal reflekslere değil, soğuk mantıklı hesaplara gereksinmemiz var.

AKP + MHP iktidarı ortak bir güç değildir. Sorunları çözecek bir güç de olmamıştır.

Tam tersine, bu ortaklık daha büyük sorunların nedeni olmaya adaydır.

Seçimin sonucu ülkeyi büyük güçlüklere sokmuştur.

Ama bu sonuç Başkan Erdoğan için daha da güç koşullar yaratmıştır.

Tek başına yüklenen sorumluluk daha da ağır bir yüktür.

Bunlar görülecektir.

***

Şimdi bize düşen görevler nelerdir?

Görev bir: Asla bu sonuçla her şeyin bittiği duygusuna kapılmamak.

Tersine, asıl görevin şimdi başladığını bilince yerleştirmek.

Görev iki: “Ben ne yapabilirim” diye kendine sormak.

Görevi başkasından beklemek alışkanlığından vazgeçmek.

Görev üç: Kendisi gibi düşünenlerle birleşmek.

Bir “Ortak Akıl” havuzu oluşturmak.

Bu havuzda ayrıntılara girmeyen “demokrasi için ortak gelecek” ilkesini temel yapmak.

Geçmişe takılmadan geleceği hedefleyen programı hazırlamak.

Her şeyi siyasal partilerden bekleyen tutumdan vazgeçmek.

Siyasal partileri biçimlendirmekle uğraşmamak.

Toplumsal değişimleri doğru anlayan analizler yapmak.

Bu analizlere dayalı bilişsel hedefleri belirlemek.

Yakın – orta – uzak hedeflere zamanlanmış programlar yapmak.

Belirli uygulama yöntemlerini yaşama geçirmek.

Temel görevlerimiz bunlar olmalıdır.

***

Toplumumuz her alanda yeniden örgütlenmelidir.

Eğitim, her alanda bilimsel temelde yaygın olarak örgütlenmelidir.

Okul eğitimi, aile eğitimi, karakter eğitimi, düşünce eğitimi ele alınmalıdır.

Okul açmak, kurslar düzenlemek, seminer programları, kültür buluşmaları, okuma grupları..

Her yerde örgütlenerek gerçekleştirilmelidir.

Bilim alanı, matematiksel düşünce, modern fizik – kimya – biyoloji, tarih bilinci, ekonomik coğrafya,
sömürgecilik tarihi, çağdaş kölelik konuları toplumla paylaşılmalıdır.

Sanat alanı yeniden katılımcı eğitim anlamında örgütlenmeli, sanat bilincinin ufuk genişletmesi,
yaratacağı farkındalık toplum bilincine bu örgütlenme ile katılmalıdır.

Kültür değişimleri, ülkeler arasındaki kültür farkları tartışmalı eğitim programları ile toplumla
paylaşılmalıdır.

Toplum bilinçlenmesine yapılacak her katkı, kendi üzerine katlanarak artan ölçüde her alana yansıyacak, sanıldığından çok daha kısa sürede görülecek bir gelişim sağlayacaktır.

Bunlarla bir yere varılamaz anlayışı ülkemizi bugünlere getirmiştir.

Şimdi yeni bir anlayışa, yeni bir atılıma kesin zorunluluk vardır.

Toplumun bu gönüllü örgütlenmesi büyük sonuçlar yaratacaktır.

Her aksiyon, kendi reaksiyonunu yaratır.

***

İnsanoğlu her gün yüzünü göklere çevirir, “Bakalım bugün Tanrı bize ne gösterecek?” dermiş.

Tanrı da her gün yeryüzüne bakar, “Bakalım bugün kullarım bana ne gösterecek?” dermiş.

Böyle birbirine benzer günlerde de hiçbir şey değişmezmiş.

Biz, artık bu gidişi kendi irademizle değiştirelim.

İrademiz bizi harekete geçirecektir.

Elbette yalnız değiliz. Bizim gibi düşünen binler, milyonlar var.

Ama buluşamaz isek bu milyonlar tek kişilere dönüşür.

Birbirimizle buluşmamız bu işin temelindeki çimentodur.

Tembellik etmeyelim, görevi savsaklamayalım.

Bu işin öncülüğü artçılığı olmaz.

Başlayanlar ve katılanlar olur.

Karar verelim. Buluşalım. Ve yapalım.

Hedef önümüzdedir. Karar bizimdir.

Yolumuz ortak karanlığımız kadar açık olur.

Geleceğimiz de buna bağlıdır.

Reklamlar
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Vicdan Yalan Söylemez

Dil yalan söyler, bilirsiniz. Gözler kaçırılır. Parmaklar bir şeyle uğraşır gibidir. Yalanı anlarsınız.

Amma, vicdan yalan söylemez, bilirsiniz.

Siz de yalan söylediğinizde içinizde bir şey kımıldar, vicdandır bu.

Berat Albayrak, “Eğer” demiş, “Recep Tayyip Erdoğan aya giden dört şeritli yol yapacağız dese ona inanırlar.”

Reklamda da var zaten. Kuyruğu ateşten Anka kuşu uçuyor, R. T. Erdoğan parmağını uzatmış, hülyalı gözlerle ona bakıyor.

Ortada ne kuş var, ne de ateşten kuyruk. Ama demek ki inanıyorlar. İnanıyorlar ki, yüzde 40’ların üstünde oyları var.

İyi de bu oyların nedeni bu boş inanç ise gurur mu duymalı, yoksa utanmalı mı?

Bunca haksızlığı göre göre.

Bunca yolsuzluğu duya duya.

Bunca kepazeliği bile bile.

Hâlâ bunca yanlışlığın peşine takılanlarla gurur mu duymalı, utanç mı?

Vicdanlı akıl utanır.

Vicdansız kurnazlık sırıtır.

Ara bölge bitti. Ya “vicdanlı akıl”dan yanasın ya da “vicdansız kurnazlık”tan tarafsın. İkisinin arası kalmadı.

Ayrımdı, bölünmüşlüktü, oydu buydu kalmadı.

Ya “vicdanlı akıl”dan yanasın ya da “vicdansız kurnaz”dan.

Açık, sade, net.

Hadi bakalım. Huyunu suyunu, soyunu sopunu görelim.

Gün bu gündür.

***

Soğan yalan söylemez, bilir misin? Kilosu 7 liraya çıktı.

Soğanın kilosu 7 lira. Sana bir şey söylemeli.

Öyle davaydı, Reis’ti, bırakmayızdı, yedirmeyizdi hikâyelerini geç.

Soğanın kilosu 7 lira. Patates 6 lira. Kiraz 13 lira.

Pazar fiyatları bunlar.

Halkın sofrası bunlar.

İnsanların yaşamındaki gerçekler bunlar.

İnsanlar bunları pazarlardan alıyor.

Saray bahçelerinde yetişen organik yiyecekleri senin efendilerin yiyor, düşünüyor musun?

Saray iftarlarından haberin var mı?

Yoksa, “haklarıdır, onlar efendilerimizdir” mi diyorsun?

Dün oy verirken bunlar aklına geldi mi, bilmiyorum.

Bu yazı pazardan önce yazıldı. Sonucu bilinmeden yazıldı.

Ama seçimin sonucu bu yüzden önemli, bilesin.

Oyunu nasıl verdin, kime verdin, bilmiyorum.

Ama oyunu yalanlara verdinse çok yazık oldu.

Oyunu Anka kuşunun ateşten kuyruğuna verdin demek.

Yalanlar kazandıysa geleceğini heba ettin demek ki.

Amma, oyunu vicdana verdinse…

Oyunu vicdana verdinse geleceğine sahip çıktın demektir.

Seçimin sonucunu elbette bilmiyorum ama tahmin ediyorum.

Vicdan kazanır. Vicdan kazanmıştır. Vicdan kazanacaktır.

Hem biliyor musun, vicdan sen ona oy vermesen de kazanır.

Sen yalana oy versen de gene vicdan kazanır.

Çünkü artık sen de gerçekleri gördün.

Sen de doğrunun nerede, kimlerde olduğunu gördün.

Artık eskisi gibi rahat değilsin.

Artık eskisi gibi gözünü kapatamazsın, kulağını tıkayamazsın.

Gerçeklerin peşindeki milyonları gördün artık.

Vicdanın sahibi insanların seslerini duydu kulakların.

Oyunu kime vermiş olursan ol…

Gözlerin de görecek, kulakların da duyacak.

İçindeki vicdanı artık susturamayacaksın.

Dava diye yalanların peşinde gidemeyeceksin.

Güç zehirlenmesiyle akılları bulanmış kadronun peşine takılıp vicdanını susturamayacaksın.

Vicdan ayağa kalktı.

Vicdan sesini yükseltti.

Milyonlar ayağa kalktı, milyonlar. Milyonların vicdanı bu.

Ve vicdan kazandı.

Bilesin…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Umut Etmek Cesareti

Bu hafta sonu seçim var.

Dostlar soruyor: Bu kez olacak mı? Kazanacak mıyız?

Tanıdıklar soruyor: Umutlu musunuz? Olacak mı?

Görüyorum, insanların umutları çalınmış.

Umut hırsızlığı, umut cinayeti.

İnsanlar umut etmeye korkuyor.

 

Ama umut dalga dalga yükseliyor.

Umut coşkuya, coşku karara dönüşüyor.

Hiç kimse yanılmasın.

25 Haziran sabahı Türkiye başka bir ortama uyanacak.

Oy hırsızlığı mı? Manipülasyonlar mı? Hileler mi?

25 Haziran kitlelerin hesap sorma tarihi olacak.

Atı alan Üsküdar’ı geçemeyecek.

Toplum artık o toplum değil.

Ayağa kalkacak ve hesap soracak.

Bu sadece bir seçim değildir, bu bir dönüşümdür.

Geç kalmış bir dönüşümdür.

***

Referandumda ‘Hayır’ kazanmıştı.

En iyi kaybedenler biliyor. Açık müdahaleler yapıldı.

Kazanan ‘Hayır’, kaybeden ‘Evet’e yenik sayıldı.

Hesabı sorulamadı.

Kazanan ‘Hayır’ yapılan oyunların hesabını soramadı.

Olmayan hukukla çözüm arandı, elbette bulunamazdı.

Olmayan demokrasiden medet umuldu, elbette olamazdı.

Referandumun hesabının sorulamaması ülkeyi buralara taşıdı.

Şimdi, değişen nedir? Neden umut etmeye cesaret ediyoruz?

Çünkü, ayağa kalkan milyonların içinde ‘öfkenin haklılığı’ var.

Öfkenin haklılığı.

Muharrem İnce’nin performansı, bu öfkeyi temsil ediyor.

Meral Akşener’in cesareti bu öfkeden kaynaklanıyor.

Temel Karamollaoğlu’nun itirazı bu öfkeden güç alıyor.

Her şeyi zulme çeviren adaletsiz dönem bitiyor.

Adaletsiz hukuk.

Adaletsiz eğitim.

Adaletsiz çalışma.

Adaletsiz ticaret.

Adaletsiz yaşam.

Her şeyi zulme çeviren haksızlık dönemi bitiyor.

Umudu coşkuya, coşkuyu karara döndüren bir toplumsal dalga yükseldi.

İnsanlar meydanlara koşuyor.

İnsanlar gerçek önderlerini dinlemek istiyor.

İnsanlar düşüncelerini meydanlarda duymak istiyor.

İnsanlar duygularını dile getirenlere koşuyor.

Toplama kalabalıklar değil bunlar.

Taşıma araçlarıyla doldurulan meydanlar değil bunlar.

Birbirleriyle buluşuyorlar.

Birbirlerinden güç alıyorlar.

Dostlarımın sorularını yanıtlıyorum: Elbette kazanacağız.

Tanıdıklarıma yanıt veriyorum: Umutlu olmak değil, kararlıyım.

Hep söylüyorum: Umut bir karardır.

Haklı öfke, güçlü karara dönüşüyor.

Karar olmayan umut uçucu bir hayaldir.

Umut bir karardır.

Biz bu kararın sahipleriyiz.

24 Haziran’da sonuç ne olursa olsun,

Biz kararlıyız.

Biz kazanacağız.

Türkiye Cumhuriyeti kazanacak.

Bayramımızı o zaman kutlayacağız…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Aziz Yıldırım Dersleri

Fenerbahçe Kulübü’nün efsaneye dönüşen başkanı.

Kolay değil, 20 yıl başkanlık yaptı.

Maçlara koştu. Demeçler verdi. Kavgalar etti. Hapse girdi.

Hepsini de “Fenerbahçe aşkı” için yaptığını söyledi.

Son başkanlık seçiminde Ali Koç’a yenildi.

Hem de öyle böyle değil, 16 bin oya karşı 4 bin 600 oyda kalarak.

Aziz Yıldırım bu hezimeti elbette beklemiyordu.

Nasıl oldu da böyle bir sonucu göremedi?

İşte bu durumu anlamak “Aziz Yıldırım Dersleri”dir.

Kanımca politikada da, iş hayatında da, eğitimde de bu derslerin büyük yararı vardır.

Her şey, “kendi yanlışını görememek” ile başlar.

Bakın arkası nasıl gelir?

***

“Kendi yanlışını görememek” önemli bir olgunlaşma kusurudur.

“Oto-kritik” dediğimiz bu yetkinlik ortadan kalkınca yapılacak iş, “başkalarını suçlamak” olur.

Çünkü, ortada bir yanlış vardır. Bunun sorumlusunu bulmak gerekir.

Yanlış yolun taşları şöyle döşenir:

Kendi yanlışını görememek. Görse de kabul etmemek.

Eleştiri kabul etmemek. Nankörlük, kasıtlılık, hainlik saymak.

Kendinden başkalarını suçlamak. Suçlu bulmak. Yoksa suçlu yaratmak.

Çıkarcı dalkavukların desteğini istemek, onları ödüllendirmek.

Kibirli yalnızlaşmayı irade sanmak.

Cüreti, küstahlığı cesaret sanmak, çevresini yıldırmak.

Kazanma bağımlılığını görmemek, hep olacak sanmak.

Kaybetmeyi yok olmayla eşdeğer saymak, ölümüne korkmak.

Sonuç;

Kaybetmeyi bilmemek, büyük bir kahra gömülmek.

Yapabilirse bela çıkarmak, yapamazsa çöküp kalmak.

Neden böyle oluyor?

***

İşte, “kültürel zekâ” dediğim buydu.

Yaşama bilinci kazanmak. Olgun davranabilmek. Yaşamın inişlerini çıkışlarını görebilmek.

Kazandığı zaman başı dönmemek.

Kaybettiği zaman edepsizleşmemek, neden kaybettiğini anlamak. Yaşam kültürü böyle bir şey.

“Kültürel zekâ” düşüklüğü bunları anlamayı engelliyor.

Recep İvedik’le Tosun Paşa arasında bir yerlerde gezinen insanları yaratıyor.

Toplum neden Ali Koç’u bir kurtarıcı gibi karşıladı?

Neden Galatasaraylılar da Beşiktaşlılar da, öteki futbolseverler de kutladılar Ali Koç’u?

Bu da başka bir ders işte.

Çünkü, kavgacı, sorun çıkaran, hep “Ben” diyen birine karşı gerçek bir kibar, saygılı, modern bir genç kazandı da ondan.

Kulüp yönetimlerinde “uygarlık seviyesi” yükseldi de ondan.

Yeri belli, sözü belli, duruşu belli birisi kazandı da ondan.

Ali Koç teşekkür konuşmasında Aziz Yıldırım’ı onurlandırdı.

Bir beyefendilik örneği verdi.

Aziz Yıldırım kazansaydı Ali Koç için benzer ifadeler kullanır mıydı? Beklenmezdi bile.

İşte fark budur.

Ve bu fark ülkede bir büyük umut yaratmıştır.

Politikadaki kaba dilin, düşük düzeyli suçlamaların, kibirli hallerin değişebileceğini, ülkenin bunlara mahkûm olmadığı umudunu yaratmıştır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın afişlerdeki fotoğrafına bakıyorum.

Hep “gülen Erdoğan” fotoğrafları kullanılıyor.

Ama dikkat edin, Erdoğan’ın ağzı gülüyor, gözleri gülmüyor.

Gülüş içten değil. Candan gülmüyor, camdan gülüyor.

Konuşurken gene aynı Erdoğan.

Gazap saçan, cezalar yağdıran, hakaretler savuran parti başkanı.

Kendi yorgun, toplum bıkkın.

“Metal yorgunluğu değil, haram bıkkınlığı” demiştim.

Doğru çıkıyor.

Aziz Yıldırım dersleri herkes için geçerli.

Önce, kendi yanlışını göreceksin.

Başkasına yıkarak yanlışı ortadan kaldıramazsın.

Başkasını suçlayarak kendi suçunu örtemezsin.

Gün gelir, gerçekler karşına dikilir.

Gün gelir, doğrular karşına dizilir.

İşte o gün geliyor.

Ders de böylece bitiyor, sıra diploma töreninde…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kültürel Zeka

Görsel:La-Chapeliere-Folle

‘Akademik zekâ’ var. ‘Duygusal zekâ’ var. ‘Sosyal zekâ’ var.

Bu zekâ türleri tanımlanıyor, ölçekler yapılıyor.

Ama ‘Kültürel zekâ’ da olmalı. Tanımlanmalı. Ölçekleri yapılmalı.

Hem bireylerin hem toplumların ‘kültürel zekâ’sı aslında tutum ve davranışlarıyla ortaya çıkıyor.

Şimdi bakalım:

Öğrenme yeteneği.

Görebilme yetisi (vizyon).

Geniş açılı bakabilme kazanımı.

Değiştirme becerisi.

Analitik düşünme yetisi.

Sentezci davranış gücü.

Bu özellikler kişiden kişiye, toplumdan topluma değişiyor.

Bu özellikler yüksek, orta, düşük olduğu tutum ve davranışlarla ortaya çıkmıyor mu?

Neden Hitler Almanya’da çıkıyor da, İngiltere’de çıkmıyor?

Neden bir Japon pilotu intihar uçuşu yapıyor da bir Fransız pilotu yapmıyor?

‘Kültürel zekâ’ farkları aslında önümüze çok kanıt sunuyor.

Neden Fethullah Gülen gibi birisinin önünde pek çok insan eğilip elini eteğini öpüyor?

Neden 16 yıllık AKP iktidarı hâlâ yüzde 40’larda oy alıyor?

AKP içinde mühendisler var, tıp doktorları var, ekonomistler var, hukukçular var. Bunlar olan biteni görmüyorlar mı?

Elbette görüyorlar da onları bütün yanlışları kabul etmeye yönelten ne?

Meslek eğitimi ‘kültürel zekâ’yı geliştirmiyor.

‘Kültürel zekâ’, kültür eğitimi ile gelişir.

Köy Enstitüleri bunu yapıyordu.

Gelişmiş eğitim kurumları bunu yapan kurumlardır.

‘Kültürel zekâ’ gelişiminin iki büyük engeli var:

Birisi dogmatik kalıpların aktarımı. Din, gelenek vb.

İkincisi de hiyerarşik yapılar. İmparatorluk, sultanlık vb.

Bizim ‘kültürel zekâ’mız kültür tarihimizin bu iki özelliği nedeni ile gelişememiştir.

Bu nedenle de;

Biat kültürüne yatkın,

İtaat temelli ön kabullere sahip,

Risk almaktan korkan,

Değişimden kaçınan,

Alıştığını sürdürme eğilimli,

Bireylerin çoğunluğundan oluşan bir toplumda yaşıyoruz.

Çektiğimiz sıkıntıların temeli budur.

Değişimin zorlandığı yer burasıdır.

Değiştirmemiz gereken de budur.

***

Eğer bu kültürel yapıyı değiştiremezsek,

Toplumun ‘kültürel zekâ’sını yükseltemezsek,

Erdoğan ve AKP gider ama yeni Erdoğan’lar ve yeni AKP’ler gelir.

İktidarların gelişim trendlerini izlersek;

Adnan Menderes ve Demokrat Parti de özgürlük umudu ile gelmişti. On yılda ne özgürlük kaldı ne de umut.

Erdoğan ve AKP özgürlük umudu ile işbaşına gelmişti. 16 yıl sonra ne özgürlük var ne de umut.

İktidarların bu çizgisi bize bir şey anlatmalıdır.

Denetlenmeyen iktidar mı? Neden denetlemek isteyen yok?

İktidar hesap vermiyor mu? Neden toplum hesap sormuyor?

Yolsuzluklar ortada mı? Neden toplum görmezden geliyor?

‘Çalıyor ama çalışıyor’ kabulü nasıl bir toplumu anlatıyor?

Değiştirmemiz gereken budur.

Yeni dönemin gerçekte yeni dönem olabilmesi buna bağlıdır.

Uzun vadeli bir hedef gibi mi görünüyor?

En kısa vadeli hedef bu olmalıdır.

İlk hedef bu olmalıdır.

Çünkü özgürlük de, uygarlık da, kalkınma da, eşitlik de, eğitim de, hukuk da, emek de buna bağlıdır da ondan.

Aklınızı ve iradenizi özgürce kullanamazsanız doğru olan hiçbir şeyi gerçekleştiremezsiniz.

‘Kültürel zekâ’.

Bilmemiz, anlamamız, çalışmamız gereken alan budur.

Uygar bir toplum, uygar bir yaşam bu alan üzerinde yükselir.

Umarım bu hedefi görürüz.

Umarım bu hedefe yürürüz…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kazanmak Azimli Bir Karardır

Görsel:Christian Schloe

Boks eğitmeni dikkatle dinleyen adaylara bakıyordu.

‘Yumruk’ dedi, ‘parmakları sıkılmış bir el değildir. Yumruk, bileklerdir, omuzlardır, beldir, göğüstür, bacaklardır.

Yumruk, bütün gövdedir. Bütün gövdenin hedefe odaklanmış enerjisidir. Bunu yapamazsanız vurduğunuz yumruk etkisizdir.’

Birinci Dünya Savaşı bir cephe savaşıydı. Cephedeki askerler savaşır, cephe arkası yaşamını sürdürürdü.

İkinci Dünya Savaşı topyekûn savaş oldu. Ülkenin her yeri, her bireyi savaşın içindeydi. Kazanan böyle kazandı.

Önümüzdeki seçim de bir kaderin seçimidir.

Ya Meclis Cumhuriyeti kazanacak,

Ya Tek Adam diktasına teslim olunacak.

Karar kapıya dayandı.

***

Uzun sözlerin zamanı değil.

Kestirmeden gidelim.

Güçler ayrımına dayalı parlamenter demokrasiyi kim istiyor?

İnsan haklarını evrensel düzeyde kim gerçekleştirecek?

Bağımsız hukukun üstünlüğünü kim öne alıyor?

Laik eğitim kimlerin derdi?

Liyakat sistemine dayalı kamu örgütlenmesini kim yapacak?

Özerk, bütünleşmiş, bilimsel üniversite kimin derdi?

Gelir dağılımı dengesini kim yaşamsal sayıyor?

Üretime dayalı ekonomi kimin programında?

Kadın erkek eşitliğini kim önemsiyor?

Laik yaşam biçimini kim toplumun ekseni sayıyor?

Dürüst, denetlenir kamu yönetimini kim istiyor?

Seçim kararımı bu ölçütlerle veriyorum.

Dahası var.

Karar veriyorum.

Kararımı azimle savunuyorum.

Kararımı her tehlikeye karşı korumaya hazırım.

***

Kararımı açıklıyorum.

Cumhurbaşkanı Muharrem İnce olmalıdır.

Seçimde Millet İttifakı’nı destekliyorum.

Oyumu Cumhuriyet Halk Partisi’ne veriyorum.

Milletvekili listesine takılmayı yanlış buluyorum.

HDP’nin Meclis’e girmesini elbette istiyorum.

Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmesini bekliyorum.

HDP’nin kazanması için oy verilebilir.

Ama CHP’ye kızıp HDP’ye oy vermeyi yanlış buluyorum.

İYİ Parti elbette Meclis’e girmelidir.

Saadet Partisi de Meclis’te temsil edilmelidir.

AK Parti seçimi kaybetmelidir.

Recep Tayyip Erdoğan başkan olarak seçilmemelidir.

Bu yalnız Türkiye’nin değil, kendisinin de kazancı olacaktır.

Parametreler bunu gösteriyor.

Yanlışta ısrar etmek felakettir.

***

Kazanmak azimli bir karardır.

Kazanmak istiyor musun?

Her şeyinle mücadele edeceksin.

Beyninle, zihninle, bedeninle, varlığınla, çevrenle, yerinle, yurdunla, sokağınla, meydanınla.

Her şeyinle mücadele edeceksin.

Yorulmayacaksın, bıkmayacaksın, vazgeçmeyeceksin.

Her şeyi yapabileceklerini bileceksin.

Her şeye hazır olacaksın.

Azmedeceksin.

Ve kazanacaksın.

Bileceksin ki

Vicdan ve adalet kazanacak!..

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Elbette Kazanacağız

Elbette biz kazanacağız.

Çünkü biz ‘doğruları’ rehberimiz yaptık.

Neden mi?

Gördük ki, insanlık tarihi ‘doğrular’ ile ‘yanlışların’ savaşının tarihidir.

Doğrular; insandan yanadır, haktan yanadır, emekten yanadır, eşitlikten yanadır, barıştan yanadır.

Yanlışlar; paradan yanadır, haksızlıktan yanadır, maldan mülkten yanadır, eşitsizlikten yanadır, savaştan yanadır.

Biz ‘doğrular’dan yana olduk.

Çok açık, çok sade bir anlatım.

İnsanlık tarihi hep bu ‘doğrular’la bu ‘yanlışlar’ın savaşını yaşadı.

Kimi zamanlar ‘yanlışlar’ da kazandı.

Ama sonunda hep ‘doğrular’ ayakta kalmıştır.

‘Doğrular’ tertemiz ayakta kalmıştır.

Ve kazanmıştır.

Şimdi de biz kazanacağız.

Doğruların zamanı -gecikerek de olsa- geldi.

***

Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun mektubunu aldım.

Bir ‘doğru bilim insanı’nın yazısını okudum.

Hapiste.

Doğruları söylediği için hapiste.

Dilovası’nda artan kanserleri bulup anlattığı için hapiste.

Bir halk sağlığı uzmanı.

Barış istediği için hapiste.

Bir tıp doktoru. Bir üniversite öğretmeni.

Muharrem İnce cumhurbaşkanı olunca -ve bilin ki olacak- Onur Hamzaoğlu’nu TÜBİTAK Başkanlığı’na önereceğim.

Onun yeri orasıdır.

O zaman TÜBİTAK bir bilim yuvası olacak.

Doğru bilim insanı.

Yanlış iktidarın yanlış hukuku ile yanlış yerde yatıyor.

Ama her zaman ‘doğru’, ‘yanlış’ı yendi. Gene yenecek.

Onur Hamzaoğlu’nu sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

***

Güray Öz kardeşim kitabını göndermiş.

‘Gene şafakta geliyorlar Angela’

Angela Davis’in öyküsüyle başlıyor kitap.

Bir kültür tarihi kitabı mı desem?

Edebiyat antolojisi mi desem?

Yazarların, şairlerin anlatıldığı denemeler mi desem?

Bunların hepsi mi desem? Bilemedim.

Ama Güray Öz’ün bir yazar, bir şair, bir denemeci olduğunu bildim.

Doyumsuz bir tadı var Güray’ın yorumlarının.

Sade, içten, ince bir derinlik.

Saran, sarsan, sizi alıp götüren.

Her zaman birkaç kitabı birlikte okurum.

Güray’ın kitabı ötekileri bıraktırdı.

Kutlarım. Kucaklarım. Devamını beklerim.

Duydun mu Güray?

***

Muharrem İnce rüzgârı güçlü esiyor.

‘Öfkenin rüzgârı’ diyorum ona.

Milletin içindeki öfkeyi estiriyor.

Erdoğan iktidarı öyle bir öfke yarattı ki.

Haksızlıkların biriken öfkesi bu.

Çiğnenen insan haklarının öfkesi.

Yalanların öfkesi bu.

Göz göre göre söylenen yalanların öfkesi.

Hırsızlıkların öfkesi bu.

Hâlâ savunulan hırsızlıkların öfkesi.

‘Öfkenin rüzgârı’ daha daha fırtınaya dönecek.

Meral Akşener de ‘cesur Amazon’ gibi meydanlarda.

O da kendi üslubunda meydan okuyor.

Geçmişini geleceğine engel yapmadan mücadele ediyor.

***

Bu yazıyı 19 Mayıs gününde yazıyorum.

Gazetemin birinci sayfasında Atatürk.

Atatürk, ‘tarihin doğrusu’.

Bir Osmanlı subayı, göre göre, düşüne düşüne, okuya okuya, tarihin büyük devlet kurucusunu yarattı.

Örnektir.

Elbette biz kazanacağız.

Hep beraber…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ülkemin Işıkları Parlıyor

Görsel:nytjournal.org

Kazanacağız.

Hiç kuşkunuz olmasın, kazanacağız.

İnsan hakkı, çiğnendiği yerden kalkar, çiğneyenin karşısına dikilir.

Doğrular, inkârcının karşısına dikilir, dimdik durur.

Bodrum’dayım.

Bodrum-Marmara Koleji ile bir çalışmamız için buradayım.

Ülkemin aydınlık yüzü. Ülkemin aydınlık yüzleri.

İzmir Işıkkent Eğitim Kampusu ile buluşmuştuk.

Ankara TED Koleji ile çalışmıştık.

Ülkemin çoban ateşleri.

Ülkemin aydınlatan ışıkları.

Yurduma yayılmış binlerce eğitim kurumu.

Günümüzün Köy Enstitüleri gibi çalışıyorlar.

Çocuklarımızı dünden yarına taşıyan aydınlık köprüler.

Siz ortaçağ yolcularına bakıp umutsuzluğa kapılmayın.

Gelecek onu hak edenlerindir.

Yeter ki yılmadan çalışalım.

Geleceğimiz bizimdir, bizim olacaktır.

Çalışıyoruz ve elbette kazanacağız.

***

Dinci siyaset gücünü kaybediyor.

Dürüst dindar yolunu ayırıyor.

Dinci siyaset hak hukuk tanımıyor.

Dinci siyaset zenginleşti, doymak bilmiyor.

Dinci siyaset ayrımcı. Açıkça ayrımcı.

Dürüst dindar artık gerçekleri görüyor.

Dürüst dindarın yalanla dolanla işi yok.

Ya biz?

Biz insanları dinleriyle ayırmıyoruz.

Biz insanları insanlığıyla ölçüyoruz.

Biz insanlara ‘nasıl insan’ diye bakıyoruz.

Dürüst mü, değil mi?

Doğru mu söylüyor, yalan mı konuşuyor?

Birlikçi mi, ayrımcı mı?

Geleceğe mi bakıyor, geçmişi mi eşeliyor?

Adaletli mi, zalimin teki mi?

‘Nasıl insan’ diye bakıyoruz.

Dinci siyaset artık yaptıklarını örtemiyor.

Yolsuzluklarını.

Haksızlıklarını.

Ayrımcılıklarını.

Haksızlıkla hapse attıklarını.

Zulmettiklerini.

Aç bıraktıklarını.

Ölüme zorladıklarını.

İşten attıklarını.

Görevden yoksun bıraktıklarını.

Geleceğini söndürdüklerini.

Artık örtemiyor.

Dinci siyaset, artık dürüst dindarı kandıramıyor.

Dürüst dindar gerçekleri daha iyi görüyor.

Nasıl yalanlarla oyalandığını.

Nelere alet edildiğini.

Hangi sahtecilikle oyalandığını.

Dürüst dindar görüyor ve anlıyor.

Dinci siyasetin bir telaşı da bundan.

***

Biz laik Cumhuriyetçileriz.

Bizim eksenimiz din değil, insan.

Biz insana ‘dindar mı, değil mi’ diye bakmayız.

Biz insana ‘insan mı, değil mi’ diye bakarız.

Biz insana ‘bizden mi, değil mi’ diye bakmayız.

Biz insana ‘yararlı mı, zararlı mı’ diye bakarız.

İnsana bakış farkımız buralarda.

Onun için de biliriz ki,

Geleceği hep beraber yaşayacağız.

Biliriz ki,

bu dünya hepimizindir.

Biliriz ki,

yaşam paylaşıldığı zaman güzeldir.

Ülkemin ışıkları parlıyor.

Ülkemin ışıkları bilimle parlıyor, sanatla parlıyor.

Ülkemin ışıkları eğitimle parlıyor, üretimle parlıyor.

Güneşin bulutlanması geçicidir.

‘GÜNEŞ UFUKTAN ŞİMDİ DOĞAR.

YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR…’

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir Kaçıştır Depresyon

Görsel:Gatokumn

Bir kaçıştır.

Bir geri çekiliş.

Depresyon, yüzyılımızın sorunlarından.

Hızlı değişim.

Sınırsız tüketimin zorladığı insanlık.

Kendine yabancılaşan insan.

Çözülme umudu kalmamış sorunlar yumağı.

Çözülmüş bağların ucundaki yalnızlık.

Depresyon, bütün bunlardan bir kaçışın simgesi.

Yaşamdan geri çekiliyorum.

Artık hiçbir şey istemiyorum.

Bir şey yapmayı anlamsız buluyorum.

Ben hiçbir yerde yokum.

Keyfim yok.

Enerjim yok.

Umudum yok.

Anlasanıza, depresyondayım.

***

Uluslararası bir Ruh Sağlığı kongresindeydim.

Konuşmacı bu bulguları açıklıyordu.

Ben dinledim, dinledim.

Yanımdakine dönmüştüm: Bu bulgular bizim normal insanımız değil mi?

Gerçekten, bizim normal insanımızdı.

Kötümserlik.

Umutsuzluk.

Kaderine razı olmuşluk.

Düşük enerji.

Yaşamından zevk almama.

‘ Böyle gelmiş böyle gider’ uyuşukluğu.

Boşvermişlik.

Depresyon da böyle bir şey değil mi?

İyi de ne yapacağız?

Çantalarda bulunan antidepresan ilaçlar çare mi?

‘Prozak Toplumu’nun yazarı Amerika’yı anlatıyordu.

Şimdi her yer Prozak Toplumu mu oldu?

İlaçsız çözüm yok mu ki?

***

Elbette var. Olmalı da.

Sorunları tanımalıyız. Bu bir.

Sorunlardan kaçmamalıyız. Bu iki.

Sorunların çözümünü aramalıyız.

Seçenekleri önümüze koymalıyız, bu üç.

En iyi çözüme karar vermeliyiz. Bu dört.

Kararımızın yolunda cesaretle yürümeliyiz. Beş.

Destek almalı mıyız?

Elbette.

İlaç kullanmalı mıyız?

Eğer tıp doktorumuz gerek görüyorsa.

Ama şunu bilmeliyiz.

Konu bizim konumuzdur.

Çözüm de bizim başarımız olacaktır.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sabırlı Öfke Kibirli Kindara Karşı…

Yaşamını Cumhuriyet’e adamış sevgili Türkan Erkin’e…

‘Sabırlı öfke’ artık bütün millettir.

‘Kibirli kindar’, Recep Tayyip Erdoğan.

Neden böyle oldu?

Buraya nasıl geldi?

En çok düşünmesi gereken de

Erdoğan’ın kendisidir.

Başlangıçta bu değildi.

Ama söyledikleri birbirine eklendi.

Yaptıkları basamak basamak yükseldi.

Haksızlıklar.

Yolsuzluklar.

Örtülmüş sahtecilikler.

Kapatılmış hileler.

Yenen sayısız kul hakkı.

Haramlar ki ne haramlar.

Kursaklara sığmayan haram lokmalar.

Kardeş katline fetva vermeler.

Nerden geldiğini unutmalar.

Vefasızlık.

Geçmişi inkâr.

Cumhuriyeti düşman bilme.

Yandaşını övme.

Karşıtına sövme.

Her türden haksızlığı görev bilme.

Milletin bunlardan sıtkı sıyrıldı.

Tam ifadesi budur.

***

Muharrem İnce ‘sabırlı öfke’nin temsilcisidir.

Onun heyecanı kitleleri harekete geçirecektir.

Söylediği doğrular AKP’liler için bile etkili olacaktır.

Bu mücadele kenardan dolanma ile kazanılamaz.

Bu mücadele göğüs göğüse yapılacak bir çatışmadır.

Muharrem İnce bu işin tam adamıdır.

Sözünü esirgemez.

Şantajlardan ürkmez.

Yalancılardan çekinmez.

Doğruları en yüksek sesle dile getirir.

İktidara hak ederek yürür.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu kutlamak gerekir.

Demokrasi örneği vermiştir.

Daha başlangıçta iki usta vuruş gerçekleştirilmiştir.

Birisi, muhalifini kürsüye çıkarmaktır.

İkincisi de parti rozetini çıkarak İnce’ye

Türkiye rozetini takmaktır.

CHP, bir eksiğiyle, doğru yoldadır.

Eksik HDP’dir. Bu ‘Millet ittifakı’nda HDP de olmalıydı.

Selahattin Demirtaş’ın hapiste olması bu toplumun ayıbıdır.

HDP bu seçimin anahtarı olmuştur.

***

Abdullah Gül’e de söylemek gerekiyor.

Nasıl oluyor da sizin ‘vicdanınız müsterih’?

Siz bunca haksızlıkla, bunca yolsuzlukla hâlâ o partide neden duruyorsunuz?

Neden mırıltılarınızdan başka bir sözünüz duyulmadı?

Siz AKP’nin kurucusu değil miydiniz?

Neden duyulur bir sesle olanlara karşı çıkmıyorsunuz?

Vicdanınız müsterih olmamalı.

Vicdanınız sizi rahatsız etmeli.

İşlerin buraya gelmesinde sizin de ortaklığınız var.

Biz biliyoruz ve unutmuyoruz.

***

Seçimin sonucu mu?

Elbette biz kazanacağız.

Elbette ‘sabırlı öfke’ kazanacak.

Elbette Millet kazanacak.

Elbette ‘kibirli kindar’ kaybedecek.

Kibir en kötü suçlardandır.

Kindarlık ise kendini yiyip bitirir.

Bu millete çektirdikleriniz yeter.

Hukuku zulmünüzün aleti yaptınız.

Eğitimi ortaçağa göndermek istiyorsunuz.

Ekonomiyi yağmacılara teslim ettiniz.

Hepsinin hesabını bu millet size soracaktır.

Muharrem İnce ‘öfkeli sabır’ı meydanlarda gösterecektir.

Meral Akşener, cesaretiyle Saray çığırtkanını susturacaktır.

Biz kazanacağız.

Gelecek hepimizin geleceği olacak…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın