KIYMET TEYZE TÜRKİYE’Sİ

 

o-park-in-ismi-artik-kiymet-teyze

 

 

 

İşte budur!
Yeşil parkın ortasında bir sandalyeye oturmuş Kıymet Teyze. Koca bir inşaat kepçesinin önüne oturmuş. Parkın kazılmasını engelliyor. Hiç istifini bozmadan saygıyla oturmuş. Çantası kucağında. Sakin.
Yüz yılın fotoğrafıdır bu. Bin yılın fotoğrafıdır.
‘Ben tek başıma ne yapabilirim?’ sorusunun yanıtıdır.
‘Kadın başıma bana mı düşer?’ sızlanmasının yanıtıdır.
75 yaşındaki Kıymet Teyze.
Ben, ’Kıymet Teyze Türkiyesi’nde yaşamak istiyorum.
Yıllardır park olan arsa özel bir şahsınmış. İmar durumu verilmişmiş. Ticaret merkezi yapılacakmış. Hukuka uygunmuş.
Hukuka uygun, öyle mi?
Yeşile uygun değil, parka uygun değil, insana uygun değil ama hukuka uygun, öyle mi?
Hukuka uygun ama adalete uygun değil.
Hukuka uygun ama insana uygun değil.
İnsana hizmet etmeyen hukuk.
Adalete hizmet etmeyen hukuk.
Nereye kadar? Ne zamana kadar? Daha ne kadar?
İşte, sandalyeyi parkın ortasına koyacaksın.
Kepçenin önüne oturacaksın.
Kıymet Teyze’nin ellerini öpüyorum.
O fotoğrafı da gözümün önüne koyuyorum.

* * *
Muharrem İnce’nin gözlerinden öpüyorum.
Gitti, Yalova’nın asıl kazananını buldu çıkardı.
Arkasından Üsküdar’a geldi. Müftünün sandıklarına el attı.
İşte, mücadele budur. Böyle yapılır.
CHP’nin İstanbul milletvekilleri nerede?
Bu seçimler bitmedi, bitmeyecek de.
O yolsuzluklar kapanmaz, kapanmayacak da.
O rüşvetler, o yalanlar, o yaygaralar yetmez, yetmeyecek de.
AKP bile o kamburu taşıyamayacak.
Dürüstlük, doğruluk her zaman kazanacak.
İnsan haysiyeti her zaman kazanacak.
İnsan vicdanı her zaman kazanacak.
Trafolara giren kediler gülüp duruyor.
Neden öteki akşamlarda trafolara bir şey olmuyor?
Seçim sonuçlarından çok daha önemli olan nedir?
Toplumun hiçbir kurumuna, hiçbir yetkilisine güvenin kalmamasıdır. AKP’lisi bile güvenmiyor da ya bilmezden geliyor ya da bizimkiler yapıyorsa yapsın aralığına sığınıyor.
Bu toplum bu yükü taşıyamaz.
Bu yük, utandıran bir yüktür.
Bu yük, insan onurunu zedeleyen bir yüktür.

* * *
İnsan yokluğa dayanır.
İnsan güçlüğe dayanır.
İnsan zulme de dayanır.
Ama,
İnsan onursuzluğa dayanmaz.
İnsan suç aracılığına dayanmaz.
İnsan kendi işlediği suça bile bir gün gelir, dayanamaz.
İnsan suça ortak edilmeye dayanamaz.
İşlemediği suçun ortaklığına hiç dayanamaz.
Görülecektir.

* * *
Kıymet Teyze’nin Türkiyesi’nde yaşamak istiyorum.
Yemyeşil, temiz, aydınlık Türkiye’de yaşamak istiyorum.
Dürüst, temiz, namuslu insanlarla yaşamak istiyorum.
İnsanın insana güvendiği bir toplumda yaşamak istiyorum.
Çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, erkeğiyle.
Sevgiyle, saygıyla, güvenle, ahlaklı insanlarıyla.
Üreterek, yaratarak, paylaşarak, özgür yaşamak istiyorum.
Yaşamak böyle yaşamaktır.
Gerisi, oksijen israfı…

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın

KİMLİK KAYBI KORKUSU

 

partenza

 

 

 

 

 

 

Herkesin merak ettiği konu şuydu:
‘Ortaya çıkan bunca şeye karşın, rüşvetler, yolsuzluklar, bunları örtme çabaları, savcıları görevden almalar, polislerin yerini değiştirmeler vb. şeylere karşın AKP neden gene yüksek oy alıyor?’. Gerçekten de meraka değer.
Bu yazıyı seçimden önce yazıyorum, elbette sonucu bilmiyorum ama her koşulda AKP oylarında dramatik bir düşüş beklenmiyor.

Neden?

Halkın kolayca kandırılabilmesi mi?
Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel karizması mı?
‘Lafa bakmam, icraata bakarım’ klişesi mi?
Makarna, kömür, para destekleri mi?

Her etkenin bir ölçüde payı olabilir ama neden halkı ‘onlar’ kolayca kandırıyor da ‘bunlar’ kandıramıyor? diye de sormak gerekir.
Erdoğan’ın kişisel karizması vardır.
Ama öteki liderlerin de değişik tipte ve ölçüde etkileri var.
İcraatın pek ölçülüp biçildiğini sanmam.
Yoksula destek bir ölçüde etkili olabilir.
Ama seçimler aslında ‘ahlak, dürüstlük, doğruluk’ temelinde yapılmış seçimlerdir.
AKP’ye oy veren ahlaklı, dürüst, doğruluktan yana seçmen de içinde bir burukluk, bir duralama geçirmiş olmalıdır.
Gene de bu burukluğu, bu duralamayı aşıp sandıkta neden mührü ampüle basmıştır?

Bu düğüm nasıl çözülür?

* * *
İnsanlar nasıl karar verirler?
Karar sürecini neler etkiler?
Psikoloji araştırmaları göstermiştir ki, insanların verdikleri kararlar genellikle ‘mantıklı kararlar’ değildir.
Bu kararları etkileyen bir çok etken var. Bunlar:
Önyargılar,
Kompleksler,
Sabit fikirler,
Elindekini kaybetme korkusu,
Kimlik kaybı korkusu, gibi etkenlerdir.

Kimde, bunların ve benzerlerinin hangilerinin karar sürecinde etkili olduğunu bilmek de olanaksızdır. Ama ülkemizde, ’toplumsal kimlik’ olağanüstü önemli olduğu için bu kimlik bir biçimde oluştu mu, kaybı da kişiliğin kaybı gibi korku yaratır.
Kültürümüz ‘birey kimliği’ yaratmadığı, bu kimliği olumlamadığı için de ‘toplumsal kimlik’ çok büyük önem taşır. Onun için de ‘hemşerilik’, ’tanınmış ailelerden olma’, ’takımdaşlık’, ’yandaşlık’ çok büyük önem taşır, bunların dışında kalma, bunların dışına çıkma büyük korku yaratır. Terkedilme, yalnız bırakılma, dışlanma korkusudur bu.

Kimlik kaybı korkusu budur.

Bu nedenle de, bizim toplumumuzun insanı, ‘daha güvenilir yeni bir kimlik’ bulmadıkça, eski kimliğine sımsıkı yapışır ve her şeye gözünü kapatarak o kimliğinin peşinden gider.
AKP, yandaşı için böyle bir kimlik olmuştur. Bu kimlik ‘dindar, güçlü, dediğini yapan, yandaşlarını yalnız bırakmayan, güvenilir’ özellikler taşır. Hele de özgüveni düşük bireylerin toplumunda bu kimlik etkilidir.
Toplumun genelinde, ’onlar söylesin, ben yapayım’, ’onlar yapsın.ben uyayım’ kurallarını yaşamının rehberi yapmış kişiler için bu kimlik çok uygundur.
İşte, AKP’ye oy verenler için, bu ‘kimlik kaybı korkusu’ çok önemli bir psikolojik nirengi noktasıdır.

AKP’nin karşısındaki partinin kazanması için, oy istediği kişilere ‘daha güvenilir, daha güçlü, daha ona ulaşan, daha değerli bir kimlik’ verebilmesi gerekir. Böyle bir kimliği verebileceğine oy istediği kişileri inandırması gerekir.

Böyle bir değişim olabilir mi?

Elbette olabilir.

Bu da, ’bireysel ve toplumsal korkuyu yenebilmek’le olacaktır.
Doğru bildiğiniz yolda cesaretle yürümek.
Her türlü engeli aşacağınıza ilişkin kararlılık.
Bu kararlılığı sürdürecek sarsılmaz irade.
Doğruları cesaretle toplumla paylaşmak.
Bütün bir toplumu hedefinize götürmek.
Bıkmadan, yorulmadan, korkmadan yürümek.
İşte, liderlik de budur, rehberlik de budur.
Toplum bunları yaptığınız zaman size güvenir, arkanızdan yürür ve güvenilir kimliğine kazanır.
Yanlış yolda yürüyenlerin enerjisi kimseyi şaşırtmasın.
Doğru yolda yürüyenlerin enerjisi her zaman kazanmıştır, her zaman da kazanacaktır.
Yeter ki, kazanmak için yola çıkanlar, neyi neden kazanmak istediklerinin bilincinde olsunlar.
Çözülmeyecek sorun, varılmayacak hedef yoktur.

Atatürk’e bakın; yaşadıklarına bakın, yaptıklarına bakın, hepsini görürsünüz
Atatürk’ü anlayın, taklit etmeyin.
Atatürk’ü tekrarlamayın, analizlerini anlayın.
Atatürk’ü tüketmeyin, üretin.

Bugünde kalmayın, yarını yaratın.

Gelecek onu hakedenlerindir…

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın

KİME OY VERMELİYİM? VE NEDEN?

Secim_Sandigi_Fotograf_Camliyayla_33

 

 

 

 

 

 

 

Önce, neden oy verdiğimi düşünmem gerekiyor?
Kendime yakın gördüğüm partiye oy vermek mi istiyorum?
Partiye kızdığım için mi oy vermek istiyorum?
Partimi artık beğenmediğim için mi oy vermek istiyorum?
İktidarı değiştirmek için mi oy vermek istiyorum?
Bir görev duygusuyla mı oy vermek istiyorum?
Yoksa oy vermek içimden gelmiyor mu?
Önce bunu bilmem gerekiyor.

* * *
Kararım:
İktidarı değiştirmek için oy vermeliyim.
Oyumu duygularımla değil, akılcı ve soğukkanlılıkla vermeliyim.

* * *
İşçi Partisi’ne oy vermeli miyim?
İşçi Partisi’nin enerjisi yüksek. Üyeleri canla başla çalışıyor.
Gençlik örgütleri çok çalışkan.
Seçim stratejilerini eleştiriyorum. Sola yönelik eleştirilerini hem içerik hem üslup bakımından yanlış buluyorum. Eğer Meclis’e girme şansları olsa düşünülebilir ama bu seçim sistemi ile olanaksız görülüyor. Ona vereceğim oy AKP’nin işine yarayacaktır.

* * *
TKP en ilkeli siyasal kuruluş olmalıdır. Öyle midir, değil midir, yakından bilmiyorum. Ona verilecek oy da AKP’nin işine yarayacaktır.

* * *
CHP’ye oy vermeli miyim?

CHP, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde ‘kitle partisi’ olma stratejisi izliyor. Yalnız kendi oylarını değil, öteki partilerin oylarından kendi söylemlerine gelecek oyları da istiyor. Kitle partisi bu demek.

Kitle partisi olarak kurguladığı seçim stratejisi ve buna bağlı söylemleri ilkelere çok bağlı yandaşlarının eleştirilerine yol açıyor. Elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerine aykırı bir CHP düşünülemez. Ancak vurgular, zaman zaman beklentilerden farklı yerlere kayabilir, kaymaktadır da.

AKP’nin CHP’ye yönelttiği ve el altından solu da kışkırttığı eleştiriler, ABD ile anlaşma ve Fethullah Gülen cemaatinin desteğini alma konusu, içeriği olmayan seçim malzemeleridir.

AKP, bugüne kadarki bütün iktidarını bu iki etkene borçludur. ABD’nin desteği ve Fethullah Gülen ittifakı AKP iktidarının temel direkleridir. Şimdi bu destekle rakibini suçlamak gülünç. Türkiye’de iktidar olmak isteyen siyasal güç ABD faktörünü dikkate alacaktır. Burada önemli olan Türkiye’nin onurlu bağımsızlığının ve ülke çıkarlarının temsil edilmesidir ki AKP bütün iktidarında hiçbir zaman bu temsil görevini yapmamıştır.

CHP’nin Fethullah Gülen tarafından desteklenmesi savı da 17 aralık operasyonundan sonra ortaya atılmıştır. 17 aralık operasyo-nunun önemi, kim tarafından ortaya atıldığı değil, ortaya nelerin çıktığıdır. Bu sürecin Gülen cemaati tarafından başlatılması önemini azaltmaz. Bunu söylemek de kimseyi ‘cemaatçi’ yapmaz. Rüşvet ve yolsuzluk olaylarını kapatmak için Fethullah Gülen’e ve cemaatine saldırmak ise AKP’yi bu töhmetten kurtarmaz.

CHP, elbette sonuna kadar bu yolsuzlukların peşinde olacaktır.

* * *
DSP için ne düşünmeliyim?
DSP’nin varlığını neden sürdürdüğünü bilemiyorum. Geçmişte varlığının nedenleri –tartışmalı olsa da- olabilirdi, ancak bugün bir neden göremiyorum ve bulamıyorum.

* * *
MHP’ye gelince. AKP’nin Kürt politikasına en açık muhalefeti yaptığı için oyları artmaktadır ve artacaktır. Çünkü, AKP’nin politikasının sonu, özerk Kürdistan’dır ve bu görülmektedir. Buna karşın, şimdiye kadar ne zaman AKP’nin başı sıkışsa MHP yardımına koşmuştur, bu da güven kırıcıdır.

* * *
BDP, bölgesinde ve artık başka bölgelerde de ‘etnik milliyetçiliğe dayalı’ politika yapmaktadır ve şimdiye kadar çok başarılı olmuştur. AKP ile kimi zaman ittifaka kimi zaman tehdide dayalı bir ilişki ile bölgede güçlenmiştir. ABD ve AB ile de dış destekleri vardır. AKP ile pazarlığı sonuna kadar sürdüreceklerdir.

* * *
Kararım:
Siyasal iktidarı değiştirebilmek için, oyumu CHP’ye vereceğim.
Vereceğim oy kurumsal oydur ve adaylarla ilgili olmayacaktır.
Eğer CHP, bir yerde kendi dışında bir sol partiye verilecek oylarla kaybederse ve orada AKP kazanırsa bu durumun tarihsel bir sorumluluğu olacaktır.
Bu seçimde oy vermenin tarihsel sorumluluğunu hiçbir bilinçli yurttaş unutmamalıdır.
Bugünün sorumluluğu budur…

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın

BERKİN VE İNSANLIK

Berkin Elvan

Bir çocuk öldü ve insanlığın yüreğine gömüldü.
Berkin Elvan artık bir simge.
Haksız hukuksuz bir şiddetin kurbanı olan bir simge.
Hastalıklı bir öfkenin yol açtığı acı ölüm.
Artık vicdanlı yüreklerde kanayacak bir yara.
İyi de vicdan nedir?
Vicdan merhamettir.
Vicdan, kendisinden başkasını da görmektir.
Vicdan, kendisinden başkasına da hak vermektir.
Vicdan, birisine yapılan haksızlığı kabul etmektir.
Vicdanın temeli keşke din olsaydı!
O zaman dindar olduğunu söyleyenler bu kötülükleri görmezden gelemezdi.
Bu kötülükleri yapanların peşinden gitmeyi ‘ama onlar dindar’ diye içine sindiremezdi.
Vicdanın temeli merhamettir.
Vicdanın temeli gerçeği görmek, kabul etmektir.
Vicdanın özü ise ‘insanlık bilincidir’.
İnsanlık bilincine sahip olmayanda vicdan yoktur.
Onun için de nice insan vardır ki kendini vicdanlı sanırken en büyük vicdansızlıkların desteği olur.
Berkin öldü ve insanlık bilincine gömüldü.
Artık ‘o’ yattığı yerde vicdansızların cezası olacaktır.

* * *
Türkiye tarihinin en karanlık günlerine sürükleniyor
İktidarda olan kontrolsüz güç ülkeyi cepheleşmiş şiddete sürüklüyor.
İktidarı kaybetme korkusu artık her türlü kuralı yakıp yıkarak gücü elinde tutmayı amaçlıyor.
İktidara gelişleri çok kolay olmuştu.
Gidiş çok zor olacak görünüyor.
Bu arada hiç beklenmeyen gelişmeler olabilir.
En kötüsü, kışkırtılmış kitlelerin çatışmasıdır.
Bir çok yerde bu çatışma küçük ölçeklerde yaşanmaktadır,
Daha büyük çatışmalar önlenemez boyutlara ulaşabilir.
Bu noktaya gelmemenin önündeki engel toplumsal sağduyudur.
AKP içindeki sağduyulu liderlere büyük görev düşmektedir. Böyle insanlar elbette vardır ve sorumluluk almalıdırlar. Ülkenin böyle tehlikeli yerlere gitmesine karşı çıkmalıdırlar.
AKP sadece Başbakan’dan ibaret değildir ve olmamalıdır.
AKP seçmeni için de sağduyu çok önemlidir.
Ülkeyi iç çatışmaya sürükleyen bir tutumun yanında, arkasında yer almamalıdırlar.
Yanlışı desteklememek yanlışı yapanları da uyaracak doğru bir davranış olacaktır.
Ama, yanlışa ses çıkarmamak, katlanın beklemek o yanlışa ortak olmaktır ve sorumluluğu büyüktür.

* * *
30 Mart gerçekte bir seçim mi olacaktır?
Yoksa, bir ayrışma, bir bölünme mi olacaktır?
Bunu belirleyecek olan da toplumsal sağduyudur.
Bilinçli kararlılık bu sağduyuyu temsil edecektir.
Bu sağduyu AKP iktidarına son verecektir.
Bu değişim AKP’nin de kendi yanlışlarını görme fırsatını yaratacaktır.
AKP’nin bir dönem daha iktidarda olması mı?
Tehlikeli bir çıkmazdır.
Görünen budur…

 

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın

KADIN SORUNLARI VE POLİTİKA

Marilena Nardi İtalya

Kadın sorunları politikanın birincil konusudur.
Çünkü, kadın sorunları bir ülkenin sosyal dokusunu en iyi yansıtan alandır.
O sosyal dokuyu, o dokunun neler ürettiğini en iyi kadın sorunlarında görebiliriz.

Kadın Cinayetleri:
Kadınların erkekler tarafından öldürülmeleri olan bu dehşet verici olgu neredeyse günlük haberler olmuş durumdadır. Erkekler tarafından kurşunlanan, bıçaklanan, boğulan kadınlar ne yazık ki ya ayrıldıkları ya da ayrılmak istedikleri eşleri tarafından öldürülmektedir. Bu durumun nedeni de ‘kadınların ayrılmak istemeleridir’.

Kadının Ayrılma Hakkı Var mı?:
Sorun bu hakkın tartışılmasını zorunlu kılmaktadır.
Kadının eşinden ayrılma hakkı var mıdır?
Ayrılırsa yeniden başka bir ilişki kurma hakkı var mıdır?
Dahası, bir kadının kendisini sevdiğini söyleyen birine ‘hayır’ deme hakkı var mıdır?
Kağıt üzerinde, yasa önünde elbette kadının bu hakları vardır ama gerçekte, bu hakkın kadına sosyal alanda tanınması çelişkilidir.
Dinsel kökenli geleneksel politikalar bu hakka sıcak bakmaz. Bu politikalar yapıları gereği ‘erkek egemen’dir. Bu anlayışa göre ‘erkek her koşulda haklıdır, kadının görevi erkeğine itaat etmektir. Eğer bu itaati göstermiyorsa başına gelenlere razı olacaktır. Açık açık söylenmese de, üstü örtülü söylem budur. Onun için de boşanmalara, ayrılmalara bağlı kadın cinayetlerine AKP ve sağ politikacılar karışmazlar. Bu olayları polisiye tarafından gördükleri bellidir. Hiçbir devlet yetkilisi bu olaylara yakın durmamış, açıkça bu olayları içtenlikle kınamamıştır.Bu olaylara karşı çıkması gereken ve karşı çıkan politikalar laik politikalardır. CHP için bu konu birincil plana taşınmalıdır.

Çocuk Gelinler sorunu:
Bu konu da, feodal yapının yarattığı sosyal dokunun ürünüdür. Kadın hakkındaki kararı ailenin erkek büyüğünün vermesi, bunun sonucunda da çocuk yaşlardaki kız çocuklarının gelin yapılması başka bir sosyal yaradır ki ancak ‘laik ve çağdaş kadın haklarından yana politikalar’ tarafından ele alınıp önlenebilir. Kürt halkı adına mücadele eden politikacıların bu sosyal konuda neden suskun kaldıkları sorgulanmalıdır. Gene AKP’nin neden bu sorunu içtenlikle ele almadığı bilinmelidir. Bu konu da CHP tarafından ele alınması gereken birincil konular arasındadır.

Kadınların Seçme ve Seçilme Hakları:
Atatürk Cumhuriyeti’nin ilk sağladığı haklardan olan bu evrensel hak da, geleneksel dinsel politikalar tarafından erkeklerin el koyduğu bir hak olarak çalışmaktadır. Erkeğin istediğinden ayrı bir oy kullanmak ancak laik ve çağdaş kadının yapabileceği bir şeydir. Halkın geleneksel-dinsel politikaların peşinden giden kadınların oyu erkeklerin oyunu ikiye katlamaktan başka bir sonuca yaramamaktadır.

Kadının Çalışma Hakkı:
Bu hak da erkek egemen politikalar altında ‘erkeğin rızası ve erkeğin isteği’ ile kullanılabilmektedir. Geleneksel-dinsel politikalar ‘kadının yerinin kocasının evi’, ’kadının işinin çocuk doğurmak ve büyütmek’ olduğu yönünde güdülmektedir. Kadının çalışma hakkı da ancak laik, çağdaş, demokratik politikalar tarafından desteklenmekte, işlerlik kazanmaktadır.
* * *
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bütün bunlar gene çağdaş, laik, demokrat kadınlar tarafından ele alınacak, konuşulacak ancak bütün kadın kamuoyuna iletilemeyecektir.

CHP başta olmak üzere bütün sol partiler, İşçi Partisi, ÖDP, Emek Partisi, TKP kadın sorunlarını öncelikli maddeleri olarak belirlemeli, en somut örneklerle topluma iletmelidirler.

Kadın hakları bir toplumun uygarlık ölçeğidir.
Uygarlığın ölçekleri ne sokaklarda dolaşan otomobillerin markası ne de yükselen yapılardır.

Uygarlığın iki ölçeğinin birincisi: Kadınların laik, çağdaş, demokratik haklarının sağlanmış olması; İkincisi: Gençlerinin özgürce düşüncelerini açıklama, yayma, toplanma haklarının sağlanmasıdır.
Bu iki hakkın sağlanmadığı, verilenlerin de geri alındığı bir ülkenin uygar olduğunu iddia etme hakkı bile yoktur. Önümüzdeki seçimlerde seçeceğimiz, geleceğimizdir…

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın

ZİHİNLERE BLOKAJ

liveimages-5cyenifotoanaliz-5cbeynin-209-20s-c4-b1rr-c4-b1-5cbeyin

 

 

 

 

 

 

 

Başbakan ile oğlu arasındaki telefon konuşmaları gerçek mi yoksa montaj mı?

Konuşmaların yapılmadığı söylenemiyor ama bunu geçelim.

Elbette ortaya çıkan durum akılları zorlayacak derecelere varıyor.

Kim tarafından ne niyetle ortaya çıkarıldığından çok daha önemli olan, yapılmış olanlardır elbette. Ancak bundan da önemlisi, dudak uçuklatan olay, AKP ve Başbakan yandaşlarının olaya ilişkin yorumlarıdır.

‘Gerçek olsa bile halk inanmıyor’. Bu sözleri halkın içinde olduğunu söyleyen bir AKP milletvekili, bir profesör söylüyor. Üstelik söylediği de doğru, AKP yanlısı kişiler içinde de ‘yok canım, baksana iftira işte, montaj bunlar’ diyenler var.

Aslında böyle diyenin de demeyenin de aklı bulanmış durumda ama inancını sürdürmesi için, bir biçimde kendini haklı çıkaracak nedenler bulmak zorunda.

Kendini kandırmanın binbir yolu var.
Ama kendini kandırmak için zorunlu tek yol ‘zihinsel blokaj’dır.

‘Zihinsel blokaj’ nedir?

* * *
Günlük hayatta da çok yapılan bir şeydir ‘zihinsel blokaj’.

Gider bir yerden bir çanta alırsınız.
Sonra başka bir yerde aynı çantayı daha ucuza görürsünüz.
Şimdi kendinizi ‘yeteri kadar incelemediğiniz için akılsızlıkla’ suçlamanız gerekir.
Bundan kaçınmak için kendinizi aldığınız çantanın ‘daha iyi olduğuna inandırırsınız’.

Bu zihinsel işlemde mukakemenizi durdurursunuz.

Çünkü, muhakeme, neden-sonuç ilişkisini tarafsız bir kesinlikle işler, size nedenden sonuca giden yolu gösterir.

Muhakemenizi durdurmadan akıl dışı işler yapamazsınız.

Oysa yaptığınız işlerin içinde pek çok akıl dışı iş vardır.

Reklamların, propagandanın, insanları şaşırtmanın temel zihinsel mekanizması budur:‘zihinsel blokaj’.

Bunu yapmanın en sonuç alıcı yolu da ‘kişiyi inandırmaktır’.

İşte, inanç ile bilincin farkı buradadır.

İnanç, ‘zihinsel blokaj’a dayanır.

Bilinç, ‘zihinsel işlerlik’e dayanır.

Zihniniz işliyor, muhakemeniz açıksa, olayları neden-sonuç ilişkisi ile anlar, gereğini düşünür, doğru sonuca varırsınız.

Zihniniz durdurulmuş, mukakemeniz dondurulmuş ise, inandığınız kişi nasıl isterse öyle düşünür, öyle anlar, öyle davranırsınız.

‘Zihinsel blokaj’a uğramış kişi, artık robotlaştırılmıştır.

Bir toplumun robotlaştırılması ise en büyük tehlikedir. Çünkü artık o toplumda ‘kitlenin denetimi’ söz konusu değildir. Eğer bir toplum, seçtiği kişileri denetleyemiyorsa, o toplumda demokrasinin kurulması, yaşatılması söz konusu olamaz. O toplumun içinde olacağı sistem ancak ‘otokrasi’dir.
Hitler Almanya’sı böyle yaratılmıştır.
Mussolini İtalya’sı böyle yaratılmıştır.
Ama hiç birisi de sürüp gidememiştir. Çünkü kendi başlarını da, yönettikleri ülkeleri de belalara sürüklemiş, yıllarca çekilen acılara neden olmuşlardır.

Bizim sürüklendiğimiz en büyük tehlike de budur.

Tehlikenin özü budur, robotlaşma.

Çözümü de aynı yoldan gelecektir.

‘Zihinsel blokaj’a karşı ‘zihinsel canlılık’.

Aklı çalıştırma, nedenleri ortaya koyma, sonuçları açıklama, bıkmadan usanmadan toplumu akla çağırma, aklı uyarma, aklı destekleme.

Bilinçli toplum yaratma.

Asla boşuna çaba değildir.
Asla, sonuç vermeyecek uğraş değildir.
Bunu böyle görmek, böyle göstermek ‘zihinsel blokaj’ın sinsi bir biçimidir.
Dikkat!
Her şey toplumla.
Her şey halkımızla.
Her şey insanla.
Sonuç alınacak yol budur…

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın

PARALEL MİLLET

paralel dogrular ornek (1)

PARALEL MİLLET DE VAR MI?

Evet, paralel millet de varmış, ortaya çıktı.

Bu millet AKP’ye oy veren paraleldir ki; bir soruya yanıt olarak ‘evet, yolsuzluk da var, rüşvet de, öğrendik ama oy verdiğimiz partiyi değiştirmeyi düşünmüyoruz’ demişlerdir. Böylesine körükörüne sadakat gösterenler oldukça olan bitene şaşılmaz.

İkinci paralel, Başbakan söyledi, cemaat paralelidir. Aslında bu oluşuma paralel değil de ‘ortak payda’ demek daha doğru olur ya. Şunca zamandır el birliği yol birliği yapanlara paralel denmez ki. Haydi işi matematik dersine çevirmeyelim.

Sonraki paralel,‘ben yerim, başkasına yedirmem’ paralelidir ki bu da AKP iktidarına destek olur.

Sonraki paralel, ortada görünmeyi seven sorumluluk kaçkınlarının yer aldığı paraleldir: ‘Al birini vur ötekine, birbirinden ne farkı var, ben oy falan kullanmam’ takımıdır ki AKP’nin arayıp da bulamadığı destektir.

Bir başka paralel üst düzey çıkarlar paralelidir. ‘Tamam abi, emrin olur abi, bizim hatamız abi, gözden kaçmış abi, bir daha olmaz abi’ paralelidir. ‘İhale almadık ama verelim de biz de alırız canım’, ’emri yapanlar unutulmaz, biz de yolumuzu buluruz elbette’ paralelidir ki al gülüm-ver gülüm denklemine girer.

‘Tek bayrak, tek cumhuriyet’ paraleli MHP tabanına yöneliktir ki yeri geldikte destek olacaklardır.

‘Ne Türküm-ne Atatürküm’ paraleli geçmişi silme paralelidir ki burada dincilerle etnik kökenciler yer alır.

Asıl paralelise, dile getirilmeyen ‘özerk Kürdistan’ paralelidir.

Neden mi?

* * *
Paraleller hiçbir zaman buluşmazlar.
Trenler bu nedenle çarpışmaz, tren yolları paraleldir.
AKP ve cemaat paralel değil, ortak paydadır.
Asıl paralel, ’özerk Kürdistan’ paralelidir ve AKP bunu çok iyi bilmektedir, çünkü eser onlarındır.
Dile getiremezler, yaygın tepkiden çekinirler, adını ‘çözüm süreci’ koymuşlardır, doğrusu ‘çözülme sürecidir.
Proje ABD projesidir, program AKP tarafından yürütülmektedir. Bu durum, Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesi projesidir.
Paralel millet böylece gözler önüne serilmektedir.

* * *

Biz hangi paraleldeyiz?
Biz, 38. ve 45. paralellerdeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’de çizilen sınırlarının içindeyiz.
Biliyoruz, görüyoruz, görev başındayız…

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın

SUÇBİRLİĞİ KOLAY DA GÜÇBİRLİĞİ NEDEN ZOR?

güçbirliği

Suçbirliği her zaman çok kolay oluyor.
Ortak amaçlar, ortak çıkarlar kolayca bir araya geliyor. Sonrası yaşananlardır.
Ama güçbirliği her zaman çok zor oluyor.
CHP içinde bile güçbirliği oluşamıyor.
Yerel seçimler partiyi karıştırıyor.
Aday seçimleri dağılmalara yol açıyor.
Demek ki partide bir ortak ilke sorunu var.
Bir partide, bir oluşumda, paylaşılmış ortak ilke yoksa, iş gelir, koltuk paylaşımına dayanır.
Bu da dağılmalara yol açar.
Normal koşullarda bu gelişmeler de normaldir.
Ayrı partiler, kendi kimlikleriyle seçime girer.
Kendi ilkeleri, kendi adayları, kendi yöntemleri vardır.
Bu farklılıklar seçme zenginliği yaratır.
Demokratik seçimlerin erdemi buradadır.
Ama bugün, o gün değildir.

* * *
CHP, oy oranını yükseltme çizgisindedir.
Seçimi kazanması ülkenin kaderini değiştirecektir.
İşçi Partisi hareketlidir, enerjisi yüksektir, üyeleri çok aktiftir.
DSP işlevi zayıf ta olsa varlığını sürdürmektedir.
TKP en ilkeli parti olmalıdır.
CHP dışındaki partilerin seçim barajını aşma şansları ya yoktur ya da zayıftır.
Bu durumda güçbirliği nasıl yapılabilir?
CHP öncülük etmeli, çağrı yapmalıdır.
Güçbirliği AKP iktidarını değiştirmenin tek anahtarıdır.
Soldaki bütün partiler bu çağrıya yanıt vermelidir.
Bu seçimde hiç bir aday kendini öne sürmemeli, partisi için çalışmalıdır.
Aday seçimleri yanlış olabilir.
Seçilen aday en uygun aday olmayabilir.
Bunun tartışması daha sonraya bırakılmalıdır.
Parti içinde de, partiler arasında da güçbirliği yapılmaması AKP iktidarının sürmesi demektir.
AKP iktidarı, kendisi için bile zararlıdır.
Ancak AKP iktidar olmaya mahkumdur.
Öyle bir yola girmişlerdir ki, iktidardan düşmek, siyasal sonları olacaktır.
Bunu bilerek her yola başvurarak iktidarda kalmaya çalışacaklardır. Bu seçimler normal demokratik seçimler olmayacaktır.
Ülke çok tehlikeli bir dönemeçtedir.
Yolsuzluklar, rüşvetler ortaya çıkmıştır.
Iktidar ittifakı bozulmuştur.
Iktidar bocalamaktadır.
Ülke bu iktidarın tutumuyla bölünmüştür.
Dış politika iflas etmiştir.
Ekonomik dengeler altüst olmuştur.
AKP iktidarı düşmemek için her yola başvuracaktır.
Iktidarı değiştirmenin tek yolu GÜÇBİRLİĞİDİR.
Güçbirliği yapmamak, AKP’ye iktidar yolunu yeniden açmak demektir.
Bunun tarihsel sorumluluğu vardır.
Ankara Belediye Başkanlığı geçmişte CHP ile DSP çekişmesi yüzünden AKP’ye kaptırılmıştır.
Unutulmasın ki AKP’nin umudu karşısındaki güçlerin dağınıklığıdır.
AKP bugün kendi yandaşlarını bile ikna etmekte zorluk çekmektedir.
Bugün ülkenin kaderini değiştirme olanağı vardır.Bu olanak heba edilmemelidir.
GÜÇBİRLİĞİ.
İş işten geçmeden…

Gazete Yazıları içinde yayınlandı | Yorum yapın

Müziğin Çocuk Kalbi Anadolu’da

 

Doğuş Çocuk Orkestrası

Akşam Gazetesi Yazarı Sn. Seray Şahinler’in “06 Şubat 2014″ tarihli yazısından…

Bugüne kadar ünlü piyanistlerimiz Fazıl Say ve Gülsin Onay, ünlü keman virtüözü Alexander Markov, efsane gitarist José Maria Gallardo Del Rey gibi isimlerle sahne alan DÇSO, bu kez Anadolu’da. Şefliğini Rengim Gökmen’in üstlendiği, yaklaşık 90 öğrenciden oluşan DÇSO, yarın akşam 19.30’da Şanlıurfa Belediyesi Nikah ve Konferans Salonu’nda gerçekleşecek konserin ardından, cumartesi günü Gaziantep Şehit Kamil Kültür ve Kongre Merkezi’nde sahne alacak. Çoksesli evrensel müziği çocuklara kendi yaşıtları aracılığıyla sunan DÇSO’nun konserleri ücretsiz olarak gerçekleşecek. Konser öncesi şef Rengim Gökmen ve orkestranın psikolojik danışmanı Erdal Atabek’le konuştuk.

RENGİM GÖKMEN

- Bu zamana dek yerli ve yabancı birçok ünlü orkestrayı yönettiniz, halen Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Genel Müzik Direktörlüğü gibi iki çok önemli görevi sürdürüyorsunuz. Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nın sizin için kariyerinizdeki yeri ve önemi nedir?

Kuruluşundan bu yana Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nın Şefi ve Genel Müzik Direktörü olarak görev yapıyorum ve bu orkestranın bendeki yeri ve önemi çok ayrı. Çocuklar bizim geleceğimiz. Onların eğitimine çok dikkat ediyoruz. Onların mümkün olduğunca donanımlı yetişmeleri için elimizden geleni yapıyoruz dolayısıyla bu benim yaptığım en kıymetli işlerden birisi…

- Çocuklar için de sizinle çalışmak büyük bir şans. Sizin tarafınızda da çocuklarla çalışmak ayrıcalıklı bir deneyim olmalı… DÇSO’yu yönetmek nasıl bir duygu? Onlarla iletişime geçmekle, yetişkinlerle çalışmak arasında ne gibi zorluklar, farklılıklar var?

Yetişkinlerde bir bilgi donanımı var. Çocuklarla çalışmak ise bambaşka bir heyecan. Elinizde sunduğunuz her şeyi öğrenmeye hazır capcanlı zihinler var. Çalışmaya, daha çok çalışmaya hazırlar. Güçlerini hayallerini süsleyen mesleklerine olan tutkularından alıyorlar. Orkestramız, her biri kendi konservatuvarlarında çok kıymetli hocalarla çalışan ve belli bir müzik bilgisi seviyesine ulaşmış çocuklardan oluşuyor. Öğrencilerimiz için sadece teknik bilgiler ve müzik incelikleri edindikleri bir orkestra değil, işimizin adabını öğrendikleri bir platform olduğunu söyleyebilirim. Orkestramızın eğitim kadrosu Oğuzhan Kavruk, Tolga Taviş ve Hasan Niyazi Tura gibi önemli isimlerden oluşuyor. Orkestra üyelerimiz yıl içerisinde en az 2 ya da 3 kez gerçekleşen kamp dönemlerinde bir araya geliyor. Sonrasında gerçekleşen konserlerde ise öğrendiklerini deneyimleme, pratik şansı yakalıyorlar. Bu süreç, profesyonel kariyerlerine atılmadan önce çocuklarımız için oldukça önemli bir deneyim oluyor.

ERDAL ATABEK

- Çocuklar en çok hangi konularda sizinle iletişime geçiyorlar? Orkestradaki varlıklarının kişilikleri üzerindeki olumlu etkilerini ne şekilde açıklarsınız?

Genel olarak grup içinde oluşan iletişim sorunlarıyla ilgili, çalışma motivasyonları kırıldığında ya da kişisel bir sorunları olduğunda iletişime geçerler diyebilirim. Orkestranın bir üyesi olmak, her bir müzisyenimizin kişiliğinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamakta ve takım ruhuyla çalışma, ortak bir dil oluşturma gibi konularda kendilerini beslemektedir.

- Müziğin, özellikle klasik müziğin çocukların psikolojisi üzerindeki etkilerinden biraz bahseder misiniz?

Klasik müzik, çocukların zeka ve kişiliğini her yaşta olumlu etkiler. Müzikle uğraşmak, bir enstrüman çalmak, öncelikle oto-kontrol dediğimiz özdenetimi güçlendirir. Bu uğraşla kişi disiplinli olmayı öğrenir ve ölçülü hareketin önemini kavrar. Ayrıca bir orkestrada çalmak, kendi dışındaki müzisyenlerle birlikte çalmayı öğretir ki bu da anlayış, kendi dışındakine saygı gibi önemli kazanımları getirir. Bütün ailelerin ve öğretmenlerin çocukları müzikle uğraşmaya ve bir müzik aleti çalmaya teşvik etmesi çok önemlidir. Bu konudaki gözlemlerimi ve önerilerimi “Müzik Seni Çağırıyor” adındaki kitabımda da belirttim.

http://www.aksam.com.tr/yasam/kultursanat/muzigin-cocuk-kalbi-anadoluda/haber-282526

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın

İMAM ÇOK, CEMAAT YOKSA?

cemaat

 

 

 

 

 

Her kafadan bir ses çıktığı zaman söylenen sözdür.
Ülkemizde sol siyasetin tarih boyunca içine girdiği dağınıklığın ana özelliği bu olmuştur.
Sol siyaset kimi zaman ilkelerde anlaşamamış,kimi zaman yöntem tartışmalarında ayrılmış,kimi zaman da kişisel çekişmelerle dağılmıştır.
Sonuçta,sol siyaset ayrı güçler.birbirine karşıt güçler,tepkili gruplarla güçten düşmüş,başarıya ulaşamamıştır.
Buna karşın sağ siyaset her zaman ‘lider gücü’ ile kitleyi toplamış,tartışmaları içinde bastırmış,başarıya ulaşmıştır.
Gene öyle mi olacaktır?
Bu koşullarda da durum ayni mi olacaktır?
Gene şu sözler mi duyulacaktır:
Ben oy kullanmayacağım.
Oy verilecek parti yok.
Ben artık o partiye oy vermem.
O aday orda oldukça oy vermem.
Bunu mu buldular,başkası yok muydu?
Bu sözler sol seçmenin sözleridir.
Sandığa gidecek güç yeniden dağılmaktadır.
Ya sağ seçmenler?

* * *
Sağ seçmenin böyle tasaları yoktur.
Liderin verdiği kararı tartışmaz.
Adnan Menderes,’odunu aday göstersem seçilir’ demiştir. Dediğini de yapmıştır.
Süleyman Demirel tek adam olmuştur.
Şimdi,Recep Tayyip Erdoğan tek liderdir.
Her dediği olmaktadır. Her dediğini yaptır-
maktadır.
Sağ seçmen hiç bir şeyi tartışmayacaktır.
Seçim sandığına gidecek,gösterilen yere mührü basacaktık.
Bunu dinsel bir görev olarak yapacaktır.
Hiç bir şeyi sorgulamayacaktır.
Hiç bir şeyi tartışmayacaktır.
Siz tartışmaya başlayacaksınız.

* * *
Böyle demokrasi olmayacağını söyleyeceksiniz.
Bu sonucu bildiğinizi söyleyeceksiniz.
Ötekileri eleştireceksiniz.
Onların zaten solcu olmadıklarını söyleyeceksiniz.
Halkın geri kaldığını ya da bıraktırıldığını söyleyeceksiniz.
Bu toplumla demokrasi olmayacağını söyleyeceksiniz.
Doğru şeyler de söyleyeceksiniz.
Haklı olduğunuz yanlar da olacak.
Ama kaybetmiş olacaksınız.
Kahırlı masalarda dertleneceksiniz.
Birbirinize bakacak,böyle olmaz diyeceksiniz.
Nasıl olurda gene tartışma çıkacak.
Yürekleriniz ağırlaşacak.
Kaybetmenin yükü ağır olur.

* * *

Gelin,bu kez solun yazgısını değiştirelim.
Ortak tek ilke ‘seçimi kazanmak’ olsun.
Bütün seçmenlere ortak mesaj verelim.
Yurtta ve dünyada barıştan yana olalım.
Ülkede ayrımcılığı kaldıralım.
Yolsuzluk,hırsızlık,rüşvet kalksın.
Herkes kendi inancına sahip olsun.
Adaleti sağlayan yargı bağımsız olsun hem detarafsız olsun.
Güçler ayrımı gerçekleşsin.
Tek adam diktası bitsin.
Gelir dağılımı adaletli olsun.
Kimseye haksızlık yapılmasın.
Herkesi buraya çağıralım.

* * *
Oyları dağıtmayalım.
Ortak bir seçim platformu kurulsunhe.
Siyasal oluşumlar kimliklerini koruyarak seçim ittifakı yapsınlar.
Oylar tek hedefte toplansın.
CHP bu oluşuma öncülük yapsın.
Aday bencilliğine yer verilmesin.
Olamaz mı?
Seçim kazanılmaz mı?
Elbette olur.
Ve iktidar değişir.
Devam edelim.
Yollar bulalım.
Ülkenin kaderini değiştirelim…

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın